Riskleri ve Avantajlarıyla Fırat Kalkanı

Abone Ol

Suriye’nin geleceğinin ülkemizin beka sorunu olduğu noktasında artık herkes hemfikir. Suriye ile köprülerin atılması sonrası, içerde artan terör saldırıları ve dışarıda oluşan tehditler, herhangi bir ön savunma çemberine takılmadan doğrudan bizimle buluşur oldu. Çözüm Süreci’nde atılan yanlış adımların sonuçlarını temizlemek için ilçelerde sokağa çıkma yasakları dâhil her türlü tedbiri almak ne ise, bugün Suriye üzerinden gelen tehditleri engellemek için Cerablus’a girmek de aynı şeydir. Uluslararası ilişkilerde güç kullanmak zorunda kalmak aslında başarı değildir. Büyük devlet sözünün gücüyle istediğini alabilen devlettir. Yani öngörü ve stratejik planlamadan yoksun dış politikamızın verdiği zararları bertaraf etmek için, sözümüzün gücü yerine askeri tedbirlerin yoğunluklu olarak kullanıldığı zorlu ve riskli bir süreci yürütmeye çalışıyoruz.

Öncelikle şunu ifade edelim ki,  şimdi Suriye’ye girmek ile bundan iki yıl önce girmek arasında bazı farklılıklar var. Bugün Rusya ve İran’la istişareli bir şekilde orada bulunuyor olmak, iki yıl öncesine göre en önemli farklılıktır. ABD, Irak tecrübesinden sonra arazide tamamen farklı bir plan uyguluyor. Kendi askerini çatışma bölgelerinden uzak tutmaya çalışıyor. Daha çok teknik ve lojistik açıdan destek veriyor. Sorunlu alanlarda bölgesel aktörleri kullanmak istiyor. Bizi de iki yıl önce bunun için kullanmak istemişti. PYD ile yürüttüğü ortaklık da bu planının sonucudur. Ancak ABD açık bir şekilde ikili oynuyor. Resmi devlet söyleminde, NATO müttefiki olan Türkiye ile birlikte görünüyor. Ancak gizli ajandasıyla bölgede yeni bölünmeleri desteklemekten de geri durmuyor. Söz verdiği şekliyle, PYD Fırat’ın doğusuna geçecek dediği halde, nehrin batısında kalan Menbiç’teki PYD varlığını korumak istiyor. Son zamanlarda ABD’li bazı yeni ve eski bürokratların da ifade etmek zorunda kaldığı gibi, ABD-PYD ilişkisi ve 15 Temmuz darbe girişiminde ABD’nin rolü ile ilgili soru işaretleri, Türkiye kamuoyunda ABD ile ilgili soruların kalıcı olmasını destekliyor. Dolayısı ile bugün her ne kadar ABD bu harekâtın yanındaymış gibi görünse de, aslında Türkiye’nin bölgeye müdahale etmesini iki yıl öncesinde olduğu gibi tam olarak istemiyor. ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Peter Cook’un “Türk Silahlı Kuvvetleri, bazı muhalif gruplar ve SDG ile bağlantılı birimler arasında Cerablus’un güneyinde yaşandığı bildirilen çatışmalara ilişkin haberleri yakından izliyoruz. DAEŞ’in artık bulunmadığı bir noktada yaşanan bu çatışmaları kabul edilemez buluyoruz” açıklamasına dikkat ediniz. Bu açıklama içinde PYD var mı, yok. Kim var, SDG. Yani PYD ve YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu “Suriye Demokratik Güçleri”. Yani ABD akıllarımızla alay ediyor. PYD’ye kurdurttuğu SDG’yi adres göstererek, Türkiye’nin PYD hassasiyetini boşa çıkarmaya çalışıyor. Sanki işbirliği yaptığı PYD değil de, Suriye’de rejim ve DAEŞ’e karşı savaşan muhalifler olduğu mesajını vermeye çalışıyor. Ayrıca ABD, Türkiye’nin Suriye’de, Rusya ve İran’ın kabulüyle hareket etmesinden de büyük rahatsızlık duyuyor.

Diğer taraftan Süleyman Şah Türbesi - Saygı Karakolu’nun eski bulunduğu topraklar uluslar arası hukuka ve Suriye ile yapılan ikili anlaşmaya göre Türkiye’nin toprağıydı. Türbenin taşınmasıyla resmen oyuna getirildik. Eğer bugün türbe eski yerinde olsaydı, kendi topraklarımızı korumak için hareket ettiğimizi de ifade edebilirdik. Yapılması gereken türbenin bir an önce eski yerine taşınması ve kendimize savunma çizgisi olarak o noktayı belirlemek olmalıdır.

Sonuç olarak, bu harekâta başlarken, Türkiye’nin “Suriye’nin toprak bütünlüğü” vurgusu önemlidir ve bunun aksine bir söylem içine girilmemelidir. Hedefimiz net olarak ortaya konulmalı ve muhataplarımızın kafasında soru işareti oluşturacak yaklaşımlardan uzak durulmalıdır. Suriye konusunda belirleyici olan artık ABD’den çok Rusya, İran ve Türkiye’dir. Unutmayalım ki, Suriye’nin kuzeyinde oluşacak bir koridor Türkiye’nin, Rusya’nın çıkarlarına ters olduğu gibi İran’ın da istediği bir şey değildir. İran Kürdistan’ında son aylarda artan hareketlilik de yine Suriye’dekiyle yani dolayısıyla bölgedeki hesaplarla doğrudan bağlantılıdır. Fırat Kalkanı Harekâtı içinde riskleri barındırıyor, bu kesinlikle doğru. Ancak kendi doğrularımızla hareket eder, öncelikle sınır güvenliğimizi sağlamayı hedefler ve duracağımız yeri bilirsek, bu süreçten en az zararla çıkabiliriz.