Birinci dünya savaşı sonrası İslam ın yasaklanması ile
başlayan ve ardından (bazen gizli bazen de açıktan) Müslümanlara dini ve siyasi
özgürlük verilmesi ile devam eden süreçte Müslümanlar; kendi gündemlerini
oluşturma veya kendi siyasi-dini söylemlerini kendileri geliştirme imkânını
henüz yakalayabilmiş değillerdir. Bu yazımızda konu edinmeyi düşündüğümüz ve
geleneğimizde itikadî mezhepler olarak bilinen akım ve ideolojiler de; son
yılarda, maalesef kendi geleneğimizin doğal şartları içinde, kendi geleneğimizi
esas alarak değil; tez-antitez şeklinde, sırf Batı ya veya bidat ya da küfür
olarak kabul edilen İslâmî görüşlere karşı muhalefet olarak üretilmiş ve
geliştirilmiştir. Burada, bu görüşlerin kimler tarafından üretilip
geliştirildiğinden ya da kimler tarafından desteklendiğinden çok; kısaca bu
akımların neyi amaçladıkları ve hangi sonuçlara sebep olduğuna dikkat
çekeceğiz.
Yazımızda radikal İslam ile kastımız Amerikancı anlamda
radikalizm (ki Amerika, İngiltere ve İsrail tarafından radikal olarak kabul
edilen İslami görüşlerin büyük kısmının, ehli sünnet gruplar olduğu
unutulmamalıdır) ya da terörizm değil; sonraki dönem selefilik ve harîcî
unsurları barındıran akımlardır. Yahudi ve Hıristiyanlarla ticaretin, onlarla
dostluk kabul edilmesi; geleneğimizdeki birçok uygulamanın bidat ya da küfür
kabul edilmesi gibi; kısaca Kur an İslâm ı nı savunan tüm kişi ve grupları, bu
aşırı uç altından toplayabiliriz.
Modernist İslamcılar ya da ılımlı İslam kavramı, her ne
kadar kısmen selefi hareketi de içine alsa da; biz bu kavramı, İslam ın 1.400
yıl önce Araplara indiği görüşünü açıkça ya da zımnen kabul eden kimseleri
ifade etmek için kullanıyoruz. Bu görüşün temel tavrı; İslam dininin,
günümüzde, Türklere gönderilmiş olması durumunda bazı farklılıkları ifade
edeceği ve İslam dininin siyasi-ekonomik-sosyal kaide koymaktan çok ahlak ve
inanç kaideleri getirdiğini savunmak şeklindedir.
Orta yol ile kastımız ise; geleneğimizde Ehli sünnet
ve l-cemaat olarak ifade edilen yöntem ve duruştur. Ehli sünnet ile kastımız,
10-14. yüzyıllar arasında üretilmiş içtihatlardan çok, bu dönemlerde ortaya
çıkmış olan tutum ve benimsenen yöntemlerdir. Buna göre ehli sünnet olmayı;
Şiî olmamak,
Bâtınî olmamak,
Râfizî olmamak,
Haricî olmamak,
Aşırılıktan kaçınmak ve itidali benimsemek,
İslam dinini; başta Allah Resulünün (S.A.V.) anlayışı
olmak üzere sahabenin anladığı gibi anlamak,
Sahabe ve âlimler arasında ayrım gözetmemek,
Ehli kıbleyi yani Kâ be yi kıble olarak benimseyen
herkesi ümmet olarak görmek,
Müslümanlar arasında savaş ve çatışmadan çok birlik ve
beraberliği arzu etmek,
Farklılıkları, çeşitlilik ve rahmet olarak görmek; bir
çatışma ve ayrışma unsuru olarak görmemek,
İslam dininin hayatın her alanını kuşattığını kabul
etmek şeklinde bir tutum ve yöntem olarak özetleyebiliriz.
Bu açıklamalardan sonra Türkiye başta olmak üzere tüm
İslam coğrafyasında ve dünyanın diğer yerlerinde; son zamanlarda, orta yol yani
itidal sahibi İslami görüşlerin yerine iki aşırı uç olarak ifade edilen
grupların yükseldiğini hatırlatmak istiyoruz. Bu aşırı uçlardan bir kısmı
gelenekteki her şeyin boş ve abartı görerek İslam dininin geleneğimizdeki
âlimler ve mezhepler tarafından tahrif edildiğini iddia ederken; diğer kısmı
ise İslam dinini, sadece kalp temizliğinden ibaretmiş gibi göstermeye
çalışmaktadır. Burada herkes tarafından bilinen örnekleri tekrar etmek yerine
ılımlı ve haricî İslam anlayışlarının bazı ortak tavırları üzerinde durmak
istiyoruz:
1. Hem İslam dininin kapsamını daraltan modernistler hem
de İslam ın ameli hükümlerini iman meselesine dâhil eden Müslümanlar (örneğin
Yahudi mallarının boykot edilmesi imani değil ameli/siyasi bir tutumdur. Yani
bu malları kullananlar günaha ve veballe girmekle itham edilebilir ancak
küfürle itham edilemez) Müslümanların 1.400 yıllık geleneğini ve birikimlerini
reddetmektedirler.
