Türkiye’de devlet yeniden yapılanıyor. Yapılanmanın gerekçesi malum, 15 Temmuz darbe kalkışması.
Cumhuriyet henüz 100. yılına girmeden dökülmeye başladı. Çünkü karşımızda, yönünü millete ve onun değerlerine değil, tam tersine, yönünü Batı’ya sırtını millete dönmüş bir Cumhuriyet var. En büyük sorun bu. Bu sorun giderilmezse şayet, yapılanların hepsi boşa gider. Hani, dün “ETÖ” vardı; çok tehlikeli diye takdim edilirdi. Şimdi bu çok tehlikeli örgüt gitmiş, onun yerini daha tehlikelisi, yani, “FETÖ” almıştır. bu defa FETÖ gider yerine ondan da tehlikeli olduğu ortaya konulan başka bir örgüt gelir.
Neden?
Çünkü düzen bozuk.
Halkı yanına değil karşısına alan düzen bu tür tehlikeli yapıları üretmeye devam ediyor. Asıl, bu bozuk düzenin değişmesi gerekir. Mesele sadece son olaylarla sınırlı değil, genel anlamda öyle. Son yaşananlara bakıldığında bile konuşulacak çok şeyin olduğunu söylemek mümkün. Madem yeniden yapılanma olacak, o halde, ilk iş olarak milletiyle kaynaşmış-kucaklaşmış bir devlet/Cumhuriyet inşa edilmelidir. Buna şiddetle ihtiyaç var. Reorganizasyon; yani, yeniden yapılanma, eğer bu meşum durumu düzelecekse anlamlı olur.
Ülkemizde, Cumhuriyetin ilanından itibaren ilk diyebileceğimiz türden önemli gelişmeler peş peşe yaşandı. Çok önemli günlerin içerisinde bulunduğumuz herkesin malumu. 15 Temmuz darbe girişimi, eğer milletimiz müdahale etmeseydi, büyük bir tahribatın ve uzun zaman Türkiye’yi etkisi altına alacak olan büyük bir krizin habercisi olmaya adaydı.
Darbenin gerçekleşmiş olduğunu düşünmek dahi insanı müthiş derecede sarsıyor. Düşünsenize, darbeyi planlayanlar hedefine ulaşsalardı; eş zamanlı olarak Türkiye’nin bölünmesi gündeme gelir ve o farklı atmosferde, acemi adamların yönetimindeki koca ülke paramparça olurdu. Allah korusun.
Neyse, biz gene yarınlarımızı düşünmeye devam edelim. Herkesin çok iyi bilmekte olduğu “Her kriz bir fırsat sunar” kaidesi mucibince 15 Temmuz da ülkeyi idare edenlere bazı fırsatlar sunmaktadır. Nedir bu fırsatlar, diye sual edilecek olursa şayet, şu konuları birkaç madde halinde ifade edebiliriz:
1- Uzlaşma fırsatı
2- Uzun yıllar, planlı bir şekilde devletten uzak tutulmuş olan kesimlerin devletle buluşturulma fırsatı.
3- Devlet-millet kaynaşması fırsatı
4- Batı’ya döndürülmüş olan devletin yüzünü yeniden millete döndürme fırsatı.
5- Kendi kültür ve medeniyetimizi güncelleyip hayata geçirme fırsatı.
15 Temmuz krizinin sunduğu birçok fırsat var aslında. Bu fırsatı değerlendirmek de kanaatimizce ancak milletin talebiyle gerçekleşir. Yani, milletimiz madem devreye girdi; darbe gecesinden itibaren darbecilerin karşısına dikildi, göğsünü ülkesine siper etti. Bu şekliyle milletimiz zoru başardı, daha açık bir ifadeyle işe el koydu.
İşte, işin bundan sonraki evresinde de; sadece sıkıntı anında değil, barış ortamında da milletin devrede olması ve gidişatla ilgili belirleyici konumda bulunması temin edilmelidir.
Bu durum, dünyada başka eşi benzeri olmayan çok farklı bir atmosferi ortaya çıkarır. Hatta bir bakıma, gerçek anlamada “halkın kendisini yönetmesi” söz konusu olur. Yani, sizin anlayacağınız; bu yeni durumla milletimiz, dünyada bir ilki başarmış olacaktır. İşte, bu sayede iki yüzlü, sahtekar dünya sistemi çöker ve yerine adil bir dünya düzeni inşa etmenin fırsatı doğar. Evet, yeniden yapılanma belki kulaklara hoş gelebilir, ama işin daha hoş ve daha şık tarafı; milletin her konuda devrede olduğu bir sistemin kurulması olur.
Devlet millet kaynaşmasına ramak kaldı. Haydi hayırlısı.