Ramazan garipliği

Abone Ol

Yurdundan gurbete çıkan kişi gariptir. Gurbet insanı yabancılaştırır. Yabancılık çeken kişi yani garip olan çileli bir yola girmiştir. Bu hal içinde ‘kendini bilme’ imkânı elde edilir. İç yolculuğa çıkan kişi, artık gurebadan sayılır.

İbni Ömer r.a anlatıyor: Resûlullah s.a.v. benim iki omuzumu tuttu ve: “Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol” buyurdu.

Yolcu olan kişi, Hz. Musa gibi her hayra muhtaçtır. Yol bulmalı ve güven içinde hedefine varmalıdır. Bu yolda istiğna içinde değildir o. Gönlü arayış içinde ve Hakka müştaktır. Zafiyetlerini örtmek istese de her şey ortadadır. Yolcu olan gariptir, garip kişi de kul olduğunu, fani olduğunu, aciz olduğunu bilmeye daha yakındır.

Manevi gurbet ruhun aslına dönmesidir. Bu gariplik yolculuğu, nefis emrinden firar etmektir.  Nefsin tutkularını dizginleyen Hakka yakınlaşır.

S. M. Rasim Efendi lügatinde; gariplik için der ki: Âlimler gariplerdir. Çünkü cahiller arasında kalırlar. Yani onlar arasında yabancılaşır ve anlaşılmazlar. Doğrusu bu durum onlara bir bakıma zül gelir. Müellif, devam eder;  ‘halka karışma’ der. Halka karışmanın insanın maksadına ulaşmasında engel olduğunu beyan eder. 

Maksadına ulaşmak isteyen önce garip olmalı. Alimler ve Allah’ın dostları gibi. Rasim Efendi bu yalnızlık ve yabancılaşmaya ‘mütevahhiş’ olmak diyor. Yani çevrenize yabancılaştığınızda, yakınlaştığınız bir menzil vardır.

Yakınlaşma kurbiyettir, garipliktir. Ramazan’da kişinin yeme içme mağduru olması da bir garipliktir. Aç susuz bekleyen kişi yeme içmeye yabancılaşır. Ona bir başka kapı açılır. Bir vakte kadar yemenin mağduru, maddenin ve dış alemin yabancısıdır. Bu gariplik içinde ibadeti, tezkiratı, tedrisatı ve irfanı ile yükselme imkanı bulur. Aşina olduğu halden Allah rızasına ermek için gureba gönüllüsü olur.

LED EKRANIN GARİBİ OLUN

Ramazan garipliği, bağımlılık ve alışkanlıklardan uzaklaşmaktır. Beğeni ve takipçi sayısından uzak kalmaktır! Allah’ın beğenisine talip, ibadet yorgunluğu ile seccadenin üzerinde sızıp kalan gariplerden olma zamanıdır.  İtikaf günlerine giriyoruz. Herkesin itikafa girmesi kolay değil, fakat yapılacak güzel şeyler var: Cep telefonunu sadece konuşmak için kullanmak gibi. Dini içerikler dâhil cam ekrana bakmamak ve üzerine bir şey yazmamak. Dini içerikleri ekranda okumak yerine kitaptan okumak. Dilediğiniz kadar kağıttan okuyup ona dokunabilirsiniz;  kağıt fıtrattandır. Kızım sana söylüyorum… deyimi ile açıklarsak; cam ekran dediysek maksadımız sosyal medya paylaşımlarıdır. Ve artık bir bağımlılığa dönüşen telefon grup mesajları…

Bitmek bilmeyen paylaşımlar; gecenin nahif sahur vaktinde, gruptan ha bire bir şeyler paylaşılıyor. Efendim dini içerikler var, bir ayet bazen bir hadis. Peki, telefona yazarken hangi duyguları hissediyorsunuz; inşallah sadece yaşamak istediğinizi paylaşmaktasınızdır. Ayrıca elinize aldığınız telefonu sadece mesaj yazıp bırakıyor musunuz, yoksa dakikalar akıp gidiyor mu  

İbadet saatinde dijital aletler insicamı bozar. Cihazı elinize aldığınızda esas deyimi ile ‘malayani’ ile iştigal etmiş olursunuz.  Kaldı ki bugüne kadar okuduğumuz dini içeriklerden aklınızda ne kaldı, bir düşünün!  Tesbihat denilen bir şey vardı evvel ya şimdi. Subhanallah, estağfurullah,  elhamdülillah demek, paylaşımların yüzeysel etkisini, daha derine taşır.

Kimileri diyor ki sosyal medyada akrabalarla da bir şeyler paylaşıyoruz. Efendim bunun da bir yarar sağlayacağını düşünmüyorum. Zira iletişim araçları artık haberleşme teknolojinin en hızlı ilerleme gösterdiği alan. Fakat hayra alamet bir gelişme göremiyorum. Baktığımızda artan iletişim imkanlarına rağmen sıla-i rahimde; akrabalar arasında artan bir iletişime rastlanmıyor. Teknolojinin gelişmesi akrabalar arasındaki iletişimi artırmıyor. Arada bir tuhaf perde var sanki.

Birey üzerinde farklı bir etki oluşturuyor. Paylaşımların tesir gücü giderek azalıyor. Plasebo,  yani içinde etken madde bulunmayan sahte ilaç gibi gruplardan yağan mesajlar, vücudun ağrıyan yerini değil farklı bir yerini masajlar gibi. Mesajların, ağrımayan bölgeleri masajlar gibi sadra şifası yok. 

İtikaf günlerinde ibadet ve kullukta yoğunlaşma zamanı. Çünkü gönlünüze konuk olan bu misafir üç vakte kadar ayrılacak bizden.

RAMAZAN PANAYIRI MI

Geçenlerde bina girişinde bir afiş dikkatimi çekti. Afişin başlığı aynen şöyleydi: ‘Ramazan Panayırı’ yanlış okumadınız. Evet, bir panayır davetiydi bu. Ay ışığı altında, gökdelen binalar arasında bir kaç figür vardı resimde. Metropolün binalar arasına sıkışmış garip ramazanı, diye düşündüm.

İnsanları eğlenceye davet ediyordu; konser, Ramazan çadırları, el sanatları, şerbetler falan filan. Giderek ramazan görselleşmeye başladı. Ramazanın içe dokundurtmama gayreti var. O her gönle dokunacağı halde dokundurtmam diyen bir anlayış…

Panayır ifadesi artık “Ramazan’ı iyi geçiremiyoruz” muhasebesinin de sona erdiğini gösteriyor. Çünkü bir tamamlanmışlık duygusu veriyor. Kalpte tatmin olmayanı nefste tatmin etme çabasıdır.

Ramazanı popülizme indirgemenin adıdır bu. Ramazan hikmetlerini ve faziletini kuşanmak için benliği bakıma almak yani nefsi biçimlendirmek gerekir. Nefsle birlikte onunla barışık yol almak mümkün değildir.

İtikaf günlerine girerken, eğer itikaf imkanınız yoksa ruhumuzu itikafa sokabiliriz. Duygularımızı kontrol edebiliriz; mesela birine öfkelendiğinizde, karşılık vermek yerine o ortamı terk etmeli. Zira  kalp kırdığınızda orucu da kırmış olursunuz.