Ramazan, Kur’an’la yenilenme ayı

Abone Ol

Bismillâhirrahmânirrahîm;

DÜNDEN itibaren, Kur’an-ı Kerim’in indirildiği mübarek Ramazan ayına girdik elhamdülillâh! Türkiye’miz, İslâm dünyası ve insanlık için hayırlara vesile olsun inşallah! Ramazan ayının feyiz ve bereket yüklü olup; rahmet, af ve günahlardan kurtulmaya vesile olmasının asıl sebebi, Kur’an’ın bu ay içinde yeryüzünü aydınlatmaya başlamasıdır.

Makinelerin yıllık bakım ve onarımına ihtiyaç duyulduğu gibi, vücut makinesi de 1 aylık manevi temizliğe tabi tutuluyor. İnsan; tefekkür ve muhasebesi ile arınıyor; yenileniyor; tek düzelikten kurtuluyor. Baharda toprağın yeniden canlandığı gibi, insan da Ramazan ayı ile yeniden diriliyor. “Dur, düşün, yeniden başla” formülünde olduğu gibi.

Oruç ibadetinin şartlarına uyacak; hakkını vereceğiz. Ancak, yalnız oruçla yetinemeyiz. Çünkü İslâm daveti, İslâm’ı yeryüzüne yayma çalışması durdurulamaz. İslâm tarihindeki Bedir zaferi, Tebük seferi, Mekke ve Endülüs’ün fethi, İslâm’ın Yemen’e yayılması gibi pek çok önemli olay Ramazan ayında gerçekleşmiştir. Bu özelliği ile Ramazan ayına “cihat ayı” da denir.

Yüce Rabbimiz buyurur: “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, o kitabı hakkı ile okurlar. Çünkü onlar o kitaba iman ederler (güvenirler)” (Bakara, 121). Ayette geçen, “Hakka tilâvetih - hakkıyla okurlar” ibaresine dikkat edin. Kur’an’ı okurlar, güvenirler, emirlerini hayatlarında uygularlar, anlamında. İşte Kur’an, işte biz! Kur’an anlaşılması, hayatımızı aydınlatması için gönderildi. Kendimizi Kur’an-ı Kerim ölçüleri ile hesaba çekmeye ne dersiniz?

Neler yapıyoruz?

KÜRESEL bir salgın yaşıyoruz. İnsanlık görünmeyen, zerre kadarcık bir virüs karşısında çaresiz! Rabbimizden izinsiz insana musibet ulaşmayacağını (Teğabün, 11) öğreniyoruz. Yine, başımıza gelenlerin kendi ellerimizle işlediklerimiz yüzünden olduğu (Şuarâ, 30) haber veriliyor. Bunu halkımız, “Kula belâ gelmez Hak yazmayınca, / Hak belâ yazmaz kul azmayınca” sözüyle ifade eder.

Ramazan ayında, salgını bu yönüyle tefekkür etmeye ne dersiniz? İslâmî eserler, toplu belâların çoğunlukla, “İyiliği yaymak, kötülüğü kovmak” ile “hak ve adaleti ayakta tutmak” farzının yerine getirilmeyişi yüzünden olduğunu anlatır.

İmam Gazali “İhya-yı Ulûm’id Dîn” adlı eserinde “emr-i bi’l ma’ruf, nehyi an’il münker” farzını yerine getirmeyen pek çok topluluğun helâk olduğunu örnekleri ile anlatır. Çünkü İslâm bu farzın yerine getirilmesiyle yeryüzüne yayılır. Bugün, bu görevi yerine getirme konusunda hangi noktadayız?

Allah bize, “hak ve adaleti titizlikle ayakta tutmayı” (Nisâ, 135) emreder. Her cuma hutbesi, “İnnallahe ye’muru bi’l adli ve’l ihsan… - Şüphesiz Allah, adaletli olmayı ve iyiliği emreder” (Nahl, 90) ayetiyle biter. “Adalet” konusunda her hafta uyarılırız.

Adalet, “Bir şeyi yerli yerine koymak, ifrat ve tefritten kaçınmak” anlamında. Ragıp el-İsfahânî, medreselerde yüz yıllarca okutulan “Müfredat”ında der ki: “Adalet hak sahibine hakkını ya da suç işleyene cezasını vermek bakımından eşitliği; ihsan ile yapılan iyiliğe karşılık daha fazla iyilikle, kötülüğe karşılık da daha az kötülükle muameleyi gerektirir.”

Kur'an bize ne diyor?

KUR’AN ayında tefekkür edelim. İslâm’ın emirleri karşısında ne durumdayız? Allah bize, “Müminler kardeştir; aralarını düzeltin” (Hucurât, 10); Resulümüz (s.a.v.) de, “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez; yardımsız bırakmaz; düşmana teslim etmez” (Buhârî) buyururlar.

Dünyada, Müslümanlara en büyük zulümlerin yapıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Yakılan, sopayla öldürülen, açlıktan vefat eden, savaşlar ve bölgesel çatışmalarda ölen, bunalan milyonlarca Müslüman var. Yine, savaş ortamından kaçarken tekneleri battığı için cesetleri sahile vuran yüzlerce çocuk!.. 10 binden fazla Suriyeli çocuk kaçırıldı; organ mafyasına yem edildi; tecavüze uğradı.

Bunlar yaşanırken, gücü yetenler yöneticilere hatırlattı mı? Gücü yetmeyenler, onların dertlerine çare olmaya niyet ettiler; duada bulundular mı? Onları sinema seyreder gibi mi gördük? Dünya menfaatini mi önceledik?

Kendi çocuklarınızın cesetlerinin kıyıya vurmasını, açlık veya ilâçsızlıktan ölmesini, çatışmalarda düşmanın eline geçmesini ister misiniz? Hani, kardeşimiz için yaşayacak; kendimiz için istediğimizi kardeşimiz için de isteyecektik?

Her kardeşimin iyiliğini isterim. Türkiye, Kur’anî aile yapımızla bağdaşmayan, Avrupa Konseyi’nin dayattığı İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı. TBMM’deki 4 parti “hiç itirazsız” onayladı. Aile yapımız hızla yok oluyor. Aile faciaları, intiharlar, zulümler yaşanıyor. Sözleşmeyle kadın kocasına “düşman” hale getiriliyor. Allah, bu yapılanlara razı olur mu?

Kur’an ayında, Kur’an’a göre hayat yaşama görevimizin şuuruna varmamız dileğiyle!..