ABD’NİN bir önceki Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone verdiği bir mülakatta Suriye’deki gelişmeler ve özelliklede PYD konusundaki bir soruya, ”PYD tehdit olursa ABD’den PKK muamelesi görür” cevabı vermiş. Yani, terörist örgüt muamelesi görür demeye getirmiş… Bu başlığı görünce aklıma hemen, ”PKK, ABD’den terörist muamelesi görüyor da ne oluyor ” sorusu geldi. Çünkü PKK’nın bugünlere gelişini ABD ve bazı AB ülkelerine borçlu olduğu düşünülerse ülkemize yönelik eylemler gerçekleştiren terör örgütlerinin gördüğü muamele bugüne kadar hep desteklemek şeklinde oldu. Bu bakımdan PYD’nin PKK muamelesi görmesi sadece ABD açısından değil, AB ülkeleri açısından da lehimize değil aksine aleyhimize bir tutumu ifade ediyor. Meseleye bu açıdan bakıldığında Ricciardone’nin sözlerini doğru okumak ve değerlendirmek gerekiyor. Kaldı ki, PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu bizler bildiğimiz kadar bu eski büyükelçi de biliyor olmalı. Bildiğini bilmiyor gibi göstermesi ise diplomatik bir dil kullandığının da ötesinde “ABD olarak başınıza Suriye’de ikinci bir PKK musallat ettik” anlamına gelir ve bu ifadeyi kullanmakta da bir sakınca görmediğini gösterir. Şu anda ABD Suriye’de PYD ile ittifak yapıyorsa bu ABD’nin PKK ile işbirliği halinde olduğu anlamına gelir. Kaldı k, PYD’ye gönderilen silahların büyük bir bölümünün PKK’ya aktarıldığını bizzat ABD’li yetkililer ifade ettiler. Aslında PYD-PKK ikizliğini görmek için ABD’li yetkililerin bir takım açıklamalar yapmasına da gerek yok. Türk hükumetinin bu gerçeği tespit etmiş, bunun içinde her fırsatta PYD’nin PKK’nın Suriye kolu olduğunu açıklıyorlar. Bu bakımdan eski Büyükelçinin sözleri ciddiyetten çok uzaktır. Bunun da ötesinde saygısızlık ifade eder.
Bu tespitin ardından geçtiğimiz günlerde ülkemizi ziyaret eden Merkel’den 4 konuda destek sözü alındığı haberlerine geçmek istiyorum… Bu sözlerin başında Türkiye’ye vizesiz Avrupa yolunun açılması için hedef tarih 2016 Temmuz ayı belirlenmiş. İkinci söz ise göçmen krizi ile ilgili olarak talep edilen 2.5-3 milyar euro’luk yardım konusunda destek sözü vermiş… Üçüncü olarak Türkiye’nin insan hakları ihlallerinin olmadığı ‘Güvenli ülke’ statüsüne alınması sağlanacak ve son olarak buzdolabındaki üyelik sürecine canlılık getirilecekmiş. Bu verilen sözlerin dördünün de sadece bir temenniden ibaret olduğunu, ortada sonuçlandırılmış bir husus bulanmadığını, kısacası Türkiye’yi şimdiye kadar olduğu gibi oyalamaya devam ettiklerinin bir ifadesi olduğu görülüyor. Kaldı ki, Türkiye’nin yaşadığı göçmen sorunun kaynağı Suriye’deki karmaşa ve başta ABD olmak üzere AB ülkeleri olduğu bilinmesine karşılık, bu hususta bırakın ciddi bir adım atmayı verilmiş söz bile yok. Merkel ile görüşmeler sanki maddi yardıma kilitlenmiş görüntüsü ortaya çıkıyor. Öte yandan Türkiye’nin güvenli ülke statüsüne alınması için destek istenmesi de onur kırıcı. Güvenli ülke olduğumuza AB karar verecekse yandık gitti demektir. Türkiye güvenli ülke statüsüne alınamadan önce Almanya, ülkesindeki terör örgütlerinin liderlerine yönelik bir adım atmalıdır. Başta ABD ve Almanya olmak üzere AB ülkeleri Türkiye için güvenli ülke haline gelmelidir. Bu durum sağlanmadığı sürece Merkel’in verdiği sözler eski ABD Büyükelçisi’nin ‘PYD Türkiye için tehdit olursa PKK muamelesi görür’ demesi kadar anlamsızlaşır..
Sonuç olarak, Türkiye’nin artık Haçlı zihniyetinin Atlantik ötesi temsilcisi ABD ile Avrupalı temsilcilerinden kendisine dostluk ve hayır gelmeyeceğini görmesi, Haçlı ittifakı karşısında Hilal ittifakını oluşturması gerekiyor. Bunun dışındaki tüm çabalar ve verilen sözler aleyhimize geçen bir zaman olacaktır. Elbette Hilal ittifakının oluşması kolay değildir ama 60 yıldır AB’ye kendimizi kabul ettirmek için harcadığımız çabaların yarısını Hilal ittifakı için harcamış olsaydık sanıyorum bugün Haçlıların himmetine ve insafına muhtaç olmazdık.