Gündem

Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi 2

Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi 2

Abone Ol

İhvanla yenildiğinde bereket vardır ve bundan sual olunmayacaktır! buyurarak fazla yenilmesine müsade, hatta teşvik ederlerdi.

Seher ve kalb konusunda şunları söylüyor Hazret:

- Bir ihvan, seher vakti kalkmazsa seher vakti dışında bütün gün seccadeden başım kaldırmasa yine o vaktin ecrine ulaşamaz!..

Kalb aynasının göstermesi için vücudun süzülmesi lazım!..

Kayıtsız şartsız sahavet

Gani Mevla‘nın sınırsız kerem sofrasının sadık bir hizmetkarı olan Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi Hazretleri, aileden intikal eden servet ve mirasa el sürmediği için çok zengin ve varlıklı biri değildi.

Ama bununla birlikte son derece cömertti.

Sürekli yanında yöresinde yer alan ve hizmetinde bulunanların anlattıklarına göre aynı gün içerisinde üç beş defa gelen yüzleri yırtık kalender meşreb garibanı bile boş çevirmezdi.

Kendilerinden sık sık para isteyen ve aldığı parayı kalenderliğine ters gözüken tavırlar içinde tüketen garib bir genç, bir gün yine harçlığını alıp gidince, bu garibin aldığı paraları nerelerde, nasıl harcadığını bilenler, Hazrete:

- Efendim siz bu garibe biraz nasihat etseniz... sizden aldığı paraları gidip lüks lokantalarda yiyor, deyince:

- Demek ki masrafı ziyade, leziz yemekler yemeye alışmış, az vermek olmaz. Verdiğimizi çoğaltmalıyız! deme nezaketini nasihata tercih etmiştir.

Tevazu

Sadık Dânâ, yani merhum Musa Topbaş anlatıyor: Yine bir hac mevsiminde idi. Muhterem Üstaz ve evladları Mekke-i Mükerreme‘de Beytullah‘a yakın, Türkistanlı, Abdüssettar efendinin Ecyad semtindeki evinde idik.

Efendi Hazretlerinin odası, sokağa karşı, refikleri olan bizlerin ise ise doğru idi.

Bir öğle vakti, bulunduğumuz odanın kapısına teşrif ettiler ve "Dışarıda birisinin galiba yemeğe ihtiyacı var", buyurdular.

Fakir, hemen verilecek yemekleri hazırlayıp, kapıya çıktığımda kimseyi göremedim. Beklemeyip, gittiğini tahmin ederek geri döndüm. Sekiz on dakika geçmişti ki, tekrar kapıda göründüler." Tekrar geldi içeriye bakıyor." buyurdular. Tekrar yemekleri alıp kapının önüne çıktığımda, dilini dışarıya çıkarıp içeriye bakan hayvancağızı, yani acıkmış olan köpeği gördüm. Hemen yemekleri olduğu gibi önüne boşalttım. Çok acıkmış idi ki, hepsini yeyiverdi.

İşte büyüklerin nezaket ve tevazuu böyle olur. Kelbi yani köpeği cins ismiyle çağırmamış, kişi tabirini kullanmıştı.

"Yılların İzi"nde şöyle anlatıyor bunu Mahir Hoca:

- Sultanahmet Cami-i şerifi hatibi Seyyid Şefik Efendi şarkın yetiştirdiği büyük alimlerden biri idi. Kendisi ile görüşmemi, fazıl kitabiyatçılanmızdan Râif Yelkenci Bey dostumuz bundan yirmibeş sene evvel bana tavsiye etmişti. Gaflet ve ihmalin kurbanı olan bu mülakat üstadın son devrinde müyesser oldu.

Yine Mahir İz Hoca‘nın sözüdür:

- O Hazret-i Sami‘dir. Biz devr-i saltanattan beri neler gördük neler! Fakat böylesine tesadüf etmedik...