İslam dünyasında yaşananlar sebebiyle Ramazanı acılar
içinde geçirip Bayram a ulaştık. Ömrümüz yeterse başka bayramlar ve
ramazanlarda ulaşırız. Ancak, kan ve gözyaşı olmayan bir Ramazan ve bayram
geçirmeyi gönül arzu ediyor. Meslek hayatımın 45. yılında geriye dönüp
baktığımda hemen her bayrama yeryüzünde özelliklede İslam dünyasında yaşanan
acılarla girdiğimizi, bizlere de hep gelecek bayramlara İslam dünyasının
huzurlu girmesi dileğimizi dile getiren haberler yapmak ve yazı yazmak
düştüğünü hatırlıyorum. İslam dünyasına karşı küfür cephesinin ortak hareketi
hiç değişmedi ve bizlerde bu kan içicilere karşı duyduğumuz öfkeyi ve dünyanın
hak, hukuk, adalet nutukları arasında Müslümanlar için nasıl yaşanılmaz hale
getirildiğine dikkat çekiyoruz. Elbette zalimlerin zulmünü dile getirmek
görevimiz. Ama sadece zalimlere duyduğumuz öfkeyi dile getirmenin zalimin
zulmünü engellemediği de bir gerçek. Bu bakımdan öncelikli olarak kendimize yönelik
bir özeleştiri yapmış, nerede yanlış yaptığımızı tespit etmemiz gerekiyor.
Dünya üzerinde belirleyici olan İslam medeniyetinin temsilcisi devlet ne oldu
da bir anda bu konumunu yitirdi, belirleyicilerin emrine girdi sorusunun
cevabını araştırmadan küfür cephesinin zulmünü önlemenin mümkün olmadığı
ortada.
Ramazan vesilesiyle yer yüzünde açlıkla boğuşan 1.5
milyar insanın yaşadığı durumu hissettiğimiz gibi, kanlı katillerin Ramazan ve
bayram demeden Müslümanlara saldırması, katletmekten sadistçe zevk almalarını
nasıl önleyebileceğimizi düşünmek, bunun içinde ciddi bir nefis muhasebesi
yapmamız gerekiyordu. Eğer bunu Ramazan boyunca yapabilmişsek gelecekte benzer
zulümlere maruz kalmamızı engelleyecek çözümler üretme imkânı bulmuşuz
demektir. Ama bir yandan nefis muhasebesi yaptığımızı söyleyip, öbür yandan
Müslümanlara yönelik kanlı saldırıları önlemeyi küfür cephesinden beklemeyi
sürdürüyorsak yanlış yolda olduğumuzu görmek durumundayız. Dünya üzerinde
hakkın ve adaletin hâkim olmasının İslam medeniyetinin yeniden belirleyici
olmasından geçtiğini görmeden zalimlere kızmanın, öfke duymanın gidişatı
değiştirmeyeceği gerçeği ile yüzleşmek durumundayız. Çünkü yeryüzünde açlığın
son bulması, dünyanın bir avuç sömürgeci tarafından sömürülmesinin engellenmesi,
yeryüzündeki zenginliklerden tüm insanlığın pay almasını sağlamının tek yolu
Müslümanların ve İslam medeniyetinin hâkim olması ile mümkündür. Bunun
öncelikli olarak kendi içimizde gerçekleşmesini sağlamak durumundayız. Bir
kişiden ne olur demeden, toplumların fertler oluştuğu gerçeğini unutmayarak
harekete geçmeliyiz. Önce kendi ülkemizde hakkın ve adaletin hâkim olmasını
sağlamak, ardından da yeryüzündeki haksızlıkların önlenmesi için ülke olarak
harekete geçmek durumundayız. Bir yandan Katil İsrail e destek veriyorlar diye
ABD ve AB ülkelerine kızarken, onları suçlarken öbür yandan bu ülkelerle göbek
bağımızı korumayı sürdürürsek gerçekçi bir nefs muhasebesi yapmış olmayız.
Bu duygularla gelecek bayramlarda daha huzurlu bir
dünyaya ulaşmak dileği ile tüm kardeşlerimin bayramını tebrik ediyor, hayırlara
vesile olmasını, özellikle de tüm eksikliklerimize rağmen Yüce Yaratan ın
bizleri bağışlamasını, ibadetlerimizi kabul etmesini niyaz ediyorum.