Rebîülevvel ve Rebîülâhir Ayı - 1

Abone Ol

Şimdi Rebîülevvel ayındayız. Daha sonra inşaALLAH

Rebîülâhir ayına gireceğiz.

Kamerî/Hicrî yılın Safer ayından sonra gelen üçüncü

ayına: Rebîülevvel, dördüncü ayına da: Rebîülâhir veya Rebîüssânî denir.

Sözlükte: Bahar, bahar yağmuru, bolluk ve bereket gibi anlamlara gelen: Rebî

Arapça da hem ay hem de mevsim adı olarak kullanılır.

İslâm tarihinde Rebîülevvel ayının önemli bir yeri

vardır. Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz, Rebîülevvel ayının 12 sinde Pazartesi

günü, sabaha yakın bir zamanda dünyaya gelmiştir.

Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bu ayda dünyaya geldiği

için, ayların şereflilerindendir. Bunun için bu gün, günlerin en

sevinçlilerinden kabul edilerek değerlendirilir. Bu günün kutlanması İslâm

âleminde bir mevlid geleneği oluşturmuştur.

Bundan dolayı, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz için yazılan

mevlidler ve diğer eserlerde Rebiulevvel ayının bu günü özel bir değere

sahiptir. Süleyman Çelebi nin Mevlid inde bu tarih şöyle zikredilir:

Ol Rebiulevvel ayın nicesi,

  On ikinci gice,

isneyn gicesi

Rebiülevvel ayının böyle bir olayın tarihi olması,

Müslümanların bu ay içerisinde, bilhassa on ikinci gecesinde ihtiyaç

sahiplerine ikramlarda bulunarak, Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin hatırasını

canlı tutmaya çalışmalarına sebep olmuştur.

İslâm tarihinde bir dönüm noktası sayılan hicret de

rebîülevvel ayında gerçekleşmiştir. Safer ayının sonlarında Hz. Ebû Bekir

(R.A.) ile birlikte Sevr mağarasına sığınan ve 1 Rebîülevvel de buradan ayrılıp

Medine-i Münevvere ye doğru yola çıkan Resûlullah (S.A.V.) efendimiz, 8

Rebîülevvel Pazartesi günü Kubâ ya varmış ve burada Kubâ Mescidi ni inşa

etmiştir.

Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Kuba da 14 gün kaldıktan

sonra bir cuma günü, beraberindeki Müslümanlarla Medine-i Münevvere ye doğru

hareket etti. Yolda, Salim b. Avf oğullarına ait Ranuna vadisi denilen yere

geldiklerinde öğle vakti olmuştu. Burada Salim b. Avf kabilesine misafir oldu

ve ilk cuma namazını burada kıldırmıştır, ilk hutbesini de burada okumuştur.

Bu arada çok önemli bir husussa temas etmek istiyorum.

Memleketimizde İslâm ı engellemek isteyen din düşmanlarından, misyonerlerden

bir kısmı: Türkiye, İslâmî devlet değildir, İslâm şeriatı tatbik edilmiyor,

Türkiye, darulharbtir, cuma namazı kılınmaz, diyorlar.

Hâlbuki Türkiye ittifakla darul-harb kabul edilse bile

ki, böyle bir ittifak mevcud değildir, cuma namazı kılınmaz denemez. Zira:

Daru l-harbte cuma namazı kılınmaz diye bir kural yoktur. Çünkü işte

görüyorsunuz Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ilk Cuma namazını kıldıkları

esnada İslâm devleti olmadığı gibi, İslâm Şeriatı da hâkim değildi. Hiçbir

ayet-i kerime veya hadis-i şerif veya mezheb içtihadı, cuma namazının bir yerde

kılınabilmesi için İslâm devletinin hâkim olmasını veya İslâm şeriatının tatbik

edilmesini şart koşmamıştır. Hanefi mezhebinden 4 kişi bil-ittifak küfür

diyarında bulunsa, aralarından birini imam seçerler ve cuma namazını kılarlar.

Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf den (R.A.) rivayete göre

Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, ilk kıldıkları cuma namazının birinci

hutbesinde ALLAH Teâlâ ya lâyık olduğu şekilde hamd ve senada bulunduktan sonra

şöyle buyurdu:

Ey İnsanlar!

Sağlığınızda ahiretiniz için hazırlık yapınız. Kendiniz

için, önden ahiret azığı olacak şeyler gönderiniz! Elbette, bilirsiniz ki her

biriniz ölecek ve davarını çobansız bırakacaktır! Muhakkak biliniz ki, kıyamet

gününde herkes burada yaptığından sorguya çekilecektir. ALLAH Teâlâ, burada

iken ahireti için iyi bir hazırlık yapmamış olan kuluna, bir tercümanı ve bir

koruyucusu olmadığı halde buyuracak ki: Ey kulum! Sana benim Resûlüm gelip

emirlerimi tebliğ etmedi mi Ben sana mal verdim, sağlık verdim, sana birçok

nimetler ihsan ettim. Sen kendin için ne hazırladın Sen kendin için ahiret

azığı olarak ne gönderdin İbadetler yaptın mı İyilik ettin mi O kimse de

sağına soluna bakacak, fakat hiçbir şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak.

Önünde de cehennemden başka bir şey göremeyecek.

Öyle ise, her kim kendisini bir yarım hurma ile de olsa

ateşten, cehennemden kurtarabilecek ise, hemen dünyada o hayrı işlesin. Dünyada

iken yapabildiği kadar hayır ve iyilik yapsın. Yarım hurma tanesi kadar bile

iyilik yapacak bir şeyi yoksa herkese tatlı dilli, güler yüzlü olsun. Kendisini

bu şekilde cehennemden korumaya çalışsın. Çünkü bir hayra, bir iyiliğe on

mislinden yedi yüz misline kadar sevap ve mükâfat verilir. ALLAH Teâlâ nın

selâm, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun.