Rasulullah Aleyhisselam’ın son tavsiyeleri-2

Abone Ol

Rasulullah Aleyhisselam, Mekke’nin fethiyle Mekke’deki müşrik devleti yıkmıştır. Bilindiği gibi Mekke’de önemli kabilelerin temsil edildiği “Dâru’n-Nedve” adında bir parlamento yapısı/binası bulunmaktaydı. Bu devlette eşit yetkilere sahip 10 bakanlık bulunmaktaydı ve her biri farklı görevleri ifa etmekteydi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.), daha İslâm’ı tebliğe başladığında kendisine “hükümet etme yetkisi” teklif edilmişti ancak O, hâkimiyet ve hükümeti değil Allah’a, Resulü’ne ve ahiret gününe imanla yeni bir medeniyet, yeni bir devlet inşa ederek Allah’ın dinini bütün dünyaya yaymak istiyordu. Nitekim Medine’ye hicret ettikten sonra bu hedefini gerçekleştirmiş, burada devlet kurduktan sonra ordularının başında Mekke’ye dönerek burayı fethetmiş ve Allah’ın hâkimiyetini tanımayan Mekke müşrik devletini yıkmıştı.

9-Mekke devleti kanunları kaldırılmıştır:

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), son konuşmasında eski devletin bütün izlerinin silindiğini belirtmişti. Sadece “Kâbe hizmetkârlığı ve koruması bakanlığı”nı aktif bırakmış ve şöyle buyurmuştu: “Kâbe hizmetkârlığı ve hacıların su ihtiyacını karşılama dışında cahiliye devrinin hükümet görevleri kaldırılmıştır.”

10-Faiz konusunda son uyarı:

İslâm dini toplumu ifsat eden faiz belasıyla da mücadele etmiş, faizsiz bir sistemi öngörmüştür. İslâm dininde faizin yasaklanması/haram kılınması belirli bir metot ve sistem dâhilinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte toplumu sosyolojik ve psikolojik olarak hazırlamak ve uygun ortamı oluşturmak için tedrici bir metotla hareket etmiş, hükümlerin karara bağlanmasını belirli aşamalardan geçirmiş, dört aşamada faizi haram kılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de faiz yiyenlerin ahiret gününde şeytanın çarptığı kimseler gibi kalkacakları, cehennemde de ebedi/süresiz kalacakları anlatılarak şöyle buyrulmuştur: “Faiz yiyenler mahşerde ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, ‘Zaten alışveriş de faiz gibidir’ demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helal, faizi haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten geri durursa, geçmişi kendisinedir, onun işi Allah’a aittir. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır” (Bakara, 275). Peygamber Efendimiz (S.A.V.), helak edici yedi şeyden birisinin de faiz olduğunu bildirmiştir. Yine Hz. Ömer’in (R.A.) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte faizin büyük günahlardan olduğu belirtilmiş; başka bir hadiste, “Allah, faiz yiyene de, vekiline de lanet etmiştir” (Müslim) buyrulmuştur. Bu hadisin Ebu Dâvud ve Tirmizi’deki rivayetinde, “Faiz muamelesine şahitlik edenin bu muameleyi yazanın da lanete müstahak” olduğu bildirilmiştir. Peygamber Efendimizin (S.A.V.) Veda Hutbesi’nde son ikazlarından birisi bundan dolayı faiz belasıydı: “Cahiliye devrindeki her türlü ribâ kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat anaparanız sizindir. Ne haksızlık edin ne de haksızlığa uğrayın. Kaldırdığım ilk faiz amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir” buyurmuştur.

11-Kısasta hayat vardır:

İslâm dini insana büyük değer vermiştir. Bu önemden dolayıdır ki, insanın hayat hakkını teminat altına almıştır. Kur’an-ı Kerim’deki, “Kim bir kimseyi kısas gerekmeksizin veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur” (Maide 32) ayeti, insanın hayat hakkını teminat altına almak ve insan hayatına önem vermektir. Ayetin devamında, “Kim de insanı ölümden kurtarırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur” denmektedir. İslâm, insanı öldürmeyi değil de yaşatmayı öncelemiş, hayat hakkını kutsal görmüş, canını, malını, ırzını ve şerefini teminat altına almış; buna tasallutta bulunulmasını hoş karşılamamış; tasalluta yeltenenler içinse “kısas”ı emretmiştir.

Kişinin bedenine verilen cezanın misliyle ödetilmesi gerektiğini belirten Kur’an-ı Kerim, “Orada onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe dişle ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık...” (Maide 45) demektedir. Böylece, bir kimse diğerini haksız yere yaralarsa, mahkeme huzurunda aynı cezaya çarptırılır. Bunu da haksızlığa uğrayan icra eder. Böylece güçlülerin zayıflara zulmü devlet eliyle önlenmiş, mazlumun hakkı alınmış olur. Bir insanı haksız yere öldürülmesinin haram olduğu, haksız öldürmeye karşılık olmak üzere “kısas” uygulanmasının da farz olduğu Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetle sabittir: “Ey iman edenler! (Haksızca) öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hür hür ile köle köle ile dişi dişi ile (kısas olunur)…” (Bakara, 178).

Kısas, insanlar arasında adaleti sağlar. Zayıfı güçlüye karşı korur. Güçlü, karşılık göreceği için zulmetmekten çekinir. Böylece zulüm, terörizm ve çeteleşme ortadan kalkmış olur. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız” (Bakara, 179) ayetiyle “kısas”ın amacı çok açık tarif edilmiştir. Amaç, “kısas”la insanı yaşatmaktır, zulümden ve tecavüzden korumaktır. Kimsenin kimseden üstün olmadığını, üstünlüğün ancak takvada olduğunu bildiren dinimiz, güçlünün güçsüze uygulayacağı her türlü baskı, yaralama ve öldürmeye karşı “kısas” gibi caydırıcı cezalarla zulümden arınmış ideal bir İslam toplumu meydana getirmeyi hedeflemiştir.
Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimizin (S.A.V.) son tavsiyelerinden, son emirlerinden birisi “kısas”tır ve şöyle buyurmuştur: “Kasten adam öldürmenin cezası, kısastır. Kasten öldürmeye benzeyen cinayet, sopa ve taşla öldürmedir. Diyeti, yüz devedir. Kim daha fazlasını isterse, o İslam'ı benimsemeyen cahiliye dönemini özleyen biridir. En büyük Allah düşmanı, kendisine herhangi bir kastı olmayan birini sebepsiz yere öldürendir, kendisine el kaldırmayana sebepsiz yere vurandır.”
(Devam edecek.)