BÜTÜN sosyal bilimlerde insana doğru bir gelişme olsa da maddi hedefli bir arayış dışında doğru bir metot takip edilemiyor. Bir serbestlikten, insanın özellikleri, psikolojileri dikkate alınarak gerçekleşecek bir mutluluktan bahsediliyor ama bir noktadan sonra kapı bir türlü açılamıyor. Çünkü “bu insan bu hayata niçin gelmiştir ” sorusundan hareket edilmiyor. İnsanın yaratılış hikmetinin ne olduğu bilinmeden insanın hayattan elenmesi bitmeyecek.
Bir arayış ki bitmek bilmiyor! Zengin olsun fakir olsun herkes devamlı arayış içinde… Çünkü kimse mevcut durumdan memnun değil. Akıl sahipleri, vicdan sahipleri bu gidişatın gidişat olmadığını görüyor. İnsanlar kudret sahibi, gelir sahibi olmalarına rağmen mutlu olamıyor, üstelik daha çok korkuyorlar. Binalarını adaletsiz bir temel üzerinde yükselttikleri için her an çökebileceğinden endişe ediyor, huzursuz oluyorlar. Huzur olmadığında da ellerindeki imkânların manası kayboluyor.
İnsan, “ben nasıl doğru hareket edeyim ki güzel hesap vereyim” demeden bu çaresizlikten kurtulamaz. Dinin ekonomi ile teması işte burada önem taşıyor. Bu açıdan, Müslüman bir insanın iktisadi hayatta nasıl davranması gerektiğini bilmesi bugün daha büyük bir önem arz ediyor. Din insanlara bu dünyada nasıl davranacağını gösteriyor ve çeşitli kaideler göstererek hayatı tanımaya ve okumaya yönlendiriyor. Müslüman da, bu tanıma ve okumaları yapabilir ve nasıl davranması gerektiğini öğrenecek arayışları sürdürerek hem müreffeh, hem de mutlu oluyor.
İnsana irade bilmek ve yapa-bilmek için verilmiştir. İnsanda, akıl, mantık, gönül, kalp, deruni hazlar var, ruh ve nefis var. Hayatın bütün dinamizmini nefis veriyor. Hareket, gelişme, kabiliyet... Nefis olmasa dünyada gelişme ve hareket olmaz, dünyanın hikmeti kalmaz. Ama öbür taraftan onu tek başına bıraktığınızda, insanı esarete götürüyor. İnsanlığın geleceğini ilgilendiren o kadar önemli meseleler varken zihinlerin şahsi hesaplar için meşgul olması insana zaaf olarak yeter. Bu zaaf, insana sadece madde planında yaklaşıldığı için sürekli artmaktadır. İnsanın bu zaafın beslendiği yer ise; mevcut ekonomik yapının kopyalandığı sistemin ahlak ile iktisat kaideleri arasında bir irtisamı kuramamasıdır.
İnsanın iktisadi sahada bu irtisamı sağlayabilmesi için, hırs ve ihtirasın sonu olmadığını bilmesi gerekiyor. Manevi parametrelerle bu hırs dengelenmediğinde iktisadi kalkınmanın sonunun da olmayacağını idrak etmesi gerekiyor. Bunu idrak etmeden insanlar sürekli konuşacak ve hep hüsranda kalacaklardır. Ha bire koşacak, koşuşturacak ama sonunda hayattan eleneceklerdir. Bu koşuşturmanın salih amele engel olması, bu durumun da sabrı azaltması da hayattan elenmeyi sürekli kılıyor. Bu acziyete karşı en azından dua kapısını zorlamalıyız: Ramazan bizi bulduğu gibi bırakmasa ve gelecek Ramazan’da da bizi bulmak istediği gibi bulsa!