Rey veya oy vermek taraf olmaktır

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Müslümanlar olarak, İslam ahkâmının devlet ve toplum hayatında yürürlükte olmadığı bir dönemde yaşıyoruz. Günümüzde devlete ve toplum hayatına hâkim olan esaslar, batının ve ırkçı emperyalizmin esaslarıdır. Türkiye, batılı esaslara 24 Temmuz 1923’te imzalanan ve  6 Ağustos 1924 tarihinde yürürlüğe giren lozan antlaşması ile bağlanmıştır. Bu antlaşma, batılılılar ve ırkçı emperyalistler için, savaş yoluyla elde edemediği Türkiye’yi İslam’dan uzaklaştırma yıkımını, barış yoluyla elde etme zaferi olmuştur. Batılı güçler, bu zaferi siyaset yoluyla masa başında elde etmişlerdir. Türkiye, batılılar ve işbirlikçi batıcılar tarafından, din ve ahlakta, ilimde, talim ve terbiyede, iktisatta, ticarette, siyaset, idare ve hukukta Lozan anlaşmasıyla birlikte ele geçirilmiştir. Bir İslam ülkesi olan Türkiye, Lozan antlaşmasından günümüze, batılıların ve işbirlikçilerinin işgalı altındadır. Ülkeyi bu işgalden kurtarmak ve aslına döndürmek, ben Müslümanım diyen her ferdin üzerine farz olan bir görevdir. Bu görev ittifak halinde yapılması gereken bir görevdir. İşgalci batılı güçler, bu ittifakın oluşmasını engellemek için, tefrika silahını kullanmaktadırlar. İslam toplumunu birçok parçalara bölmüşler, her parçayı diğeriyle kavgalı hale getirmişlerdir. Toplumu, iç kavgalarla meşgul ederek yönetme yolunu, kârlı bir yol olarak tesbit etmişlerdir. Toplum, birbiriyle kavga ederken onlar, işgal ettikleri ülkeyi masrafsız bir şekilde yönetiyorlar. Çatıştırıcı, ayrıştırıcı, kamplaştırıcı bir anlayışı getirdiler, bu milletin önüne koydular. Batıcılar, emperyalistler, dünyacılar, İttihat ve Tarakki partisiyle yola koyuldular, Osmanlıyı yıktılar. Milletimiz, işgal edilmiş ülkeyi Milli Görüşle düşman işgalinden kurtardı. Anadolu toprakları üzerinde Osmanlının devamı İslam’a bağlı bir devlet kurdular. Osmanlıyı yıkan İttihat ve Tarakki Partisinin CHP’de toplanan kadroları, ülkeyi şeflik yönetimiyle İslam’dan koparıp batının kapısına bağlamayı başardılar. İslamsızlıktan bunalan millet, Milli Görüş’e dönmeye başlayınca DP’yi büyük ittihatçı Celal Bayar’a kurdurup CHP kadrolarına yeni bir yuva yaptılar, Adnan Menderesle milletin karşısına çıkıp rahat bir nefes aldılar. Demokrasi dediler, Menderes’i darağacında astılar. Nurlu Süleyman’ı allayıp, pullayıp vitrine koydular, demokrasiyi, milleti yönetime alet etmek için kullandılar. Müslüman önderlere, mütefekkirlere hayat hakkı tanımadılar. Mülkün sahibi Allah, nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. 1969 yılında Prof Dr. Necmettin Erbakan liderliğinde Milli Görüş harekâtı başlatıldı. Bu harekât, milletin yeniden İslam ile buluşması, devletin millet ve değerleriyle barışması harekâtı idi. Muhalifleri tarafından “bir çiçekle bahar olmaz” denilerek hafife alınan hareket, kırk yıllık mücadelesiyle Türkiye’nin her tarafını çiçek bahçesine çevirmiştir. Erbakan hocamız bu hareketin yol haritasını: “Biz siyaset yapmıyoruz cihad ediyoruz” sözüyle tayin etmiştir. “Bizim gayemiz bütün insanlığın saadetidir” diyen Erbakan hocamız: “Ben bunları, millet bana oy versin diye değil, Allah rızası için yapıyorum” ikrarıyla, mücadelesindeki samimiyeti ve kulluk şuurunu, tarihe not düşmüştür. SAADET PARTİSİ son imtihanı kazananların partisidir diyerek millete, sığınacağı tek sağlam limanı göstermiş, “malıyla canıyla cihad eden bir kimse olarak anılmak isterim” inancıyla ebedi âleme SAADET PARTİSİ Genel Başkanı sıfatıyla göç etmiştir. Bu bir hak-batıl mücadelesidir. Bunun için Milli Görüş’ün dört partisi “İslamca siyaset yapıyor” gerekçesiyle kapatılmıştır. Hakkı üstün tutan Milli Görüş’ün tek temsilcisi SAADET PARTİSİ bir tarafta, kuvveti üstün tutan AKP dâhil diğer bütün partiler karşı taraftadır. Azıcık araştıran, ilme ve hakikate itibar eden herkes bunu görür.

