Roman ve Hikâye Üzerine Notlar -III- Romanın Üç Önemli Unsuru

Abone Ol

Roman üç unsurdan oluşur; dil, hikâye, kurgu. Son

yıllarda romancılar kurguya dönmeye başladılar. Cüneyt Ülsever e göre; romanda

eğer düğüm sonunda çözülecekse, ipucunda sonunda verilecekse bu kurgu falan

değil bu okurla alay etmektir. Birden bire hakkında ipucu verilmeyen bir kurgu

sonunda gerçek olarak önümüze konuluyor. Bu kurgu değil demektedir. Romanda

kurgu bakımından ipucu muğlâk da olsa bir şekilde okuyucuya hissettirilmelidir.

Bir bakıma yazarla roman arasında ilişkiyi sezdiren ve

yazarın daha iyiyi yakalaması gerektiğini hatırlatan Kemal Tahir;  Romanın temeli bilgi, büyük romanın temeli

bu bilgiyi de aşabilmektir der.

Bu anlayışı bizlere daha başka fikirler de

verebilir.  Örneğin roman sanatının zaman

içinde değişime uğraması, yeniliklere açık olması gerektiği gibi Her ne kadar

bugünde eski roman için sosyolojik, ekonomik, tarihi, psikolojik araştırmalar

yapmak Üstelik bu bilgileri romanın estetik süzgecinden geçirmek gerekli de

olsa günümüzde roman biraz daha modernleşme yolundadır. Bu bakımdan yazarlar

okurun bir tarih, sosyoloji psikoloji ders kitabı okuduğu sanısına kapılmaması

için eski kalıpları zorlama yoluna gitmektedirler.

Yazarların roman sanatında ne ile beslendikleri yazara

göre değişir. Roman yazarlarından Can Gürses yazama konusunda; Yazarlar

arasında fark yoktur çünkü hepimiz orta mekânımız olan edebiyatın insanlarıyız.

Kitaplarımızı birbirimize yadigâr bırakırız diyor. Kendi romanında da şiirden

beslendiğini belirtiyor. Roman ve şiir diğer edebi türlerde de olduğu gibi bir

birleriyle ilintilidir. Aradaki fark sadece yazarların bakış açılarıdır.  Can Gürses e göre de şiirsel bir romandan

daha ziyade şiiri olan bir roman yazıyor. Herkesin iyi edebiyat algısı

kendine. Benim için iyi şiir, şiirsel olmayandır. İyi romansa şiiri olandır.

Gürses romanda önemli bir hususa da dikkat çekiyor. O da romanı kusurlu hale

getirmek! Bunun sebebini de; Bir şey ancak kusurluysa güzeldir diye işaret

ediyor. Roman katılan çıplaklık (yalınlık), dürüstlük, saflık gibi değerler

metnin daha da değerli yapar. Çünkü bütün bu unsurlar olumlu ve olumsuz bir

mikyasta da gelişebilir. Diyaloglara ve görselliğe dayalı roman bir yere kadardır.

Roman hikâyedeki gibi küçük örgüleri güçlü bağlarla

işleyerek okura geniş bir alan içinde yolculuğa çıkarır. Romanda derinlik

yüzeye nasıl çıkarılabilir Yani okur romanı okurken sathilikten derinliği

derinlikten de sathiliği görebilmelidir. Bu haliyle roman insanda yeni

açılımlara neden olabilir. Romanda gerçeklik de burada kendine bir yer bulur.

Selim İleri bu konuda; Gerçeklikten kökleri sökülmüş romanlar birer satış

reçetesi sayılıyor. İşin tuhafı okur yadırganmıyor; yazan memnun okuyan

memnun. Yeni ufukların doğmasını sağlayabilir. Bizde ilk yayınlanan romanlarda

hayat ve insan ilişkilerinin derinliklerine inilmemiştir. Yüzeyde, yalnızca

konuların akışını belirten, canlılığını yitirmiş bir kurguya yer verilmiştir.

Bunun nedeni de okurların Tanzimat döneminin romanını (batı romanını) özetler

halinde tanımaya alışmasındandır.

