Ramazan davulunun sesi

Abone Ol

Kala kala geriye bir tek davul sesi kalmışsa eski ramazanları hatırlatacak yandık demektir.

Gecenin bir yarısında insanları oruca kaldırmak için davul çalınmasında bir hikmet arayanlara ne demeli!

Yahu, gecenin tülünü parçalayan bir ses bu, aralayan değil!

Medeniyeti kalkıp davul tozu ile minare gölgesine sığdırmak olacak şey değil.

Adam resmen davul dövüyor yatak odasının önünde, davul çalmıyor.

Sonra, hiçbir ahengi ve tınısı da yok, gelecek zamanın hafızasına yüklenebilecek.

Tokmağı davula vurur vurmaz çoluk çocuk ayağa kalkıyor yatağından sıçrayarak.

Bu oruca kaldırma değil, olsa olsa sabır ölçmedir.

Mahallenin henüz ortadan kalkmadığı dönemlerde pencerenizin önünden uykunuza sürünerek geçen bir davulcu vardı. Hem çalar hem mani söylerdi.

Size ne diyorum, o davulcu işte bu davulcu değil!

Zaten öyle bir mahalle de kalmadı memlekette.

Uzaktan çalarlarsa davulu belki sesi kulağımıza hoş gelebilir.

Kulağımızın dibinde davul değil, annemizin şefkatli sesini duymak isteriz bizi sahura kaldıran.

‘Müslüman Saati’ bozuldu bozulalı şimdi davulcular ayar veriyor hayatımıza.

Boşuna dememiş atalarımız: ‘davul bile dengi dengine’ diye.

Bu davulun dengi yok dostlarım, bu sesin bir rengi.

KİBİR VE KABİR

İnsan neden büyüklenir ve kendini çevresindekilerin fevkinde görmek ister.

Herhalde bulunduğu yeri gözünde abarttığı içindir. İnsanın bulunduğu yer başkalarına göre her zaman değişik pozisyonlar teşkil eder.

Ya yukardadır, ya sağında ya da solundadır; ilerde veya geridedir.

Sahip olduğu imkânlar insanın başkalarına nispet oluşturmasının bahanesidir çoğunlukla.

Kibirli kişi yere bakmayı unutmuştur. Kafası yukarda, bakışı ufukta, hayali gökyüzündedir.

Öyle bir şey olmuştur ki o şey ona emsallerine göre bir yerlere erken ulaşma vehmini yaşatır.

Dünya yolculuğunda sırtına fazla para-pul yüklenmiş, mal mülke sahip olmuştur.

Para makamı, makam imkânı doğurur fehvasınca diğer insan kardeşlerine yakından bakma yeteneklerini kaybetmiştir.

Meğerse kendisinin başkalarından ne kadar üstün tarafları varmış da görememiş gibi bir geç uyanıştır bu.

Bu üstün tarafı fark edebilmek için dünyevi ağırlıklarını artırması gerekiyormuş demek ki.

Hesabını dünyaya göre tutmuş kişilerin kibrini anlamak hiç zor değil.

Anlaşılmaz olan ‘dindar kibri’ diyebileceğimiz kibirdir.

İmkânların açtığı yollarla palazlanıp serpilen dindar kişiliklerinin şahsiyetlerini bu koşuşturmaca içerisinde nasıl yolda düşürdüklerinin örneklerini bolca görüyoruz.

Dindar kibrinin yol açtığı yekdiğerini küçük gören çehre ne katlanılmaz bir çehredir.

Kıyafetini bedeninden ayırt edemezsiniz bu kişilerin.

Tiplerinde varsıllığın etten heykeli dikilmiş gibidir.

Elinden yere düşürdükleri şeyi eğilip de almaya yüksünürler.

Toprakla göz göze gelmenin sıkıntısıyla tıka basa doludur içleri.

Yer demek insanın hakikati demektir.

Yer demek kabir demektir ki söyleyeceğini hiç dallandırıp budaklandırmadan direk söyler.

Ölüme hakkıyla inanmadıklarını ahir ömürlerinde öz nefisleri için diktikleri görkemli şatolarından, gökyüzüyle yarışan binalarından anlarsınız.

O heybete bakıp binalarının kumuna çimento değil kibir katılmış sanırsınız.

Kibir insanın bu dünya oyununu şeytanla aynı ligde oynamaya talip olmasıdır.

Şeytan insanın hilkatine burun kıvırdı, terkibini küçümsedi, kibirli insan da şeytanla aynı enstrümanı kullanarak kendisi gibi olanı küçümseyip betonu, plastiği, metali, demiri ve çeliği kutsadı.