SEÇMİYOR TARAF OLUYORUZ

İktidar, siyaset ve yönetimin toplum için faydalı olması ancak İslam ile mümkündür. İslamca olmayan iktidar, siyaset ve idareden hayır gelmez. İslamca iktidar, siyaset ve yönetim istemek ve bunlar için mücadele etmek, Müslüman bir toplum için bir görevdir. Seçim dediğimiz şey ise tam olarak “iman ve cihad” şuuruyla hakkın hâkim, batılın zail olması mücadelesinde taraf olmaktır. Olay, Milli Görüşçü müsün, işbirlikçi misin seçimidir. Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi’nin Ehli Sünnet İtikadı adlı eserinde: “Verilen hükümleri infaz etmek, hadleri ikame etmek, sınırları korumak, ordu hazırlamak, zekât almak, asi, hırsız ve yol kesenleri yok etmek, Cuma ve bayram namazlarının kılınmasını temin etmek, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek, hukuki konularda şahitleri dinlemek, büluğ çağına ermiş sahipsiz kimseleri evlendirmek ve ganimetleri taksim etmek için Müslümanların muktedir bir halifeye, din ve devlet adamına şiddetle ihtiyaçları vardır” denilmektedir. Seçilecek liderin, din ve devlet adamının yukarıda zikredilen hususları, mükemmel bir şekilde yapacak güç ve siyasete, İslami şuura sahip olması şarttır. İslam’da siyaset ve idare işiyle ilgilenmek, Müslüman toplum ve insanlığın saadeti için yapılması gereken bir kulluk görevidir. Müslümanlar, İslam için yapılmayan hiçbir siyaset ve idare işinde yer alamazlar. Çünkü Müslümanların ilahi ahkâma bağlı kalma ve onu yürütme gibi bir sorumlulukları vardır. Müslümanlar, sorumluluklarını yerine getirmek için teşkilatlanmak zorundadır. Ümmet olmak, teşkilatli bir topluluk olmaktır. İnananlar, teşkilatlanmayı insanları hayra çağırmak, marufu emretmek, münkeri yasaklamak için yaparlar. Allah (c.c), yolunda saf bağlayıp, kerpiçleri kurşunla birbirine bağlanmış binalar gibi kenetlenip savaşanları sever. Bunun için Peygamberimiz (s.a.v) “Halkın sesi Hakk’ın sesi” dememiş, “Allah’ın kudret eli ve yardımı (hakkı üstün tutan) cemaatle beraberdir” buyurmuştur. Müslümanlar için Kur’an ve Sünnetin sesi önemlidir. Müslümanlar, batıl olan bir gaye için birlik ve teşkilat kurmazlar. Bunun için peygamberimiz “Ümmetim batıl olanda ve yanlışta ittifak etmez” buyurmuştur. Müslümanlıkta batıl bir gaye için çoğunluk olmaya itibar edilmemiş, İslamca siyaset ve idare için nitelikli bir ittifak emredilmiştir. İslam kemmiyete değil, keyfiyete önem vermektedir. Ümmet olmakla, güruh olmak arasında fark vardır. Müslümanın her işinde belirleyici olan, İslam’ın itikat ve uygulama esaslarıdır. İslam’ın itikat ve uygulama esaslarına aykırı olan işlere, hiçbir Müslüman iltifat etmez. İltifat ederse İslam’a değil, arzusuna uymuş olur. Bu ise kınanmıştır: “Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir Hala ibret almayacak mısınız “ (Casiye: 23)