Cumhuriyet dönemi Türk şirinde Necip Fazıl ın nasıl bir

yeri varsa; Türk romanı bakımından da Peyami Safa nın değeri vardır.  Romanımıza fikri, tahlili sokan Safa, Türk

romanında hassasiyet ve hayal zenginliğiyle kıyaslandığında halis fikir

kıtlığının görüldüğünü, bunun sebebi olarak da felsefe ve ilme açık olunmaması

olduğunu belirtir. Safa ya göre(yaşadığı dönem dikkate alındığında); kendine

bir mesele edinmiş gibi duran romancıların tek yaptıkları dışarıdan mesele

ithal etmektir. Yani sosyal gerçeklikle alakaları olmayan köy romanı

safsatacılarıdır. Ancak Türk romanı köy romancılığından çıkmış, batılılaşmanın

da etkisinde kalarak modernleşme yolunda önemli ölçüde bir değişime uğramaktadır,

denilebilir.

Roman yazarları ve roman kahramanları arasındaki ilişki

her zaman sorgulanır. Romandaki karakterler hem gerçekçi değildirler hem de

gerçek gibi geçmeleri bu haliyle romanla yazarın hemhal olma algısını,

gerçeğini yansıtabilir. Roman yazarı herkesin gördüğünü anlatabilir veya bunun

yerine, yerine göre gerçek üstü dünyaya da eserinde yönelebilir. Bu da şu demek

oluyor roman; gerçek ve gerçek üstü de yazılabilir.

Romanda dağınık yaşam kesitleri, konuyu toparlayamama

gibi bir durum; parçalı kurgusal yapısı okur için cazip gelmeyebilir. Bu

haliyle de böyle bir anlatım yazar için daima bir risk anlamı taşır. Bir

romanın nasıl okunacağını yazar kestirebilmelidir. Romanın okunabilmesi insan

zihnini nasıl zorlayacağını anlamalı, bunu tecrübe etmelidir. Bu bakımdan ilk

roman çoğu kez bir pişmanlık olarak yazarın kafasını meşgul etse de roman

yazımında nasıl bir yol izleyeceğinin de ipuçlarını verir. İlk roman sonraki

yazacağı romana bir bakıma yazara 

Referanstır, denilebilir. Roman yazımında bir

olumsuzluktan da söz etmeliyiz. O da tüm anlatımın sadece özetleme formunda

yazılmış olmasıdır. Özetleme bazı bölümleri bir birine bağlamak ve hatırlatmak

için kullanılır. Bu durumun yaygınlaşması romanının gücünü de olumsuz

etkileyebilir.   Aktüalite romanda yer

bulur. Geçmiş, yaşanılan an ve gelecek; soyut, somut, bilinçli ve şuur altı

hisler, fikirler romanda ne kadar yer buluyorsa olması muhtemel olaylar ve

hatta imkânsız düşüncelerde romanda kendini hatırlatır, kendini gösterir.

Romanda; şevk, heyecan, hareket, durgunluk her hal ve

şart romanda bir irade gücü gösterir. Romanlarda özellikle de merak unsurları,

mekânlar, olaylar mutlaktır. Aşksız, sevgisiz bir romanı düşünmek de imkânsızdır.

Romanda tipler ve karakterleri peşinen vermek de romanı

öldürür. İtiyatlar, insani durumlar romanın seyrinde görülür ve romana

zenginlik katarlar.

Romanların kısmi azamisinde de olsa basit duygu ve

fikirler kadar genellikle kültürel duyarlılık, hikmetli söz ve davranışlar

aydınlatıcı bir rol üstlenir.

Hikâyede olduğu gibi roman da hayatı vermelidir. Hikâye

de hayatın bir parçası, bir anı fazla ayrıntıya girmeden verilir. Romanda böyle

bir sınırlama yoktur. Ayrıntılar, fikirler, duygular, hayaller özellikle de

hiçbir kısıtlamaya gitmeden de verilebilir. Ancak yine de yazar romanda ne

kadar cömert olursa olsun bir kısıtlama olur. Roman insanı iyi, kötü yanlarıyla

tam anlatmalıdır. Hayatın her hali romanda yer alabilmelidir. Ancak yazar

okuyucuyu meraklandırmak ve eserini daha iyi okutabilmek için bazı yanlarını

kesebilir, silikleştirebilir veya romanın ileriki safhasında verebilir. Roman

aklın ve ruhun sularında gezer. Ancak her halükarda roman kendini okutmalıdır.

