Rabbimiz tahammül edemeyeceğimiz yükü yükleme

Abone Ol

Hamal, 25 yıl en ağır yükleri taşırmış ama bir gün onu Hamal başı yaptıklarında onu taşıyamazmış ve arkadaşları arasında haksızlıklar yaparmış.

Çok iyi öğretmen olduğu için müdür yapmışlar, okulun düzeni bozulmuş.

“Allah’ın velisidir” diye 100 metre koşusuna çıkarırsanız yarışı kaybeder.

Hazreti Hüseyin’le beraber büyüyen, onun yoluna canını bile vermeye hazır olan, cennetle müjdelenen Sa’dibniEbiVakkas vardır, onun oğlu ünlü komutan Ömer, Yezid tarafından kendisine valilik teklif edildiğinde derhal kabul etmiş.

Dikkat ediniz, size hiç beklemediğiniz bir zamanda biri hayal edemeyeceğiniz bir iyilikte bulunuyorsa hemen atlamayın.

“Vali yapacağız ama Hüseyin’i Kerbela’da öldürdükten sonra göreve başlayacaksın” demişler.  Babasının can dostu Hazreti Ali’nin oğlu ve en değerli arkadaşını öldürmeyi teklif ediyorlar Ömer’e. Buyurun, “siz olsanız ne yapardınız? Demem.

Çünkü elde yokken herkes cömert oluyor. “Yılbaşı bileti sana çıkarsa ne yaparsın” sorusuna çoğunluk, cami yapacağını, akrabalarına dağıtacağını söylüyor da bugüne kadar çıkanlardan böyle bir haber almadık.

“Bekâra hanım boşamak kolay” derler ya işte fakirin de cömertlik vadi böyledir. Sa’d’ın oğlu Ömer, hanımı ve akrabalarına danıştığında bu cinayeti işlememesini söylemişler.

Hatta hanımı, “Bu diyarı terk edelim, başka yerlerde gerekirse dilenelim ama valilik makamı karşılığında Peygamberimizin torunu Hüseyin’i öldürme” dediğinde,

Ömer: “Hüseyin’i öldürmede cehennem ateşi var. Öldürmezsem valilikten mahrum olmak var. Valiliğin tadına da doyum olmuyor” demiş ve gözyaşları arasında “Öldürün” emrini vermiş. Nice krallar, Şahlar, padişahlar kardeşini, babasını, kendi öz oğlunu öldürmüşler makam uğruna.

Seçim zamanlarında aday sıralamalarında, aynı parti içinde geçen ayak oyunlarını, dümenleri, yalanları, dolanları, iftiraları bilmeyen yok.

Babadan kalan tarlayı bölüşemedikleri için birbirini öldüren kardeşler.

Çıkardıkları hazineyi bölüşemeyen ve hepsi ölen antikacı hikayeleri..

Patron satan başyazarlara, başyazar satan patronlara sayısız örnekler var.

Bunların hepsinin başında tatminsizlik vardır. “Kızım, başını aç, okula devam et” diyen baba ve annenin endişesi ne ise, “Hanım, başını açmazsan görevimizden olacağız” diyen beyin haleti ruhiyesi de odur.

“Ben Cuma namazımı evde kılıyorum” diyen üst düzey yetkiliyi de şaşkın hale getiren aynı haleti ruhiyedir.

Kendi annesini yakan Neron,  Sokak serserisi iken, Roma senatosuna kadar kendisini çıkaran Sezar’ı hançerleyen Brütüs aynı makam, mevki, şöhret, hastalığına yakalanan, valiliğin tadına doyamayan adamlardırlar.

Bu damar, bütün insanlarda var.

Hepimizde vardır.

Rabbimiz, insanların bu haleti ruhiyelerini bize Mekke müşriklerinin durumunu bildirerek haber veriyor: 

“Dediler ki: “Eğer seninle beraber hidayete tabi olursak yurdumuzdan çıkarılırız…” (Kasas 57)

Mekkeli müşriklerden bir kısmı Sevgili Peygamberimizin tebliğinin doğru olduğunu anlamış ama eğer iman ederlerse çevredeki müşriklerin saldırısına uğrayacaklarını ve yırtıcı kuşların serçe kuşunu kaptığı gibi kendilerinin de kapılacağını zannediyorlar.

Sonuç ne olmuş, öldürmeye kastettikleri Sevgili Peygamberimiz, onların teklif ettiği, Mekke krallığı, zenginliği ve güzel kadınlarla evlenmeyi kabul etmemiş ve Rabbinin gösterdiği yolda yürümüş, sonunda o kâfirlerin de Müslüman olmasına sebep olmuş.