Rahatça Geziyoruz!

Abone Ol

Önceki hafta Merkez Bankası Başkanı’nın birbirinden enteresan ve vahim çıkışları ve açıklamaları gündemdeydi. Geçen hafta sahneyi ne zamandır sessiz kalan Hazine ve Maliye Bakanı aldı. Son 24 yılın rekorunu kıran enflasyon verilerinin ardından yaptığı açıklamalar her zamanki gibi şaşırttı. Çünkü, sanki enflasyon rekoru kıran bir başka ülkeymiş ve sanki işler gayet kontrol altında ve tam da istendiği gibi konuştu Sayın Bakan. Açıklanan enflasyon verilerinin gerçekliği bile kuşkulu olduğu halde rekor kırarken ve vatandaşın en temel gider kalemlerinden olan gıda enflasyonu “mutedil” hesapla bile yüzde 95’i bulmuşken, akla “acaba kontrol altında olan herhangi bir şey var mı?” ve “hükümeti, ekonomik manada ne yaptığını biliyor mu?” soruları geliyor daha da artan bir dozda.

Sene başından bu yana tutmayan tahminleri, gerçekleşmeyen öngörüleri ve enteresan ama iktisadi olmaktan uzak yaklaşımıyla ekonomi yönetiminin bir numunesi olan Bakan, “yükseklerden gelen karar” çerçevesinde savunageldiği iktisadi olmayan gerçekleri savunmayı sürdürdü yine. Kerameti kendinden menkul ve adamakıllı hiçbir sonuç üretmemiş ve üretmesi de mümkün olmayan Türkiye Ekonomi Modeli’nin yılmaz bir savunucusu olan Sayın Bakan, büyümeden taviz vermediklerini, bu durumda da enflasyonla mücadelenin biraz vakit aldığını kaydetti mesela. Taviz vermedikleri büyümenin sadece kağıt üstünde kaldığını ve fakirlik üreten bir yapıda olduğunu da söyleseydi keşke. Şayet ekonomi yönetimi, bu “büyümeden taviz vermeyen büyüme” anlayışıyla enflasyonun düşmeyeceğini bilmiyorsa, işte o zaman vay halimize!

Sayın Bakan’ın şu ifadesi hayli enteresan:
“Önümüzdeki 6 aylık süreç enflasyonun daha da yükselmesini engelleyerek, belli bir patikada yoluna devam etmesi, Aralık ayında baz etkisi ve bunun psikolojik olarak bize getireceği destekle enflasyonun iniş trendini yakalayarak, bunu devam ettirmesiyle de 2023 sonunda da belli bir seviyeye düşecek enflasyonu yakalayacağız.”

Cümlede bir yargıda bulunuluyor ama o yargıya varana kadar birkaç tane koşul var ve o koşulların gerçekleşmesi de adeta “oluruna bırakılmış” gibi. Yani “ya tutarsa” veya “rastgele” yaklaşımı demeli buna.. Önümüzdeki 6 ayda amaç, “enflasyonun daha da yükselmesini engellemek”miş mesela! Ondan sonra da Aralık’ta “baz etkisi”nin imdada yetişmesi ve bunun sağladığı “moralle” enflasyonda “iniş trendini” yakaladık mı, ondan sonra bir şekilde 2023 sonunda “belli bir seviyeye” iner herhalde enflasyon diye umut etmekteymişiz! İktidarın ekonomi politikasının tek cümlelik özeti bu olsa gerek. İçinde iktisadi bir gerçeklik ve yaklaşımın zerresi olmadığı gibi dilek, temenni ve “ya tutarsa”cılık var bolca.

Sayın Bakan, sene başından bu yana defalarca değiştirdiği tahmin ve öngörülerine bir yenisini daha eklemiş yani. İşin enteresanı, ekonomi yönetimi olarak da tek ümitlerinin “baz etkisi” ve bunun sağladığı “moral destekle” enflasyonun iniş trendini yakalamak dışında bir planları (ki buna plan denebilir mi) olmadığını belirtmiş. İktisadi olmayan bir rotada ilerleyen ekonomi yönetiminin çizgisini bozmadığı ve aynı lüzumsuz inattan vazgeçmediği görülmekte. Bunun maliyetinin milyonlarca vatandaşın tarihin en büyük ve hızlı fakirleşmesi olduğu gerçeği ve bunun vebali ise makam sahiplerinin ilgi alanında değil maalesef.

Geçtiğimiz haftalarda 2002 yılında 1 milyon haneye sosyal yardım yapılırken, 2021 yılında bu rakamın 4,3 milyona ulaştığıyla, yani yardıma muhtaç insan sayısının kendi dönemlerinde 4’e katlanmasıyla övünen Hazine ve Maliye Bakanı’nın, “Yabancı bir bakanla konuşuyordum, bana enflasyonumuzun yüksekliğinden bahsetti. Ona ‘ben bu enflasyonla sokağa çıkabiliyorum, siz %10’la çıkamıyorsunuz’ dedim” sözlerine de fazla bir yoruma gerek yok. TÜİK’in “üstün” gayretiyle dahi 2 aydır yüzde 80’i bir türlü “aşamayan” ancak bu haliyle bile 24 yılın rekorunu kıran enflasyonun sebep olduğu fakirleşmeyi zerre önemsemeyince, sokağa çıkmakla övünmek de normal karşılanır haliyle.

İktisadilikle en ufak ilintisi olmayan politikaların sonucunun milyonlarca insanın fakirleşmesi olduğu ve Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik buhranının yaşandığı günlerde bile espriden şakadan geri kalmayan bir ekonomi yönetiminden daha da fazlasını beklemeye de gerek yok!