Rahat Yüzü

Abone Ol

Şayet bir ülkede en temel insan ihtiyaçlarından olan iaşe ve ibate, yani yeme içme ve barınma halk için büyük bir sorun teşkil ediyorsa, orada ekonomik bir sorunun, sıkıntının, yanlışın olduğu aşikardır. Tüm siyasi argümanları, tartışmaları, polemikleri bir kenara bırakarak, en yalın ve öz haliyle insan kendini sorguladığında bile “En temel insan haklarından yoksun yaşam mı olur?” diye kendine sorması icap eder. Bu sorunun yanıtı da, belli bir azınlık dışındaki büyük çoğunluk için olumsuzsa, ortada kocaman bir ekonomik fiyaskonun olduğu da su götürmez bir gerçektir. “Ama sandıktan onay aldı bu iktidar” savunusu da, ortada duran sorunu aklamaya yetmez. Olsa olsa “kendi sorununa bile yabancılaşmış kitleleri” işaret eder bu hal.

Makro veya mikro ekonomik analizler yerine çok göz önünde olan, basit, günlük vakıalarla meseleye bakınca dahi şaşırtıcı derecede bir tuhaflıklar ve trajikomedi silsilesine denk geliniyor. İktidar medyasının mütemadiyen, bazılarının ise neredeyse her gün verdiği “emekliye müjdeleri”ne bir göz atınca bile ortada büyük bir garabet olduğu görülüyor. Bir zamanlar ikramiyesiyle bir ev, bir araba alabilen emeklilerin büyük bölümünün bugün asgari ücretin bile çok altında, 7500 lira gibi bir rakama talim etmesi de, emekli olduğu halde çalışmak zorunda olması da (aksi takdirde yaşama ihtimalleri yok çünkü) kimseleri şaşırtmıyor anlaşılan. Asıl garip olan bu kabulleniş hali. “Emeklilik döneminde çalışmak ne demek?” diye bile kendine sormayan milyonlar var maalesef. 25 kuruşluk poşet parasını kafaya takıp da her adım atmaya daha da pahalı hale gelen market alışverişini önemsemeyenler gibi aynen..

Şimdi buna yönetmek mi deniyor yani? İnsanlar bu ülkede, emekli olunca rahata ermenin, iyi kötü bir hayat sürebilmenin, ertelediği birtakım şeyleri yapabilmenin, çoluğuna çocuğuna hayatlarını idame ettirme noktasında destek çıkabilmenin hayalini kurabiliyordu. Artık kuramıyorlar, özellikle de büyük şehirde yaşayıp da emekli olanlar.. Çoluk çocuğundan maddi destek alarak geçinenler mi ararsınız, ilerlemiş yaşına rağmen çalışmak mecburiyetinde olanlar mı, yoksa “2. bahar” hayallerini sonsuza kadar unutmak zorunda kalanlar mı? Yabancı ülkelerden turist olarak gelen emekliler, lüks otellerde birkaç hafta tatil yapabilirken, bu ülkenin emekli vatandaşlarının ücretsiz otobüs kartlarıyla şehir için 3-5 duraklık seyahatleri kar sayabilmesi ibretlik bir hal değil midir?

Halkını, artık çalışmaması gereken ömrünün son demlerinde dahi rahat yaşatamayan, üstüne üstlük dinlenmesi gereken dönemde de çalışmak zorunda bırakan, 3 kuruş maaşa talim ettiren bir yönetim anlayışı açıkça başarısızdır. İşin enteresanı, bu garabet halde olup da hal-i pürmelalinin farkına bile varamayan milyonlardır.

Yaşanan olumsuz gelişmelerden sadece emekliler değil herkes kötü etkileniyor.  Büyük bir çoğunluğun geliri erirken, geleceğe umutla bakma şansları da kalmıyor. Daha doğrusu “günü kurtarma” halet-i ruhiyesiyle yaşar hale geliyorlar. Milyonlarca insan yani halkın büyük çoğunluğu hem yanlışta ısrar eden ekonomi politikalarının (ki yanlış olduğunu iktidarda anlamış olsa gerek ki şimdi de tam aksini yapıyor. Bugünkü politikanın doğru olduğu anlamına gelmiyor tabi) hem de yapılan hesapsızca harcamaların ve kamudaki israfın faturasını ödemek zorunda bırakılıyor. En başta hakkın rızasına aykırı bir hal değil mi bu? Kendi yanlışını (ondaki sorumluluğunu bile kabul etmeden) halkın üzerine yıkmak haktan reva mıdır?

TÜRK-İŞ Eylül ayı Açlık ve Yoksulluk Sınırı raporuna göre, 2021 Ocak’tan 2023 Eylül ayına 4 kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı tam 5 katına çıkmış. Türk-İş’in açıklamasına göre, gıda fiyatları Eylül’de yüzde 9,31 artarken, yıllık olarak da yüzde 84,04 artmış. Açlık sınırı 13 bin 334 liraya, yoksulluk sınırı ise 43 bin lira 433 liraya ulaşmış.

Mutfak masrafı yani gıda harcamaları en temel insan ihtiyacı değil midir? Bu fiyat artışları karşısında insanlar “boğazlarından” bile kısar hale gelmişken, barınma ihtiyaçlarını karşılama noktasında ev sahibi-kiracı kavgalarıyla müşahhas hale gelen “barınma krizi” söz konusuyken ve hayatlarının dinlenme evresinde bile geçim sıkıntısından kurtulamazken, nasıl oluyor da bir ekonomi yönetiminden bahsedilebiliyor? Kötü yönetimin faturası hayatın her safhada sıradan vatandaşlara çıkıyor, söylenenlere bakılırsa çıkmaya da devam edecek. Bu ülke insanı çalışırken de, emekli olunca da hiç rahat yüzü göremeyecek anlaşılan..