Ramazan Muhasebesi

Abone Ol

Ramazan-ı Şerif, aklı başında insan için, ömründeki en büyük fırsatlardan biridir. Hazır şeytanlar bağlanmışken, nefis, şeytanın muavenetinden uzaklaştırılmışken, bu fırsatı ganimet bilip ciddî bir muhasebe, ciddi bir tevbe, ciddî bir şekilde âhiret hayatına yönelme, cihad için gayret sarfetme zamanıdır. 

Ramazan-ı mübarek işte geldi gidiyor. Geliniz ciddî bir tevbe ile işe başlayalım. Peygamber Efendimiz (asm) bir rivayete göre günde yüz defa, bir rivayete göre yetmiş defa tevbe edermiş. Hazret-i Âişe Validemizden (radıyallahu anha) rivayete göre, Peygamber Efendimiz (asm), vefatından evvel: “Sübhanallahi ve bihamdihi, estağfirullah ve etûbu ileyh” (İlâhî! Ben seni noksan sıfatlardan tenzih eder, hamdinle meşgul olurum. Senden afv ve mağfiret diler. Sana tevbe ederim) sözünü tekrarlamayı âdet etmişti, demiştir. (Riyâsü’s-Sâlihîn, 1909 no’lu hadis)

Bu Ramazan’daki şahsî programım şöyle: Sahura kalkış, teheccüd namazı, sahur. Camideki mukabeleye gidiş. Sabah namazı. Her gün ailece yaptığımız tefsir ve hadis dersi. Öğleden önce her gün 24. cüzün okunması (24 senedir devam eden güzel bir âdetimiz var. Ramazanlarda, otuz arkadaş herkes bir cüz okuyor, böylece her gün bir hatim yapılmış olunuyor. Bu sene bir cüzü okuyan, seneye müteakip cüzü okuyor. Böylece Allah ömür verirse, otuz senede bütün cüzleri okumuş oluyor.) Öğleden sonra iftara kadar Kur’an-ı Kerim’den ezber yapma ve kitap okuma. İftar. Teravih namazı. Namazdan sonra yazı faaliyeti… Rabbim bu programı Ramazanın sonuna kadar uygulamayı nasip etsin. Program bana göre güzel. Ama iş bu programdan ibaret kalırsa, eksik. Hatta işin içinde hodkamlık kokusu var. Müslüman bu dünyada sırf kendini kurtarmak için mi var? Cenab-ı Hak Müslüman’ı yeryüzünün halifesi kılmış. İslâm devletinin halifesi Hz. Ömer (R.A.), “Dicle’nin kenarında bir koyunu kurt kapsa, Cenab-ı Hak onun hesabını benden sorar” buyurmuş. Şimdi yeryüzünde maalesef bir halife yok. Ancak her Müslüman kendisini Hz. Ömer gibi, gerçekte olması gereken halifenin yerine koymalı. Doğu Türkistan’dan Arakan’a, Keşmir’den Filistin’e, Libya’dan Suriye’ye, İslâm coğrafyasının mazlum ve mağdur bütün kardeşlerinin acısını hissedebilmeli. Bu acıları dindirebilmek, zalimlere dur diyebilmek, İslâm yurtlarından bütün kâfirleri kovabilmek için kafa yormalı, “elimden gelen ne olabilir?” diye düşünmeli, düşünmeli… Şahsen bu konu beni gece gündüz meşgul ediyor. M. Âkif’in, “elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım!” demesi gibi, düşüncelerimin bir kısmını siz muhterem okuyucularımla da paylaşmak isterim: Bugün âlem-i İslâm’ın en büyük problemi, kâfirlerin ve onların uşaklarının silahlı işgâlleri değildir. En büyük problem, inanç yönünden zaafa düşülmüş olunmasıdır. Gerçi kâfirler bir buçuk asırdır bu iş için muazzam çaba sarf etti, çuvallar dolusu para harcadı. Ama çuvaldızı başkasına batırırken iğneyi kendimize batırmasını da bilelim. Müslüman, bir gömlek alırken on mağazaya girip, aldatılmamak için fiyat karşılaştırması yapıyor da, iş, iman noktasına gelince, niçin aklını, ulemâi’s-sû, ümerâi’s-sû, mütrefini’sû’un, müteşeyyihlerin, dilli düdüklerin cebine koyuyor?

Sahabe-i Kiram, “Allah (cc) ve Allah’ın Resûlü (asm) ne buyurmuşsa, baş göz üstüne!” demişlerdi. Allah da onları bu dünyada izzetli ve şerefli kıldı. Onlar eliyle onlarca müşrik devletleri mağlup ettirdi. Şimdi ise Müslümanların mühim kısmı, Allah’ın hükümlerini tartışır olmuş. Ekranın dilli düdükleri, karşılarına İmam-ı Âzam gibi gerçek müçtehitler çıksa, onları dinlemez hale gelmiş. Adamlarda cerbeze bol. Hem kendilerinin, hem kendilerine kulak verenlerin imanlarını, inançlarını soyup alıyorlar. İşte bu meseleyi halletsek, yani Allahu Azimüşşan’a hakkıyla iman etsek, Allah’ın göndermiş olduğu dine, yani İslamiyet’e milimi milimine bağlansak, Allah’ın Resulünün (S.A.V.) göstermiş olduğu yoldan zerre kadar sapmadan yürüsek, Allah bizi zulmetten nura kavuşturacaktır, inşallah. Biz Allah’ın ferman buyurduğu o güzel idareye lâyık hale gelirsek, o vakit başımıza kâfirlere karşı şecaatli, Müslümanlara karşı merhametli idarecileri de gönderecektir.