RAFİNE EDİLMİŞ ZULÜM, DOĞAL SELEKSİYON VE ÖLÜM

Abone Ol

İktidara iliştirilmiş medyada göremeyeceğiniz,

dolayısıyla da ulusal medyanın büyük çoğunluğunda rastlayamayacağınız bir haber

vereyim size.

Mehmet Kadir Karamanlı yı hatırladınız mı   Hani şu geride bıraktığımız 2015 yılının son

gününde Galata Köprüsü nde dondurucu soğukta ve kar yağışı altında kâğıt

toplarken kameralara yakalanan yaşlı adamı

Hani muhabir, Yeni yıldan ne bekliyorsun diye

sorduğunda, 31 Aralık gününün doğum günü olduğunu ve hem doğum gününde hem de

yeni yılda 250 kilo taşıma kapasitesindeki el arabasını doldurmaktan başka

beklentisi olmadığını söyleyen kâğıt toplayıcısını

Hani görüntü sosyal medyaya düştükten sonra bir grup

üniversite öğrencisi tarafından kendisine doğum günü sürprizi yapılan ve 59

yıllık hayatında ilk kez pasta yeme şansı yakalayan Kadir amcayı

Hatırladınız sanırım, işte o Kadir amca artık işsiz.

2016 yılında da kâğıt toplama çuvalını doldurmaktan başka

bir amacı olmadığını söyleyen Kadir amca artık hepten çaresiz.

Çünkü 2016 yılının ilk günlerinde Çevre ve Şehircilik

Bakanlığı tarafından geri dönüşüm firmalarına bir uyarı gönderildi ve o uyarıda

kâğıt, karton ve pet şişe gibi geri dönüşüm ürünlerinin sokaklarda tek başına

çalışan kâğıt toplayıcılarından alınması halinde, firmalara 140 bin lira para

cezası kesileceği bildirildi. Bakanlığın amacı lisanslı birkaç firmayı kollamak

ve sözüm ona kayıt dışı ekonomiyi engellemekti.

Fakat Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Dinçer

Mendillioğlu na göre bu uygulama, yalnızca az sayıda işçinin firmalarda

çalıştırılmasını, geride kalan büyük çoğunluğun ise bir anda işsiz kalmasını

sağlayacak. Mendillioğlu na göre uygulamanın muhtemel sonuçlarından biri de

sokaklardaki suç oranlarının artması olacak.

Hâlbuki kayıt dışı ekonomiyle mücadele ettiğini söyleyen

ondört yıllık hükümetin yapması gereken şey, hayatta kalabilmek için sokaklarda

kâğıt toplayan insanların kazandığı birkaç yüz liraya göz dikmek olmamalıydı.

Bunun yerine sayısını arttırmakla övündükleri ve fakat servetlerinden binde bir

oranında bile vergi alamadıkları dolar milyarderlerini adilce vergilendirmek

olmalıydı.

Bir de kendilerini adaletli ve kalkınmacı diye

tanıtıyorlar. Seçim meydanlarında kimsesizlerin kimsesi, sessiz yığınların sesi

olduklarını söylüyorlar. Fakirin ve yoksulun yanındayız, garip gurebânın

arkasındayız diyorlar, faiz lobisiyle savaştıklarını anlatıyorlar.

Fakat kendileri servetlerine servet katarken, ya da faiz

lobilerini reel anlamda tam beş kat büyütürken, kâğıt toplama çuvalını

doldurmaktan başka hayattan hiçbir beklentisi olmayan insanların rızklarına göz

koyabiliyorlar.

Tabii bütün bu hesapları yapabilmek için de gerçekten

üstün bir yetenek ve nitelikli bir uzmanlık gerektiğini de söylemeliyiz.

Aslına bakarsanız güçlüyü besleyebilmek için bu kadar

ince hesap yapabilmek, zayıfı da ezmek için bu kadar derin düşünebilmek her

babayiğidin harcı değildir. Faizden ve borsadan doğru dürüst vergi alamazken,

kâğıt toplayıcısının canına ot tıkamayı düşünebilen bir akıl, sanırım

ortalamanın çok üzerinde bir akıldır. Yani altta kalanın canı çıksın, güçsüzler

ve zayıflar elensin, güçlüler ve kuvvetliler ise semirsin. Sistemin adı bu,

doğal seleksiyon dedikleri tam da budur.