2. Buna bağlı olarak her iki grup da; İslam dinini
doğrudan anlamayı yani Kur an İslam ını savunmaktadırlar. Oysa İslam dininin
temel kaynakları Kur an, Sünnet ve İcma (diğer delilleri zikretmeyi yazımızın
amacının dışında görüyoruz) iken ve de şeriatın sahibi Allah Resulü (S.A.V.)
kabul edilirken; bu iki aşırı grup, Peygamber Efendimiz başta olmak üzere
âlimleri ve geleneği devre dışı bırakmaktadır.
3. Her iki aşırı grup da kendilerini dinin hizmetkârı ve
mensubu olmak yerine dinin sahibi olarak görmektedirler. Oysa dinin sahibi
Allah Teala dır. İslam dini, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) bile üstündedir.
Zira din de dava da Allah ın dini ve Allah Teâlâ nın davasıdır. Efendimize
(S.A.V.) verilen birçok yetki de Allah Teala tarafından verildiği/onaylandığı
için meşrudur.
4. Bu iki gruptan modernistlerin tutumuna tefrit;
haricilerin (ilk dönem selefileri ile sonraki dönem selefilerini karıştırmamak
adına radikallik anlamında harici kavramını kullanıyoruz) tutumuna da ifrat
diyoruz. Hem ifrat hem de tefrit; geleneğimizde yanlış yol olarak görülmüştür.
Örneğin gereğinden fazla yemek yemeye ifrat; sağlığı tehlikeye atacak derecede
az yemeye de tefrit diyebiliriz. Hem ifrat hem de tefrit, âlimlerimizce helal görülmemiştir.
Helal olan orta yoldur. Bu iki yol ise aşırılık olarak kabul edilmiştir. Her
Cuma, hutbelerin sonunda okunan ayeti kerimede ise aşırılığın her türlüsü haram
kılınmıştır.
5. Bu iki aşırı uç da İslam dinini ruhsuzlaştırmakta,
belli alanlara hapsetmekte ve İslam dininin hayatın birçok alanına müdahale
etmesini engellemektedir. Örneğin modernist grup, İslam dininin siyasi ve
ekonomik meselelere müdahalesini reddederken; harici gruplar, İslam dinini
sanat ve kültür alanlarından uzaklaştırmaktadır.
6. Her iki aşırı uç da İslam dinini belli bir tavra ve
yönteme göre anlamak, yorumlamak ve uygulamak yerine; kendi keyiflerine göre
yorumlamayı ve kendi görüşlerine göre uygulamayı tercih etmektedirler.
Özetle; son zamanlarda yükselen ve desteklenen bu iki
aşırı uç tutum da aslında aynı yanlış içindedirler ve aynı şeyleri farklı
şekillerde ifade etmektedirler. Tez-antitez ikilemi olarak bilinen bu iki aşırı
ucun, aynı sonucu üretmesinin sebepleri; amacın, yöntemin ve kavga edilen
konunun aynı olmasından kaynaklanmaktadır.
Bu iki grubun bu kadar yükseltilmesinin ve
desteklenmesinin asıl amacı ise; yukarıda özetlenen orta yolun yani ehli
sünnetin yükselişine engel olmaktır. Zira mevcut sisteme alternatif düşünce
üretme ve tavır koyma imkânı, orta yolda bulunmaktadır. Ayrıca orta yol görüş,
nevzuhur değildir; kalıcıdır ve gelenekte karşılık bulmaktadır.
Maksadımızın anlaşılması için burada son olarak komünizm
ve kapitalizm örneklerini vererek yazımızı nihayete erdirmek istiyoruz.
Komünizm; kapitalizmi kabul etmeyen toplumların aslında mevcut kapital sisteme
entegre edilmesidir diyebiliriz. Zira komünizm ya da sosyalizm adı altında
devletlerin zenginleştirilmesi sonucunda ortaya yeni kapital güçler çıkmıştır.
Zira halkın elinden alınan ve toplanıp ciddi bir meblağ haline gelen mallar,
sonuçta ya devlet tarafından ya da devletin desteklediği kişiler veya kurumlar
tarafından idare edilmek zorundadır. Komünist ülke liderlerinin hayat tarzları
ve siyasi tutumları dikkatle incelendiğinde maksadın anlaşılacağı kanaatindeyiz.