Ramazan-ı Şerif Ruhumuzu Diriltsin…

Abone Ol

Son yüzyıldaki önemli Müslüman fikir adamlarından birisi olan Murtaza Mutahhari’nin “İslami Düşüncenin İhyası” isimli eserinde “Evet İslam bugün diridir. Üstelik kaynağı ve temeli bakımından da tam, eksiksiz ve diridir. Peki eksik olan nedir? Müslümanların İslam’ı düşünüş biçimleri ve kavrayış şekilleri diri bir tarzda değildir. İslam’ın ruhu İslam toplumlarında mevcut değildir” ifadeleri yer almaktadır. Mutahhari, bu ifadelerle Müslümanların yaşamında İslami düşüncenin eksikliğine, Müslümanların İslami diye yaşadığı hayatın onlara şuur, basiret kazandıramayan, onları harekete geçiremeyen ve insanlığın beklediği kurtuluş mücadelesini verecek gücü onlara sağlayamayan bir hayat olmasına vurgu yapmıştır.

Mutahhari, bugün yaşıyor ve Müslümanlar olarak içerisine düşürüldüğümüz durumu görüyor olsaydı herhalde bu ifadelerine çok daha başka tespitler de eklerdi. Zira bugün içinde bulunduğumuz konumda Müslümanlar olarak İslami düşünce yapısına ve ruhuna sahip olamamanın yanı sıra kavramlarımızı ve manevi değerlerimizi içi boşaltılmak suretiyle kaybetmiş durumdayız. İçinde bulunduğumuz şu günlerde Ramazan-ı Şerif’e ulaşmanın bahtiyarlığını yaşıyoruz. Peki Ramazan ayı artık bizim için temsil ettiği değeri ve ruhu kuşanmamıza vesile olabiliyor mu? Çılgınca tüketim yaptığımız, birbirimizi ağırladığımız mükellef sofralara vesile kıldığımız, şenlikler mevsimine dönüştürdüğümüz mübarek Ramazan ayı bizim için içi boşatılmış bir değer mevsimi olmanın ötesine geçebiliyor mu? Evet Ramazan ayı geldiğinde ümmetin büyük bir bölümü camileri dolduruyor, oruç tutuyor, diğer ibadetlerin daha yoğun bir şekilde ifa edildiği bir mevsim yaşıyoruz ama bir manevi şarj, birikim, bilinç artırma mevsimi olan Ramazan, bizi sahip olmamız gereken İslami ruha ne kadar yaklaştırıyor acaba? Ramazan ayı, içi boşatılmış değerlerimize sadece bir örnek. Ümmet olarak kendi kavramlarımızı başkalarının anlamlandırdığı, değerlerimizi öğretilen role göre algıladığımız bir din yaşıyoruz. Elbette yaşadığımız bu din bize vermesi gereken ruhu ve dünyayı kapsayacak düşünce ufkunu kazandıramıyor. Açık olan bir şey var ki; yaşadığımız, bize şuur, mücadele ruhu, dünyayı Allah’ın kulları için yaşanabilir bir yer haline getirme mücadelesi için güç vermeyen, teşvik etmeyen din, bize de içinde yaşadığımız dünyaya da kurtuluş reçetesi olamaz. Ancak Âlemlerin Efendisi’ne (S.A.V.) vahyolunan ve bir cahiliye toplumundan başlayarak 100 yıl bile geçmeden bütün dünyayı değiştiren İslam, ruhu ve düşünce yapısı ile bizim için de, adım adım felakete sürüklenen insanlık için de yegâne kurtuluş umududur.

O halde İslam’ı düşünce şeklimizi diriltmek ve İslam’ın ruhunu kuşanmak durumundayız. Aksi halde hem yaşadığımız hayatın hem de kendimizce verdiğimiz mücadelenin sonucu hüsran olabilir. Yazıya Murtaza Mutahhari’den alıntı yaparak başlamıştık, yine ondan alıntı yaparak bitirelim; “İslam kültürü ve ruhunun bizim bugün yaşadığımızdan ibaret olduğunu düşünerek, diğer insanları inancımıza davet edersek, o insanlar davetimize karşılık verse bile bu bir işe yaramaz. Çünkü onlar da bizim gibi olur, yani pasif yarı ölü duruma düşer”. Yeniden kavuşma bahtiyarlığına eriştiğimiz Ramazan-ı Şerif’in İslam’ın ruhunu ve düşünce yapısını kuşanmamıza, kavramlarımızın, değerlerimizin altını İslam’ın ruhu ve düşünce kodlarına göre doldurmamızı sağlayacak dönüşümlere vesile olması duasıyla Ramazan-ı Şerifiniz mübarek olsun. Allah (C.C.) kurtuluşumuza vesile kılsın…