Revizyon!

Abone Ol

ÖZELDE Suriye, genelde Ortadoğu batağından çıkış elbette kolay olacağa benzemiyor. Bunun için yeni bir dış politika anlayışı şart. Bunun nasıl olabileceğiyle ilgili “mukaddime” niteliğindeki bir takım önerilerimizi “Suriye Batağından Çıkış” başlıklı yazımızda ortaya koymaya çalışmıştık. Sorunun temelinde “zihniyet” yatıyor. Bu değişmediği sürece de dış politikada bir sorundan diğerine koşmamız, bir diğer ifadeyle batağa saplanmamız kaçınılmaz. Saplantıya dönüşmüş hayaller gerçek gibi algılandığı sürece de bu böyle devam eder gider, ta ki dip yapana kadar. O yüzden meselenin çözümü bir yönüyle göründüğünden daha zor.

Diyeceksiniz ki, “daha ne kadar dip yapacağız ”

***

Öncelikle şunu söyleyelim. Dip yapmadık ama dip noktasına çok yakınız ve halen bir şeyleri değiştirebilme imkân ve kabiliyetine sahibiz. Türkiye’nin stratejik gücü ve konjonktür bunu fazlasıyla bizlere sağlıyor. Önemli olan, bunu gerçekleştirebilecek kadrolar ve siyasi irade.

Bu bağlamda Türkiye 7 Haziran seçim sonuçlarını dış politika bağlamında önemli bir fırsata çevirebilir. Nasıl mı

Bunun için “İran’ı tekrar keşfetmeye gerek yok!”

***

İran, bunu hep yapıyor. Dış politikada tıkandığı, uluslararası baskıların zirve yaptığı ve krizleri yönetemez bir hale geldiği dönemlerde İran siyaseti “kötü polis” yerine “iyi polisi” ya da muhafazakârlar (şahinler) yerine ılımlıları (güvercinler) vitrinde ön plana çıkartıyor ve projelerine kaldığı yerden devam ediyor.

Böylece İran hem zaman kazanıyor hem de belli bir rahatlama dönemine giriyor. Oysa, değişen sadece “söylem” oluyor.

Ve ilginçtir tüm dünya da bunu her seferinde “yutuyor”...

***

Bunu yapan sadece İran mı Elbette hayır!

ABD’nin kendisi başlı başına bu politikanın duayeni. Çok uzaklara gitmeye gerek yok, “Haçlı Seferleri” çağrısı yapan Bush yerine “yarı siyah-yarı beyaz”, “yarı Müslüman-yarı Hıristiyan” birini getirmedi mi Bush ile “tek taraflılıktan” taviz vermeyen ABD, Obama ile birlikte “çok taraflılıktan”, “küresel ortaklıklardan” bahsetmeye başlamadı mı Hatta ABD zaman zaman bu değişikliklere gitmeden de bir takım söylem, politika değişikliklerine gitmiyor mu Örneğin, düne kadar “Esad yürüyen cesettir” diyen Washington’un daha sonra Rusya-İran çizgisine gelmesini ve bu konuda ateşe sürdüğü Türkiye’yi yalnız bırakmasını nasıl izah etmek gerekir

***

Dolayısıyla, Türkiye de bunu yapabilir! Başta yakın çevresi olmak üzere, uluslararası alanda “güven”i yeniden tesis edebilecek ve “denge”ye dayalı çok yönlü bir dış politika yürütebilecek yeni bir kadronun burada siyaseten sorumluluğu üstlenmesi Türkiye’yi fazlasıyla rahatlatacaktır. Bu siyasi dizayndaki temel kriterlerden birisi, Türkiye’ye dışarıda hızlı bir karşılık sağlayabilecek ve bu ilişkileri tesis edebilecek bir “ortaklık” şeklinde kendisini gösteriyor. Hayaller ile acı gerçekler arasındaki denge ve “siyaset-strateji-araçlar” bağlamındaki ahengin bir an önce sağlanması şart!  Aksi takdirde söylemlerin pek bir karşılığı yok gibi...

***

En azından, düne kadar bölgede çok daha farklı bir politika izleyen Türkiye’nin bir anda makas ve araç değiştirme gerekliliğini izah ve ikna noktasında bu şart. Buna Suriye bağlamında atacağı bir takım olası adımlar da dâhildir! Aksi takdirde çok farklı tepkiler ve hatta gelişmeler ile karşı karşıya kalınabilinir...

Unutmayalım ki, Türkiye şu an için “oyun kurucu” bir ülke olmasa da, pekâlâ “oyun değiştirici”, hatta “oyun bozucu” bir ülke olarak bu yeni süreçte ağırlığını hissettirebilir. Türkiye’nin stratejik gücü, sahip olduğu jeopolitik konum ve tarihsel deneyimi-kodları kendisine bu imkânı fazlasıyla sağlıyor. Fakat bunun için akıllıca hamleler yapması gerekiyor.

***

Peki, böylesi bir ortamda bu gerekliliği sağlayacak bu akıllıca adımlar atılabilir mi Ufku ağırlıklı olarak Ortadoğu ile sınırlı kalmayan, Türk dünyasına, Myammar’a, Doğu Türkistan’a, D-8’e kadar uzanan güçlü bir siyasi tablo gerçekten oluşturulabilir mi Bırakın Çin Seddi’ni, Ortadoğu’da etrafımıza örülmeye çalışılan seddi yıkabilecek ve Türkiye’yi bu bataktan kurtarabilecek, gerçekçi bir dış politikayı yeniden inşa edebilecek bir kadro ne kadar mümkün

Açıkçası, bu soruların üzerinde düne kadar daha fazla kafa yorulması gereken bir dönemden geçiyoruz ve Türkiye’nin çok ciddi bir revizyona ihtiyacı var! Bilmem farkında mısınız