Günahların alenen işlendiği Müslüman toplumlar büyük ilahi cezalarla karşı karşıya kalırlar. Zira İslam toplumunun üyeleri yalnız kendi günahlarıyla değil, kendisine karşı uyarma görevi yapılmayan başkalarının işlediği günahlarla da cezalandırılırlar. Nitekim Kur’an-ı Kerim bizlere bu konuda domuz ve maymuna çevrilen İsrailoğulları’nın başına gelenleri örnek olarak vermektedir.
İsrailoğulları’na Cumartesi günü balık tutmaları yasaklanınca -bir imtihan olmak üzere- cumartesi günleri kıyılara balık yağmaya başladı. Nihayet onlardan bir kısmı Cumartesi günü yaşanan bu bol balık akınına seyirci kalmaya dayanamayıp yasağı türlü türlü hilelerle delip balık tutmaya başladılar. Diğer bir kısmı ise bu yasağa riayet ederek cumartesi günü balık tutmaktan uzak durdular. Diğer taraftan da bu gurup, günahlara dalan akrabalarını uyararak başlarına bir azabın gelmesinden sakınmalarını tavsiyeye devam ediyorlardı.
Rivayet edildiğine göre onlardan herhangi bir kimse eline bir ip alır ve bu ipin ucuna iki uçlu bir düğüm atar, bu düğümü de balığın kuyruğuna atardı. İpin diğer ucu ise bir kazığa bağlı bulunurdu. O, ipi bu haliyle Pazar gününe kadar bırakır ve böylece cumartesi günü balık tutma yasağına kendince muhalefet etmeden bir çözüm yolu bulduğunu zannederdi. Tabii imtihan gereği her günah işleyenin başına hemencecik bela yağmadığı için bu hileye başvurmaktan çekinen diğer insanlar da bu işi yapanın başına herhangi bir bela gelmediğini gördükçe onlarda bu şekilde haramları arkadan dolanmaya ve bu günahı ilemeye başladılar. Nihayet balık avı oldukça çoğaldı ve bu balıklar çarşı ve pazarlarda satılmaya başlandı. Birileri de bu haram yolla avlanan balıkları alıp yediler. Hatta iş giderek çığırından çıktı ve bir grup böyle bir hileye dahi başvurmadan açıkça cumartesi günü balık avlamaya başladı. Tıpkı günümüzde fütursuzca haramlara dalanlar, adeta anadan üryan bir vaziyette sokaklara fırlayan gibi. Tefsir âlimlerinin çoğunluğunun görüşüne göre ise bu olaylar olduğu vakitte İsrailoğulları üç gruba ayrılmışlardı. Bu gruplardan birisi isyan eden ve Cumartesi günü balık avlayanlardı. Bunlar günah işlemekten dolayı başlarına bir belanın gelmesinden korkmuyorlar, bunu hesaba dahi katmıyorlardı.
İkinci bir grup ise bu isyankâr akraba ve komşularının başlarına bir belanın gelmesinden ve o belanın kendilerini de ayırt etmemesinden korkuyorlar ve bu akraba ve komşularına davet ve tebliğ vazifesini yerine getirerek onları uyarıyorlar ve yaptıkları bu çirkin bu işi terk etmeleri için onları başlarına inecek bir azapla korkutuyorlardı. Hatta bu grup, yasağı delenlerin başına gelebilecek azaptan korkarak onlarla kendi aralarına bir duvar ördüler ve bu şekilde şehri ikiye bölerek onlarla tebliğ vazifesi dışında ki medeni ilişkileri kestiler. Rivayet edildiğine göre bu olay Davud (A.S.) zamanında olmuştur.
Diğer bir kesim ise bu ikisi arasında bir mevzi tutmuşlardı. Bunlar cumartesi yasağını delerek siyan edenlerle birlikte oturuyorlar ve onların işledikleri günahlardan bir rahatsızlık duymuyorlardı. Ama kendileri bu haramı işlemiyordu. Yani Cumartesi günü balık tutmuyorlar
ama balık avlayanlardan da ayrılmıyorlar ve onlarla birlikte normal hayat akışını sürdürüyorlar ve hiçbir şekilde uyarma görevlerini de yerine getirmiyorlardı.
Hatta bu üçüncü grup, isyankârları yaptıklarından vazgeçirmeye çalışmadıkları gibi bu görevi yapan ikici grupta yer alanlara da karşı çıkarak: “Allah’ın helak edeceği yahut azaba uğratacağı bir topluluğa (isyan edenlere) ne diye öğüt veriyorsunuz” diyorlardı. Tıpkı günümüzün nemelazımcıları gibi. Yani vakıaya siz de teslim olun ve boşuna enerjinizi harcamayın diyorlardı.
Bunun üzerine bu günahı işleyenleri vazgeçirmek isteyenler şu cevabı vermişlerdi: “Bizim öğüt verişimizin sebebi, Allah’a karşı bizim mazeretimiz olması içindir ve belki de onlar bu işten sakınırlar diyedir.”
Yine rivayet edildiğine göre bu yasağın çiğnenmesine karşı çıkanlar, “Biz sizinle bir arada kalamayız” diyerek yaşadıkları şehri bir duvarla ikiye ayırdılar. Bu yasağın çiğnenmesine karşı çıkanlar bir seferinde meclislerinde bulundukları sırada, yasağı çiğneyenlerden kimsenin dışarı çıkmadığını gördüler. Mutlaka bunların başına bir iş gelmiştir, diyerek duvara tırmanıp onlara baktılar ve birde gördüler ki maymunlara ve hınzırlara dönüştürülmüşler. Kapıyı açıp yanlarına gittiler. Maymunlar insanlar arasından akrabalarını tanıdılar. Fakat insanlar, maymunlaşmış olanlar arasındaki akrabalarını tanıyamadılar. Bu sefer her bir maymuna dönmüş olan, insanlardan olan akrabasının yanına gidiyor, elbiselerini koklayıp ağlamaya başlıyordu. İnsanlar onlara: Biz size bu işten vazgeçmenizi söylemiyor muyduk? Diyorlar. Maymunlar ise başlarını; evet anlamında hareket ettiriyorlardı.
İbni Abbas’ın (R.A.) naklettiğine göre neticede isyan edenlere vazgeçmelerini söylemeyen ama kendileri de isyan etmeyen kesim de, bu vazgeçirmeyi terk ettiklerinden dolayı ceza olmak üzere isyan eden kesimle birlikte helak edildiler. (Bkz. Kurtubi Tefsiri) Tebliğ ve davet vazifesini yapanlar ise kurtuldular.
Evet, susmak onaylamaktır. Allah Teâlâ bu tür kötü akıbetten muhafaza buyursun.
“Bir de öyle bir fitneden sakınınız ki, o fitne, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz, umuma yayılır ve hepsini perişan eder” (Enfal, 25).