Her okunan romanın nitelikli olması da düşünülemez. Bu açıdan bakıldığında da

okuruna vakit kaybı da yaptırmamalıdır.

Bazı romanlarda gelenek ve yenilik, kuşaklar arası

çatışmalar, medeniyetten esintiler, değişim, dönüşüm ve tarihi bir durum olarak

romanda karşımıza çıkarlar.

Uyarlama Ve Popülist Roman

Öyle romanlar var ki filmlere ve dizilere uyarlanıyor.

Batı kendi kıstasları ve ölçüleri içinde bu işte başarılıdır. Bizdeki

uyarlamalar ise tam bir facia! Aslına uyulanlarda ne kadar romanı yansıtıyor bu

bile tartışmalı bir durumken uyarlamalar bir roman haline gelse  nehir

romanları bile geride bırakır(!...) Herhalde bir kütüphane dolusu gereksiz

kitap ortaya çıkar. Dahası ağaçlar boşuna kesilmiş olurdu. Uyarlamalar ne yazık

ki bin bir gece halk hikâyelerini geçer; hile, desise, aşk, intikam kabilinden kimin eli kimin kulağında olduğu

belli olmayan ahlak ve maneviyat mahrumu olarak karşımıza çıkar. Bu konuda

batıdan bir örnek vermek istiyorum.

SHERLOCK HOLMES (kitabın yazarı Conan Doyle) edebiyat

dünyasının vazgeçemediği bu tuhaf kahramanı her yıl beş milyon kitabı

basılıyor. Dünyada hakkında yazılan kitap sayısı on binleri buluyor. Sherlock

Holmes sinemada en çok canlandırılan bir karakter olarak Guinness Rekorlar

kitabına girdi ve 75 oyuncu tarafından 200 den fazla filme uyarlandı.

Bizde çekilen filmlerle batı ülkelerinin bizde başlattığı

kültür emperyalizminin Arap ülkeleri ve Türkî Cumhuriyetler olmak üzere

taşımacılığını yaparız.

Kitap sektöründen pay almaya çalışan yayınevleri son

yıllarda sayıları hızla artan popüler yazar ve kitaplara yöneldiler. Popüler

romanlara reklam romanları demek belki daha doğrudur. Kitaplar satış patlaması

yapsın da gerisi önemli değildir. Popüler kültür Türk kültür hayatını ne kadar

olumsuz etkiliyorsa popüler yazar ve kitaplarda gerçek Türk romanını,  okuyucusunu o derece etkilemektedir. Piyasa

romanları bazılarının da ifade ettiği gibi gerçekte küçük burjuvaların romantik

duygu dünyalarını sömüren soyguncu romanlardır.

Hülasa romanın gerçekçi olarak geniş kitlelerce kabul

görmesi popülizmden uzak, rant aracı olmadan hayal gücünü ileri seviyede

kullanılarak zeka ve cesarete yazılabilir. Romancı; eserlerinde okuyucuyu

çarpık ilişkilere yönlendirmek yerine yapılan hatalı göstermelidir. Merhamet,

cömertlik, muhabbet, çalışkanlık, tevazu, sadakat ve cesaret erdemlerini

kitabında işleyerek eserini zenginleştirebilir.

Her ne kadar Oğuz Atay Türk romanının sorunu kişiliktir.

İnsanımızın kişilik kazanma savaşının önemini henüz kavrayamamış olmasıdır.

Kendisiyle hesaplaşma diye bir kavramdan habersiz oluşundandır. Bunun için

romanımız düzmecedir dese de aradan geçen zaman içinde milli denebilecek

romanlar da yazılmaya başlandı.

Roman yazarı romanı çok iyi bilmeli; roman tekniği ve

incelemesi ile Türkiye nin geçirdiği kültür ve medeniyet değişiminin toplum

hayatına etkilerini, bu değişimin psikolojik ve sosyal sonuçlarını, doğurduğu

buhranları, toplumsal çatışma ve uzlaşmaları tahlilci ve tenkitçi bir bakış ile

ele almalıdır.