Hz. İbrahim’in kıssasında aslında çağları aşan büyük bir hakikat vardır.
İnsanlar bir gün tapınaklarına girdiklerinde bütün putların parçalandığını gördüler.
Şaşkına döndüler.
“Bunu kim yaptı?” diye araştırmaya başladılar.
Sonra içlerinden bazıları şöyle dedi:
“Bunları İbrahim yapmış olabilir. Çünkü o putlar hakkında konuşuyordu.”
Hz. İbrahim’i çağırdılar.
“Ey İbrahim! Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?” diye sordular.
Hz. İbrahim ise baltayı büyük putun önüne bırakmıştı.
Ve tarihe geçen o cevabı verdi:
“Belki de bunu şu büyükleri yapmıştır. Haydi sorun ona.”
İşte o an aslında putlar değil, insanların aklı sorgulanıyordu.
Çünkü bazen insan gerçeği görür ama alıştığı bağlılığı bırakamaz.
Bazen hakikati kabul etmek zor gelir.
Çünkü kabul ettiği anda yıllardır savunduğu şeylerle yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Bugün modern dünyada taş putlar belki azaldı…
Ama zihinsel putlar büyüdü.
Eskiden insanlar taşa tapıyordu.
Bugün ise bazen makama…
Bazen lidere…
Bazen partiye…
Bazen tarikat liderlerine…
Bazen şeyhlere…
Bazen televizyon ekranlarında sürekli aynı cümleleri tekrar eden yorumculara…
Bazen de sosyal medyada oluşturulan algılara sorgusuz teslim olunuyor.
Ve en tehlikelisi de budur.
Çünkü insan sevdiğini eleştiremez hâle geldiği an, hakikatten uzaklaşmaya başlar.
Bugün öyle insanlar görüyoruz ki; desteklediği siyasetçi dün söylediğinin tam tersini söylese bile alkışlıyor.
Tarikat lideri apaçık yanlış yapsa bile “vardır bir hikmeti” deniliyor.
Bir cemaat büyüğü hata yapsa sorgulayan değil, sorgulayanı suçlayan çoğalıyor.
Çünkü artık doğruya göre taraf belirlenmiyor…
Tarafa göre doğru belirleniyor.
İşte çürüme tam da burada başlıyor.
Bugün siyasette öyle bir atmosfer oluştu ki bazı insanlar için yanlışın ne olduğu artık önemli değildir.
Yeter ki kendi tarafı yapsın.
Dün tepki gösterdiğine bugün alkış tutuluyor.
Dün “ihanet” denilen şey bugün “strateji” diye savunuluyor.
Dün en ağır sözlerin söylendiği kişilerle bugün aynı masaya oturuluyor.
Ama kimse çıkıp “Bir dakika, dün başka söylüyordunuz” diyemiyor.
Çünkü artık sorgulamak değil, biat etmek övülüyor.
Bir lider yanlış yaptığında yanlış diyebilmek erdemdir.
Ama bugün tam tersine, yanlışları bile doğru göstermeye çalışan bir topluluk oluşuyor.
Ekonomi kötü gidiyor…
“Dış güçler” deniliyor.
Adalet tartışılıyor…
“Reise saldırıyorlar” deniliyor.
Vatandaşın problemi konuşuluyor…
“Zamanı mı şimdi?” deniliyor.
Bir yanlış düzeltilmek yerine önce savunuluyor, sonra alkışlanıyor, ardından da sanki yıllardır doğru olan şey oymuş gibi anlatılıyor.
Oysa hakikat alkışa göre değişmez.
Yanlış, milyonlar savunsa da yanlıştır.
Doğru da yalnız kalsa bile doğrudur.
Geçtiğimiz günlerde “Sıla Yolu” çalışmamız için kilometrelerce yol kat ettik.
Macaristan’dan Sırbistan’a…
Sırbistan’dan Bulgaristan’a…
Sınır kapılarındaki çileyi gördük.
Kilometrelerce TIR kuyruklarını gördük.
Arabasında uyuyan çocukları gördük.
Saatlerce güneşin altında bekleyen yaşlı insanları gördük.
Ve bu sorunları gündeme taşımaya çalıştık.
Üstelik sadece eleştirmedik.
Büyükelçilerle görüştük.
Çözüm önerileri sunduk.
Rapor hazırlıkları yaptık.
Ama Almanya’ya döndükten sonra cuma namazında yıllardır tanıdığım bir vatandaşımız, geçmişte Milli Görüş içinde gönül eğlendirmekten öte fazla bir varlık göstermeyen, bugün ise yanlışlara macun çekme sihirbazlığı yapan bir anlayışla bana şöyle dedi:
“Şaban, reisi devirmek için yollara çıkmışsınız. Sanki bu kuyruklar eskiden yoktu. Erdoğan mı suçlu?”
İşte tam da anlatmak istediğim mesele budur.
Bir problemi konuşunca bazı insanların zihni hemen şahıs savunmasına gidiyor.
Sanki vatandaşın derdini konuşmak lidere saldırmakmış gibi…
Sanki eksikleri gündeme getirmek ihanetmiş gibi…
Oysa biz şahıslarla değil sorunlarla ilgileniyoruz.
Ama ne yazık ki bazı insanlar için lider artık siyasi bir figür olmaktan çıkmış durumda.
Eleştirilemez…
Sorgulanamaz…
Yanlış yaptığı söylenemez…
Çünkü zihinlerde siyaset ile kutsallık birbirine karışmış durumda.
İşte modern putperestlik tam da budur.
Hz. İbrahim’in yaptığı şey sadece taş kırmak değildi.
İnsanların korkularını kırmaktı.
Sorgulamayan zihni sarsmaktı.
Bugün de ihtiyaç duyulan şey budur.
Bağıran kalabalıklar değil…
Yanlışa yanlış diyebilen vicdan sahibi insanlar…
Çünkü bir lidere duyulan sevgi adaleti susturuyorsa…
Bir partiye bağlılık gerçeği görünmez hâle getiriyorsa…
Bir tarikat bağlılığı insanın aklını teslim alıyorsa…
Yanlışlar bile alkışlarla doğruya dönüştürülmeye çalışılıyorsa…
Orada artık sağlıklı düşünme değil, kör bağlılık başlamış demektir.
Ve unutulmamalıdır:
Putlar sadece taştan yapılmaz.
Bazen korkuyla…
Bazen çıkarla…
Bazen de alkışlarla büyütülür.