Pusulasız zamanlar

Abone Ol

“Her şeyleri bırakıp kaçmanın, unutulmanın meleği

Ne var beni hatırlatacak sana

Okunmayan şiirlerden, toprak kokan türkülerden

Ve insanların bitmeyen hüznünden başka

Hiçbir yerini görmesem de olur, dokunmasam da

Başkalarının olsun görünen güzellikleri

Kimse paylaşamayacak biliyorum

Uçup gelen ve göğsümde kalan kelebeği”

(Süreyya Berfe)

Amin Maalouf, “Çivisi Çıkmış Dünyada” yeni yüzyıla “Pusulasız” bir halde girildiğini söyler. Bu betimlemenin neden hakikatli olduğu zaman ile daha anlaşılır hale geldiği kanısındayım. Onun ifadesi ile baktığımızda katılmadığımız, hâksiz görebileceğimiz bir nokta yok. Durumu şöyle izah ediyor: “Daha ilk aylardan başlayarak, dünyanın hepten çivisinin çıktığını düşündüren kaygı verici olaylar meydana geliyor; üstelik bunlar birçok alanda birden gerçekleşiyor. Entelektüel dünyanın, finans dünyasının, iklimin, jeopolitiğin, etiğin çivisi çıkmış durumda.” Belki de bu yüzden insanların kaçındığı acı verici duygular hep bu tarz karanlık zamanlarda harekete geçiyor. Belki de bu nedenle yeni yüzyılda insanlar sadece acıları ve mücadeleleriyle yüzleşerek ancak hayattan bir nebze pay ve bir de hayatlarını geri alabilirler. Binaenaleyh zaman bunu zorunlu kılıyor.

Böylesi bir zorunlulukta amaçları bulanık olanlar için her türlü araç onların emellerine hizmet etmek için tasarlanmış gibi sadece onların kaoslarına hizmet edebilir. İnsanı kaygılandırması gereken temel konu bugünü ve yarını da tamamen etkileyecek olan konularda nasıl davranılacağı ve nasıl bir düşünce metodu izleneceği konusunda bir ufka ihtiyaç var. Bu nedenle kişilerin başına gelen acılar, felaketlerden daha sızılı, sancılı bir konudur toplumsal acılar. Birçok kereler bu konu sorumluluk duygusundan sıyrılarak hep birilerinin üzerine bırakılmıştır. Bu da acıları, korkuları, kaygıları derinleştirmiştir. Adeta sorunları çözümsüz bir hale getirmiştir. İnsanın iradesi, azmi ve gayreti yok edilirken sadece beklentinin ortaya çıkardığı bedellerin hesabını ödemekten başka bir şey paylarına düşmemektedir. Onun için toplumsal yıkımlar, bireysel yıkımlardan daha ağır bedellere gebedir. Bu gebeliğe neden olan temel etmen ise “beklenti”dir. Beklenti adım atmanın önündeki en büyük engeldir.

Beklenti ve korku atbaşı giden iki düzenektir. Bu düzeneği örmekte mahir olanlar için en kolay yol dini terminolojiyi bir mayın tarlasına dönüştürmek ve yine ayni terminolojiden yola çıkarak kendi zihni kapasiteleri doğrultusunda bir beklenti oluşturmaktan geçtiği bilgisi ile hareket ederler. Kuvvetli adamların kaldırabilecekleri ağırlıkları kaldırmaktan korktuğu, cesur adamların cesaretini göstermekten imtina ettikleri bir ortam oluşur ki bu da bu düzeneğin işe yaradığının bir göstergesidir. Böylesi bir düzeneğin içerisinde silik, habis ve kerameti kendinden menkul tipler boy verirler ancak ayakları yere basmadığından sığ sularda boğulacak kadar gözü kara hareket ederler çünkü fırsat gelince kaçırmak istemezler. Hatta kendi fırsatlarını ilmek ilmek dokurlar. Bunu bin bir hile ve desise ile sağlarlar. Tek korkuları tezgâhlarının bozulmasından başka bir şey değildir.

Böylesi bir düzen içerisinde insanlar tek tek değersiz kılınmak için her turlu bel altı işleme müracaat edilir ki kendilerinin boyası dökülmesin. Bir iddia ve idealleri olmayan bu tipler sadece cemiyetlerde helva, sofra ve başköşe kovalayan, gerçekte ise dalkavukla yaşamlarını sürdüren kimselerdir. Yığınlaştırma eğilimi ile adeta yığma yaparak nefes alındığından vasatin altı bir ortama ihtiyaç duyulur nitekim rağbet de bu sığlığa doğru meylettiğinden bir bakıma her şey yolundadır. Onun için kurumlar, toplumsal ihtiyaçlar, ilkeler, yaşam şartları, ulusal ve uluslararası ilişkiler çok da mesele değildir. Çünkü en büyük ihtiyaç düzeneğin devam etmesi ve küçük grupların bu düzenekten faydalanma biçimleridir. Bu minval üzere işler bakıldığında kim nerde ne istiyor ne yapıyor ve neyi söyleyip neyi saklıyor bunun bilgisi ile hareket edebilmek düzeneği bozacaktır. Yoksa umut da neşe gibi bu diyarlardan göçebilir. Yılgınlığa inat gayret ve umut, biraz da neşe lazım. Beklentiyi oldurmak de bunun ilk basamağı olmalı… Çünkü insan kardeşi için yaşamıyorsa yaşadığı şey payanda olmaktır, paylara bölünmektir. Hoşça bakın zatınıza…