Müslüman için seçim, İslam Birliğinden ve Adil Düzenden yana olmaktır. Kur’an’a, Sünnete ve fıkha bağlanmaktır. “Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere karşı gelir, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yolda bırakır ve cehenneme atarız. O ne kötü bir dönüş yeridir!” (Nisa: 115)  Bunun için adalet ve emanet ehlini seçer, zulüm ve hıyanet ehlini terkederiz. İnancımız bunu gerektirir. Adalet ve emanet İslam’dan doğar. İslâm dini, devlet, adalet ve emanet dinidir. Müslüman, bütün seçimlerde İslam tarafında yer alır. Batıl bir gaye için açılmış bir bayrağın altında bulunmaz. Peygamberimiz buyuruyor: “…Kim körükörüne batıl bir gaye için acılmış bir bayrak altında savaşır, kavmiyeti için dertlenir veya kavmiyetçiliğe çağırır, yardım ederken öldürülürse cahiliye üzere ölmüş olur. Kim ümmetimin üzerine gelip, iyi olana da, kötü olana da ayırım yapmadan vurur, mümin olanlarına hayat hakkı tanımaz, ahid sahibine verdiği sözü de yerine getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim.” (Müslim ve Nesei)

Ülkemizde mevcut siyasi mücadele bir hizmet mücadelesi olmayıp, gerçekte bir hak-batıl mücadelesidir. Bu mücadele, İslamca (Hak) siyasetin temsilcisi SAADET PARTİSİ ile batıca (Batıl) siyasetin temsilcileri AKP, CHP, MHP, BDP arasında geçmektedir. İslam Birliği, Saadet Partisinin, Avrupa Birliği, AKP, CHP, MHP, BDP’nin idealidir. Avrupa Birliği Bakanlığı’nı AKP iktidarının kurmuş olması önemli bir delildir. AKP İslam Birliğini değil, Avrupa Birliğini istemektedir. Müslümanlar olarak İslam Birliğinden yana isek SAADET ile birlikte olmak zorundayız. Avrupa Birliği veya Hıristiyan Birliğinden yana isek, bunu savunan partilerin hangisiyle birlikte olursak olalım farketmez. Biz oy verirken geçekte taraf olup, yönümüzü belirliyoruz. Rabbimiz buyuruyor: “Şüphesiz biz insana (İslamca) yolu gösterdik. İster şükreden olsun ister nankör” (İnsan: 3)

TARAFIZ

Milli Görüş, hakkın yanında batılın karşısında olmaktır. Bizim bir davamız var, bu dava hak davadır ve tek davadır. Biz bu dava ile dünya ve ahiret saadeti bulabiliriz. İslam için taraf olmak zorundayız. Erbakan Hocamızın şu misali önemlidir: “Faraza, bir zaman tünelinden geçirilip, asrısaadet dönemine ve Bedir tepesine bırakılan kimse, bir tarafta Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, arkasında iman ordusu, karşı tarafta ise, Ebu Cehil ve küfür ordusu olduğu halde, Bedir harbinin yapıldığını görse; 1- Hangi bahane ile olursa olsun, Ebu Cehil’in safına katılsa, ona arka çıksa ve alkışlasa, küfrünü izhar etmiş olur. 2- Veya “Allah, Hakka yardım etsin” deyip, hiçbir tarafa tabi ve taraf olmadan yerinde otursa, o zaman da münafıklığını ispat etmiş sayılır. Zira bu söz “hangi taraf haklı, pek bilemiyorum, Hz. Muhammed’in haklılığından da şüphe ediyorum” anlamına gelir. 3- Şayet bu manzara karşısında “Ya Rabbi, Resulüne ve ashabına yardım et” şeklinde dua etmekle yetiniyor ve yerinde duruyorsa, bu halde de fasık (günahkâr ve gayretsiz) bir Müslüman olduğu ortaya çıkar. 4- Yok eğer, bu durumu görür görmez “Resulüllah’ın ayağına diken batacağına benim gözüme ok saplansın” diyerek yerinden fırlıyor ve bağırsakları çalılara takılsa bile İslam’ın safına katılmak ve Allah yolunda şavaşmak üzere koşuyorsa, o takdirde gerçek bir mümin olduğunu kanıtlamış olur.” Milli görüşçüler için, oy ve seçim meselesi, haklı davalarını en uzak köylere ve en ücra köşelere kadar ulaştırmak için bir vasıta ve fırsattır. İslamsız saadet olmaz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır vesselam.