Roman ve Hikâye Üzerine Notlar - 1 -

Abone Ol

Roman ve hikâye edebi türler içinde yaşanmış ve yaşanmakta olanla beraber yaşanmamış ve yaşanması da mümkün olamayacak durumları ele alır. Toplum içinde bu iki türün de ayrı bir önemi vardır. Bizde hikâyenin geçmişi romana göre daha eski ve yerleşiktir. Ancak son yıllarda roman da önemli bir ivme kazanmıştır. Her dönem kendi edebi türünü öne çıkarır.

Romana olan ilgiye yakın hikâyenin de takipçileri bulunmaktadır. Ülkemizde pek çok roman ve hikâye yazarı yetişmiştir. Yazarlar okuyucuları peşinden sürükleyebilmek ve ilgiyi artırmak için edebi türlerin tekniğinde de yoğunlaşmışlardır. Hikâye ve romanın ortak yönleri mevcuttur. Hikâye bir bakıma romanın hülasasıdır.

Roman ve hikâyede insanların duygusal açmazları, yalnızlıkları ve yabancılıkları bazen karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu edebi türlerde sıra dışı (özellikle de romanda) ve gerilimli serüvenler heyecan taşırlar. Bazılarınca da evrenin ürkütücü yüzü, kozmik dengeler, yaşanılan masalsı serüvenler bir yönüyle eserlerde modern bir halde karşımıza çıkarlar.

Roman ve hikâye zihinlerde de yeni olgulara, fikirlere neden olabilmelidir, bazı eserler nitekim olmaktadır da. Zihnimizin gerilerine atıp üzerine düşünmekten kaçındığımız, yok saymayı yeğlediğimiz muammaları kimi yazarın okuyucuya sunduğu, hareket, dinamizm, şaşkınlık ve ilginçlikleri hatırlatması bakımından keyif de verir.

Hayat insana sürekli iyi haliyle göz kırpmaz. İnsanlar hep bir yenilik, değişiklik isterler. Yazarlar da hikâye ve romanda insanın kendi hapishanesinden kurtulmanın ve toplumla ilişkileri bağlamında toplumda yeni bir olgu bırakmak, fikir vermek, değiştirmeyi denerler veya isterler. Roman ve hikâyenin insan üzerindeki önemli etkilerinden biri de bu değişimi yazarı tarafından yapabilme düşüncesidir. Her roman değil ama bazı romanlar romancılar belli bir oranda da olsa bir değişimde etkili olabilirler. Yazarın mutlak bir amacı vardır. Yazarlar bir amaca göre hareket etmeden hikâye veya roman yazdıklarında yazılanlar bu bakımdan sadece bir haz olarak kalır. İnsanların bakış açıları sorgulanır, çektiği acılar, sorunlar, yaşanan maceralar didik didik edilir. Amaç insana daha iyi bir konuyla anlatım ve dolayısıyla da ilgi, iletişim kurabilmektir. Ne kadar farklı, hakikate uygun veya hayal de olsa iyi bir üslupla anlatım, diri, dinamik, iyi ve güzeli yakalayabilirseniz okuyucu da kendini o satırlar içinde rahatlıkla bulabilecektir. Yani iyi bir kitap yazılabilmesi için sadece doğru ve düzgün, temiz bir dil yetmez. Fakat burada en önemli hususlardan birisi de yazılan metinlerin toplumu ahlaki anlamda olmak üzere daima iyi, mükemmel olana ulaştırmayı gaye edinmiş olmasıdır. Romana farklı açılardan bakıldığında ortaya bir amaç çıkar. Bu insanların ortak değerlerine sahip çıkma fikridir. Bu fikir de herkesle paylaşılmalıdır. İnsan gerçekliği romanda durum ve olayları kucaklayan en önemli unsurlardandır. Yani her yazar eseriyle ulaşmaya çalıştığı amaç bir araç olmamalı insanın varlık nedenine; yaratılış sebebine götürmelidir. Gerçek sanat yazarı da okuyanı da Allah’a götüren bir yoldur. Neticede sanat insanı Allah’a ulaştırmalıdır. Bu bakımdan hikâyede esas mesele teknik haliyle veya tama olarak konu, üslup, anlatım ve anlama ise de esas mesele şuurlarda bırakacağı manevi hazdır, manevi izdir. Ahlak ve maneviyat kıstaslarına göre insan ne kadar anlatılırsa o eser de o derece de başarılı veya başarısız olur. Aslında şu sorunun cevabını arayan insan bütün edebi türlerinde gerçekte özüne inmiş olur:

İnsanlar neden hangi amaç uğruna acı çekerler

Bu sorunun cevabı elbette dünyalık içinse; çok yazık denilmesi gerekiyor.

İnsanların farklılıklarından dolayı sıkıntı çektiği düşünülür. Fakat bir birine bu bakımdan benzediği düşünülürse aslında farklı olmanın ortaya çıkaracağı rekabet duygusunun farkına varıldığında bilgi ve hayat felsefesi kavga için değil iyi bir gelecek için kullanmayı istemek ve bunu yapabilmek hayattan daha iyi haz almayı ve mutlu olmayı gerektir. Roman ve hikâyenin de insanı en iyi anlatmada bir yol olması bakımından hayatın gerçekleriyle de bir bakıma örtüşür.

Karamsar, bedbin insanlar sevgiden, sevgilerinden şüphe duyarlar. Bu tip kişilerin şuur altlarında nefretten ziyade korku yer alır. Bu sebeple de korku kalıcı olur. Ancak bazı insanlarda korku sevgiyle birlikte kol kola ilerler. Roman ve hikâyede ana ve yan unsurlar (karakterler de) tüm zayıf ve güçlü yanıyla en iyi ve etkili halde anlatılmalıdır. Bir eserin başarılı olması hayatın bire bir olmasa da hakikat derecesince aktarıldığı, anlatıldığı sürece başarılı olur.