Ramazanın ardından: İftar çadırları teravihe karşı

Abone Ol

Ramazan ı ne de çabuk unuttuk değil mi Bir hafta önce değildi sanki ramazan bayramı... Fakat yaşarken dolu dolu yaşadık. Ülkemizde olduğu gibi bütün İslâm âleminde ramazan büyük bir coşku, huzur, heyecan ve olgunluk içinde yaşandı, bayramla birlikte Ramazan orucu, diğer ibadetlerden farklı bir özelliğe sahip olduğu için yoğun bir şekilde yaşanıyor.

Ramazan sosyal hayata kendi damgasını vuruyor. Yediden yetmişe her kesim ramazan heyecanını duyup yaşıyor. Sahuruyla, iftarıyla, fitre ve zekâtıyla, bayramıyla ramazan herkesin ilgi odağı haline geliyor. Hasılı oruç ibadeti bireysel ve toplumsal anlamda hayatımıza damgasını vuruyor.

Artık ramazan ayı küçülen dünyamızda gayri müslimlerin de ilgisi çekiyor, onlara da kendini öğretiyor. İftarlar vasıtasıyla çeşitli dinlere mensup kişiler bir araya gelebiliyor, bayramda da mesajlar gönderiliyor, tebrikleşmelerle diyaloglar kuruluyor.

Ramazan ın en büyük özelliği hiç kuşkusuz Kur an-ı Kerim dir. Milyonlarca insan okumak, öğrenmek ve ibadet etmek maksadıyla Kur an ile iletişime geçiyor bu ayda... Kur an ayı olma özelliği ile bütünleşen ramazan, mukabelelerle doruk noktasına ulaşıyor. Bu yüzden ramazan ayı, aynı zamanda "kitaplı" bir aydır. Kâinatın kullanım kılavuzu olan Kur an ın sayfalarının en çok açıldığı, en çok göz göze gelindiği bir aydır ramazan ayı

Bu yüzden ramazan, nice gönül ve zihinlere nüfuz etme özelliğini koruyan bir aydır. İnsanların böyle evrensel ve ilâhî bir kılavuza muhtaç olma duygusunun en yoğun yaşandığı bir aydır ramazan ayı

Gün boyu birey olarak insanın nefsiyle gerçekleştirdiği oruç ibadetinin, teravih namazıyla sanki somutlaşır bir hal alması farklı duyguların yaşanmasına, "birlik şuuru"nun oluşmasına ve "birlikten kuvvet doğması"na vesile olmaktadır. Teravih namazının aralarında bütün cemaatle birlikte okunan selâtü selâmlar kâinat semasına yükselirken Kadir gecesinde meleklerin yeryüzüne fevc fevc inmesine davetiye özelliği taşımaktadır.

"Dosdoğru namaz kılan", "dosdoğru oruç tutan", "dosdoğru hareket eden" müminler meleklere muhatap olmaktadırlar bu ayda... Melekler müminlerin rableri ile iletişim kurmasına vesile olmaktadırlar. Ramazan ayı kutlu bir aydır. Bir yılın, bazen bir ömrün muhasebesinin yapıldığı bir ay olmaktadır. Hayatın ve hayatın geçiciliğinin farkına vardırmaktadır.

***

Hal böyle iken ramazan ayının bu güzelliklerine gölge düşürüldüğü de olmaktadır, hem de ramazan adına İnsanın böyle bir özelliği olmasına rağmen, bizim toplumumuzun yapısal durumu dolayısıyla abartıda sınır tanınmamaktadır. Oysa ibadetler tevazuu sever. Çünkü abartı riyaya doğru yol almaktır. İbadetler riyayı sevmez.

Büyük şehirlerde ulaşım sorunu ve iş yerlerinin meskenlere uzaklığı dolayısıyla tertip edilen "iftar çadırları" konusundaki masumiyet, zamanla "gösteriş" (şov) özelliği taşımaya başladı. İftar çadırları bazı kurum ve kuruluşların reklam vasıtasına dönüştürüldü. Özellikle büyük şehirlerde fakirlerin, muhtaçların, dar gelirlilerin, öğrencilerin gözetilmesi gereken yerler olması lâzım gelirken ihtiyaç sahibi olmayanların mekânı haline geldi.

Bütün bunlardan önemlisi de iftar çadırları, iftar sonrasında düzenledikleri aktivitelerle ki bunlar genellikle eğlence ağırlıklıdır- teravih namazlarının unutulmasına ya da önemsenmemesine hatta terkedilmesine sebep olacak şekilde bir kırılmaya sebep olmaktadır. İftar çadırları, iftar sonrasında tam bir eğlenceye dönüşürken bu çadırların yakınlarında bulunan camiler yatsı (teravih) namazlarında boş kalmaktadır. Hatta namaz öncesinde yapılan vaazlarda vâizler üç beş kişiye hitap etmek durumundadırlar.

İftar çadırları, ramazan orucunun mütemmimi olan teravihe karşı alternatif oluşturma gibi bir hale dönüşmüştür. Kaş yapayım derken göz çıkartmak buna denir herhalde İyi niyetlerle ve hayır işlemek amacıyla gerçekleştirilen eylemler abartılınca, kötü çığırların açılmasına sebep olunmaktadır.

Bazı belediyeler tarafından iftarların ardından düzenlenen sazlı-sözlü eğlenceler, ramazanın, orucun ruhuyla bağdaşmadığı gibi, oruç tutup ardından iftar eden müslümanların camiye bilerek ya da bilmeyerek gitmelerine engel olmaktadır. Gitmemek ayrı bir mesele, gitmek niyetinde olanlara engel olmak ayrı bir meseledir. İkincisi vebal altına sokar insanı, hem de iyilik yapayım, hayır işleyim derken