Reyhan kurutan kadınların oğulları

Abone Ol

Bitiremedik şu pis savaşı.

Zozan çayı patladı.

İdil sanki yarıldı.

Karpuz mevsiminde tam da.

Analar bir daha duymak istemedi en taze karpuz kokusunu.

Daha sünnet fotoğrafları duvarlarda asılı çocuklar.

Daha oyunlardan kopamamış, ergen sivilceleri yüzlerinde, bütün hayallerini Marmaris tatillerinin süslediği.

Hasat iyi giderse.

Fındık para ederse.

Kavunlar tarlada kalmazsa.

Şöyle arkadaşları ile sözleşmişlerdir.

Avşa Adası’na gidip denize gireceklerdir.

Onların bu planlarına bile gönlü razı olmayan, “aman yavrum denizde boğulursunuz, yolların durumu feci yazın çok kazalar olmakta, oturun oturduğunuz yerde” diyen analar.

O masum tatillerin muhtemel tehlikelerine karşı bile kartal kesilen kadınlar.

Onlara göre el kadar bebelerdir, daha zıbınları durmaktadır, çekyat altlarında.

İlk yürüdüklerinde aldıkları ayakkabıları asılıdır cümle kapısı üzerinde.

Sünnet elbisesinin bohçası bozulmamıştır, vakti saati gelince torunlara giydirilip, “bak baban da bu elbise ile sünnet oldu” demek için.

Annelerin hayalleri bin renklidir.

O yüzden yazları naneleri ve reyhanları daha çok kuruturlar.

Askerdeki göz bebeği dönünce yapılacaktır düğün.

Oğul evinin yemesi için fazla tutulmuştur tarhananın unu ve yoğurdu.

Eriştenin ölçüsü artırılmış yine kani olunmamış kesimden önce kalkıp birkaç yumurta daha eklenmiştir.

Yorgancı kadına sıkı sıkı tembih edilmiştir, aman gelin çeyizine girecek temiz olsun yünü, sırırken kokulu gül yapraklarını içine katmayı unutma.

İçinde yatacak olan oğul hazinesindendir.

Daha reçeller vardır sırada.

Köyü pekmez kokusunun tuttuğu saatte telaşla sarılmıştır telefona.

Her gün bu saatte aramaktadır.

Ama bu sefer oğul sesini duymak için çırpınmaktadır.

Telefon acı acı çaldıkça, hadi hadi diye asabileşmekte sanki bebesinin sesini bir daha asla duyamayacağı içine doğmaktadır.

Asırlar gibi gelmiştir o sert metalik ses.

Telefonun sahibinin morgda işlemleri yapılmaktadır.

Çalan telefon sesinin acılığı, cevap arayışı, sorgulayışı morgdakilerin yüreğini bir kez daha kanatmıştır.

“Ana gibi yar olmaz”dan gelmektedir.

Morgda daha bir eller ayaklara dolaşmış, bir anneye nasıl, “oğlun öldü” denilemeyeceğini bildiklerinden acıları katmerleşmiştir.

Saniyeler seneler olup boğazını yırtmaktadır.

Kimse açamamıştır “annem” yazılı telefona kimse cevap verecek güçte değildir.

Nasıl desinler beben morgda.

Kefenlenmekte.

Komutan tak diye kapatmıştır.

Anne, nane ve reyhan hasavanları başında kalakalmıştır.

Ölüm kokuludur gayrı yeryüzünün bütün reyhanları, karpuzları, ekmekleri.

Evlatla birlikte hayatın tadı da alıp başını gitmiştir.