Ramazan Geldi, Ramazan!

Abone Ol

Recep ayının başından itibaren Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yaptığı; “Allahümme bârik lenâ fî Recebe ve Şa’ban ve belliğnâ Ramazân” (Allah’ım Recep ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır) duasını yaptık. Rabbimizin lütfuyla işte Ramazan-ı Şerif’in eşiğine geldik. Önümüzdeki Çarşamba ilk teravihi kılacağız ve ilk sahura kalkacağız, Perşembe günü de oruçlu olacağız, inşallah…

Bu sene Ramazan-ı Şerif; ülkemizde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine denk geldi. Şahsî kanaatim şu; siyaseti ön plana alıp Ramazan-ı Şerif’i suhre gibi ifa eden, kaybeder. Seçim, bu dünyamızla ilgilidir. Hâlbuki Ramazan-ı Şerif doğrudan ebedî hayatımızı ilgilendirmektedir. Aklı başında olanlar da ebedî hayatı tercih eder. Dünya işine de dünyada kalacağımız kadarıyla, o nispette ilgilenir. Ölçü bu olmalıdır.

Yıllar önce, İkinci Dünya Savaşı cereyan ederken, insanların bir kısmı, cemaatle namazı terk edip, namaz saatine denk geldiği için radyoda haberleri dinlermiş. O tarihte televizyon yok. Radyo da herkeste yok. Ya bir kahvehanede var, ya da belediye hoparlörle meydanlarda halka dinletiyor. İnsanlar da oralarda toplanıyor, “ajans” dedikleri haberleri dinliyor, savaştaki son durumu öğreniyor. İşte o sırada Bediüzzaman Hazretlerinin bu haberleri hiç dinlememesi ve merak da etmemesi talebelerinin dikkatini çekmiş ve kendisine şu soruyu sormuşlar:

“Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki: ‘Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli harb-i umumîden (İkinci Dünya Savaşı’ndan) elli gündür (şimdi yedi sene geçti aynı hâl) (Bu not 1946 senesine aittir) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Hâlbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?’ dediler.”

Bediüzzaman, bu soruya tafsilatlı şekilde cevap vermekte. Bizim yerimiz dar olduğu için, o cevaptan bir bölümünü iktibas edeceğiz. Şöyle diyor:

“Cevaben dedim ki:

“(…) Birinci noktaya cevap ise: Evet bu cihan harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i amme davasından daha ehemmiyetli bir dava, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dava açılmış ki; her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek davayı kazanmak için bilâ-tereddüd (hiç tereddüt etmeden) sarf edecek. İşte o dava ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşitlerinin müttefikan, kâinat sahibinin ve mutasarrıfının binler va'd u ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki: Herkesin iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile müzeyyen ve baki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşf ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?” (Âsâ-yı Mûsa, Dördüncü Mesele, s. 20)

Büyüklerimiz, “Nasihat istersen, ölüm yeter!” demiş. Bu deprem vesilesiyle bu nasihatçiyi çokça dinlemiş ve dersimizi almış olmalıyız. Geliniz şu mübarek Ramazan’da yüzümüzü ahiret âlemine çevirelim ve ebedî hayatımızı kazanmak için gayret gösterelim: Mukabele takip edelim, kendimiz hatim indirmeye çalışalım, namazlarımızı vaktinde eda edelim, teravih namazını kılalım. Zekât verecek olanlar zekâtını versin. (Gerçi Ramazan’da vermek şart değil. Yıl içerisinde de zekât verilecek kimselere zekât verilebilir. Ramazan’da kalan miktar verilir.) Bol bol sadaka verip hayır hasenatta bulunalım. En mühimi, sıla-i rahimi yapıp, mümin kardeşlerimizle hemhal olalım. Seçime gelince, şahsen o konuda ben bir tek yazı yazacağım, ondan sonra Ramazan-ı Şerif’te yazılması gereken yazılara döneceğim.

“Gelişiyle güldüren / Kalbe huzur dolduran / Ramazan geldi, Ramazan…”