Ve Ebû Seleme (R.A.) nun babasından yaptığı rivayete göre
Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Ramazan ayını anarak:
Ramazan ayı öyle bir aydır ki ALLAH Teâlâ, onun orucunu
üze¬rinize farz kıldı. Ben de onun kıyamını, gecelerini teravih veya baş¬ka
ibâdetle ihya etmeyi sünnet kıldım. Artık kim inanarak ve sırf ALLAH Teâlâ nın
rızâsını diliyerek orucunu tutar ve gecelerini teravih veya başka ibâdetle ihya
ederse, anası kendisini doğurduğu gün gibi gü¬nahlarından temizlenmiş olur. buyurmuşlardır. Neticede felaha erdik, elhamdülillah. Cenab-ı
Hak şöyle buyuruyor:
Şirk, küfür ve batıl inançlardan, kötü ahlak ve
günahlardan iyice temizlenen, arınan ve Rabbisinin adını zikredip de namaz
kılan kimse muhakkak felaha ermiş, korktuğundan emin, umduğuna nail olmuştur.
Şüphesiz ki, gerçek arınma, her türlü maddî ve manevi
kirlerden, lekelerden sıyrılıp kalbi ve vicdanı, duygu ve düşünceyi
berraklaştırıp tertemiz tutmaktır. Böylesine kapsamlı ve anlamlı bir arınmanın
mükâfatı ise, Cennet te sonsuz mutluluğa erişmektir.
Hakikî imân, kalbi her türlü şirkten, inkârdan, şüphe ve
nifaktan boşaltıp arındırır ve orayı ilâhî tecellinin aynası haline getirip
feyiz ve rahmet kaynağı yapar.
İman temeli üzerine bina edilip işlenen Salih ameller
ise, günah ve hata kirlerini temizler ve adeta bunlar kalp üzerinde, devamlı
temizlikle meşgul olan görevlilere benzerler.
Niyeti, duygu ve düşünceyi halis (katıksız, gösterişten
uzak) kılmak ise, insanı diğer manevî kirlerden arındırıp kemal mertebesine
yükselmesine vesile olur. Çünkü varlıkta ne varsa hepsi ALLAH Teâlâ ya aittir
ve O nun kudretinin tezahürüdür. Aynı zamanda görebildiğimiz ve göremediğimiz
sayısı belirsiz eşya, sistem ve düzenler sadece insanoğlu için yaratılıp vücuda
getirilmiştir. İnsan da en şerefli ve aziz varlık olarak ALLAH Teâlâ ya ibadet
edip kulluğunu isbat için yaratılmış ve mükâfat olarak da önüne sonsuz bir
hayat düzeni plânlanıp konulmuştur. O bakımdan insanın yapacağı her amel
münhasıran ALLAH için olduğu takdirde değer, anlam ve mükafat kazanır. Aksi
halde niyet ve amaç bakımından sırf dünya hayatıyla bağlı olan ameller, Ölüm
olayıyla sabun köpüğü gibi sönüp gider ve ikinci hayatta sadece onların
vebaliyle karşılaşılır.
Bunun için Cenab-ı Hâk, zat-ı ulûhiyetine kulluk edip
ibadette bulunmak üzere yarattığı insanı, tertemiz olarak dünyaya getirdiği
gibi, tertemiz yaşamasını ve o hal üzere ölmesini ve yine o hâl üzere dirilip
ikinci hayata kalkmasını dilemektedir. Farz kıldığı bedeni, kalbî ve malî
ibadetlerle onu bu çizgi üzerinde tutmayı murad etmiştir. Günde beş vakit namaz
ve namaz için alınan abdestin ruh ve beden, kalp ve dimağ Üzerindeki olumlu
tesirlerini, temizleyici özelliklerini kim inkâr edebilir
Zekât, sadaka-i fıtr (fitre), adak, keffaret ve benzeri
malî ibadetlerin toplum yapısında oluşturduğu güven, huzur, kardeşlik, sevgi ve
saygı havasını görmemek, anlamamak için geri zekâlı veya çok inatçı bir kâfir
olmak gerekir.
Bütün bu feyizli ibadetlerin sağladığı rahmet havasını
hangi hareket veya davranış sağlayabilir, imân ve ibâdetten kopuk bir toplumun
madde cenderesine nasıl sıkıştığını ve paradan başka bir amaç düşünmediğini
hergün görmekte ve işitmekteyiz. Böylesine kişisel çıkarlarını ön planda
tutanların estirdiği soğuk havanın aile, toplum ve ülkeleri nasıl dondurup
mefluç hale getirdiğini görmemek mümkün mü Meğerki kalp ve kafa gözü körelmiş
olsun...
Şimdi bize düşen vazife, bu temizliğimizi muhafaza etmek
ve kirlenmemeye çalışmaktır. Farzları yapmak, haramlardan uzaklaşmaktır.
Kirlenirsek, yine yıkanırız, demeyelim. Çünkü ya nasib olmazsa!.. Sonra
kirlenmemeye çalışmak, kirlenip temizlenmekten ve temizken tekrar yıkanmak da
kirlendikten sonra yıkanmaktan daha faziletlidir ve daha kolaydır. Rabbimizin
emirlerini muntazaman yerine getirip yasaklarından devamlı kaçınan Müslümanlar,
daima bu şekilde tertemiz kalırlar. Aksine hareket edenler yani farzları terk
edenler ve haramları işleyenler manen ve maddeten kirlenirler. Ebu Zer (R.A.)
der ki: Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bana şöyle buyurdu:
Nerede ve nasıl olursan ol, ALLAH Teâlâ dan kork, takva
sahibi ol! İşlediğin kötülüğün, haramın hemen arkasından iyilik yap,
tevbe-istiğfar et ki, o kötülüğü yoketsin, silip süpürsün! İnsanlarla da güzel
geçin, insanlara iyi ahlakla muamele et.