Doğrusu Charles Darwin yaşasaydı bu akla madalya takar

mıydı bilmiyorum.  Fakat ne Adam Smith in

kitabında, ne Robert Malthus un mirasında, ne de John Maynard Keynes in

lûgatında böylesine rafine edilmiş bir zulüm olmadığına eminim.

FAİZ LOBİSİ

DEDİKLERİ

Başbakan Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz hafta yabancı sermaye

temsilcileriyle bir araya geldi ve Türkiye deki finansal sistemin 2009

krizinden bu yana OECD ülkeleri arasındaki iflas etmeyen tek sistem olduğunu

söyledi.

Davutoğlu haklıydı, Türkiye deki finansal sistem

gerçekten de çok güçlüydü. Çünkü Davutoğlu finansal sistem derken bankacılık

sistemini kastediyordu ve aslında faiz lobisi dedikleri şey tam da buydu.

Aslında itirafa da gerek yoktu. Çünkü ülkemizde faiz

lobisinin gerçekten de çok güçlü olduğu ve AKP döneminde reel olarak tam beş

kat büyüdüğü selef Başbakan ın geçmişteki itiraflarından da biliniyordu.

Ülkemizdeki ensesi kalınların keyfi yerindeydi. Ya da

paradan para kazanmak isteyen yabancı sermaye için Türkiye dünyadaki en önemli

cazibe merkezlerinden biriydi. Görünen köy zaten kılavuz istemiyordu. Davutoğlu

bu sözleriyle yabancı yatırımcılardan daha çok Türk bankası satın almalarını mı

istedi, yoksa borsa hisselerinin zaten yüzde 70 ine sahip olan yabancıların

paylarını daha da arttırmasını mı istedi bilmiyoruz.

Fakat Davutoğlu nun söylemediği ya da söylemek istemediği

bir gerçek vardı ve yabancı sermaye sahiplerinin hiç de umurunda olmamasına

rağmen bu ülkenin insanları olarak hepimizi ilgilendiren asıl gerçekte buydu.

Peki, neydi o

gerçek

Mesela OECD raporlarına göre gelir adaletsizliği

bakımından 34 ülke arasında Meksika ve Şili ile birlikte ilk üç sıranın içinde

olan ülkemiz, kişi başına düşen gelir oranında ise son sıralarda kalmaktan

kurtulamamıştı.

Ya da tüm dünyada düşen petrol fiyatlarına rağmen

enerjide açık ara zam şampiyonu olan ülke bizimkiydi.

Veya genç işsizlik oranında Türkiye yüzde 30 ları aşan

rakamla birinciliği hiç kimseye kaptırmıyordu.

Yine sağlıktan eğitime kadar ülkelerin yaşam

standartlarını belirleyen sektörlerde ülkemiz çok gerilerdeydi.

Üstelik hane halkı borçlanmasında da rekor üzerine

rekorlar kırılıyor, insanlar bir kredi kartının borcunu diğer karttan çekilen

borçla becayiş yapmaya çalışıyordu.

Sizin anlayacağınız ondört yıllık AKP iktidarının

ardından faiz lobisi dedikleri bankacılık sektörüne haraç ödemeyen neredeyse

tek bir aile bile kalmamıştı.

Yani Başbakan Davutoğlu yabancı sermaye sahiplerini süslü

sözlerle memnun ededursun; Halep oradaysa arşın buradaydı ve hem iç siyasette

hem de dış siyasette yansımalarını gördüğümüz üzere ülke ekonomimizin sıcak

para döngüsüne ihtiyacı vardı. İşin aslı bütün bu gelişmeler, Türk milletinin

kımıldayamaz hale getirilerek yumuşak lokma yapılması için uygulanan sinsi

projelerden başka bir şey de değildi.    

Ve işte ülkemizi NATO toprağı ilan etmenin de, Suriye de

Amerika nın yalanlarına kanmanın da, Yemen de Suudi hanedanı gibi düşünmenin

de, hepsinin ardından güneydeki Siyonist rejime muhtaç olmanın da altında yatan

gerçek buydu.