Ramazan ayının ardından 2

Abone Ol

Elhamdülillah idrak edip ihya etmeye çalıştığımız mübarek Ramazan-ı şerif ayı, biz günahkâr kullara yüce Rabbimizin lutfettiği bir rahmet denizi idi. Hepimiz tuttuğumuz oruçlarla, yaptığımız tevbe-istiğfar ve diğer ibadet-taatlerle bu rahmet denizinde yıkandık, tertemiz olduk. Çünkü Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V) Efendimiz:

“Kim, faziletine iman ederek ve mükâfatını sadece ALLAH Teâlâ’dan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur.” 

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V) Efendimiz:

“Kim, faziletine iman ederek ve mükâfatını sadece ALLAH Teâlâ’dan bekleyerek Ramazan ayının gecelerini ihya ederse, onun geçmiş günahları mağfiret olunur.” 

Ve Ebû Seleme (R.A.) nun babasından yaptığı rivayete göre Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Ramazan ayını anarak:

“Ramazan ayı öyle bir aydır ki ALLAH Teâlâ, onun orucunu üzerinize farz kıldı. Ben de onun kıyamını, gecelerini teravih veya başka ibâdetle ihya etmeyi sünnet kıldım. Artık kim inanarak ve sırf ALLAH Teâlâ’nın rızâsını diliyerek orucunu tutar ve gecelerini teravih veya başka ibâdetle ihya ederse, anası kendisini doğurduğu gün gibi günahlarından temizlenmiş olur.”  buyurmuşlardır.  Neticede felaha erdik, elhamdülillah. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Şirk, küfür ve batıl inançlardan, kötü ahlak ve günahlardan iyice temizlenen, arınan ve Rabbisinin adını zikredip de namaz kılan kimse muhakkak felaha ermiş, korktuğundan emin, umduğuna nail olmuştur.”

Şüphesiz ki, gerçek arınma, her türlü maddî ve manevi kirlerden, lekelerden sıyrılıp kalbi ve vicdanı, duygu ve düşünceyi berraklaştırıp tertemiz tutmaktır. Böylesine kapsamlı ve anlamlı bir arınmanın mükâfatı ise, Cennet’te sonsuz mutluluğa erişmektir.

Hakikî imân, kalbi her türlü şirkten, inkârdan, şüphe ve nifaktan boşaltıp arındırır ve orayı ilâhî tecellinin aynası haline getirip feyiz ve rahmet kaynağı yapar.

İman temeli üzerine bina edilip işlenen Salih ameller ise, günah ve hata kirlerini temizler ve adeta bunlar kalp üzerinde, devamlı temizlikle meşgul olan görevlilere benzerler.

Niyeti, duygu ve düşünceyi halis yani katıksız, gösterişten uzak kılmak ise, insanı diğer manevî kirlerden arındırıp kemal mertebesine yükselmesine vesile olur.

Şimdi bize düşen vazife, bu temizliğimizi muhafaza etmek ve kirlenmemeye çalışmaktır. Farzları yapmak, haramlardan uzaklaşmaktır. Kirlenirsek, yine yıkanırız, demeyelim. Çünkü ya nasib olmazsa!.. Sonra kirlenmemeye çalışmak, kirlenip temizlenmekten ve temizken tekrar yıkanmak da kirlendikten sonra yıkanmaktan daha faziletlidir ve daha kolaydır. Rabbimizin emirlerini muntazaman yerine getirip yasaklarından devamlı kaçınan Müslümanlar, daima bu şekilde tertemiz kalırlar. Aksine hareket edenler yani farzları terk edenler ve haramları işleyenler manen ve maddeten kirlenirler. Ebu Zer (R.A.) der ki: Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bana şöyle buyurdu:

“Nerede ve nasıl olursan ol, ALLAH Teâlâ’dan kork, takva sahibi ol! İşlediğin kötülüğün, haramın hemen arkasından iyilik yap, tevbe-istiğfar et ki, o kötülüğü yoketsin, silip süpürsün! İnsanlarla da güzel geçin, insanlara iyi ahlakla muamele et.