Müslüman ın ancak gücü Müslüman a yetiyor. Bu, ülkemizde
de böyle diğer İslam ülkeleri denen ülkelerde de böyle. Üstelik uluslararası
meselelerde de farklı değil. Arabistan öncülüğünde kurulan koalisyonla yoksul
Yemen günlerce bombalandı. Yemen den gelen vatandaşlarımızdan biri;
Müslümanların evleri bombalandı, orada komşularımızın evleri yıkıldı, o
hallerinde bile bize yolda yersiniz diye yiyecek getirdiler diyerek ağladı ve
bunun ülkemiz Müslümanlarına hiçbir etkisi olmadı maalesef. Çünkü ülkemiz Müslümanları
birbirini karalamakla meşgul. Karalamak kelimesi hafif kalıyor; Türkiye de
Müslümanlar birbirine zulmediyorlar. Nasıl mı
Devleti yönetenler örgüt diyerek suçsuz Müslümanlara hem
terörist diyorlar hem de hedef gösteriyorlar. Aynı şekilde örgüt denilen taraf
da karşı tarafı suçluyor. İşin ilginci her iki taraf da Müslüman ve bunu
Müslümanlık gereği olarak yaptıklarını söylüyorlar. Bir de bu karşı karşıya
gelen her iki tarafın kendi taraflıları var. Daha dün birbirine abi-kardeş olan
insanlar bugün birbiri hakkında gazetelerinde kâfir aleyhine yazıyormuş gibi
yazıyorlar, televizyonlarında kâfir aleyhine konuşuyormuş gibi konuşuyorlar.
İşin açığı her iki tarafın bu türlü konuşmaları bizim midemizi bulandırıyor.
Her iki taraf eğer Müslümansa Müslümanların kıblesi bir, kitabı bir, peygamberi
bir, dini bir, Allah ı birdir. O zaman ne oluyor da bu kadar garez, kin, hınç,
öfke ve nefret var. Ne oluyor da birbirlerine zulmediyorlar. Üstelik bu
zulümden alâkası olmayan bizim gibi insanlara da pay çıkarıyorlar. Niye, çünkü
her iki taraf da kendi tarafını tutmuyoruz diye bize zulmetmeye kalkışıyor.
Oysa Müslümanlar kardeştir kardeşler birbirine zulmetmez. Bu insanlar hesap
günü nde nasıl kendi kendilerinin yüzlerine bakacaklar doğrusu merak
ediyoruz! Üçüncü kişi olarak eğer taraf olacaksak biz, hunharca başı kesilen
Hüseyin tarafındayız. Zulmetmektense zulme -istemesek de- maruz kalmak
Müslümanca bir tavırdır. Aynen hak yemektense hakkımızın yenmesi gibi. Bizim
hak borcumuz olacağına başkasının bize hak borcu olsun. Hayat anlayışımız
budur. Bu, böyle.
Öte yandan, rejimi değiştirmesi için oy verilen parti
yıllar sonra sen-ben kavgasına girdi ve rejimi değiştireceğine kendisi rejime
uydu. Bu anlamda ne devleti yönetenler ne de devleti yönetenlerin terörist ilan
ettiği Müslümanların rejimi değiştirmek gibi bir kaygıları ve amaçları yok.
Sanki devletin yasaları İslam şeriatı ve kurumları İslam şeriatıyla yönetiliyor
da biri devlete kimseyi karşı getirtmem diyor öteki devletin kasasını boşalttın
diyor. Peki devleti İslam şeriatıyla yönetmeye niye yanaşılmıyor Rejimi
değiştirip İslam şeriatı getirmeyi niye istemiyor cumhurbaşkanı Diğer taraf da
istemiyor. Yasalara çok iyi uyduklarıyla övünüyorlar. Yasalar dediğiniz ne,
insanların yazdığı kurallar. Peki, ilahi yasaları niye istemiyorsunuz Madem
Müslümansınız İslam şeriatını niye istemiyorsunuz
Her iki karşı karşıya olan tarafı bir yana koyalım bütün
siyasi oluşumlara bakalım. Bütün partiler seçim vaatlerini açıkladı. İslam
şeriatını getireceğim diyen bir parti başkanı olmadı maalesef. Bütün partilerin
ortak vaadi ekonomik vaatler. İslam şeriatı vaadi olan yok. Müslüman kültür
vaadi olan yok. Dil vaadi olan yok. Alfabe vaadi olan yok. Türkiye bir İslam
devleti değildir. Türkiye bir İslam devleti olacak diye vadeden bir parti
olmadı. Türkiye bir İslam devleti olmadığı için bir kültür siyaseti de yok.
Türkiye de kültür sadece bir bakanlığın yarım adıdır. Kültür bakanlığı yok
Türkiye nin. Kültür siyaseti olmazsa diğer siyasetlerin hiçbiri bir işe
yaramaz. Elin papası çıkar soykırım der sen de devlet olarak yutarsın çünkü sen
ne Müslümansın ne de başka bir dinden!
Var mı İslam şeriatını getireceğim diyen bir yiğit!