Finansal piyasalardaki eğilimlere ve uluslararası kredi
derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerine bakılır ise Türkiye ekonomisi
iyiye gidiyormuş!.. Risk primimiz tarihi düşük seviyelere gerilemiş, biraz
gecikerek de olsa önemli kurumlar kredi notumuzu yatırım yapılabilir konuma
yükseltmiş! Şahsen bu değerlendirmelere katılmıyorum; gerek finansal
piyasaların gerekse mali yapıyı oluşturan tüm kurumsal yapının pusulasının
bozulduğunu ve yanlış yönlendirme yaptıklarını düşünüyorum. Rekabet koşulları
ve gelir dağılımındaki olumsuz değişimi, bunları hiç dikkate almayan ve
sorunların ağırlaşması pahasına günü kurtarmayı hedefleyen politika tercihleri
hesaba katmadan sağlıklı bir değerlendirme yapılamaz.
Eğer bir ülkede geniş kesimlerin yaşam koşulları olumsuzlaşıyor
iken kurumsal yapının görünümü güzelleşiyor ise bu durum kalıcı olamaz. Zira
binilen dalın kesilmesi söz konusudur ve bu gidiş kesinlikle sürdürülebilir
değildir. Eninde sonunda devletin vergi gelirleri azalır, sorunlu kredi hacmi
yeni rekorlar kırmaya abone olur, menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık
değerleri çöker. Bu hesapsız yükseliş paraşütsüz düşüşle sonlanır. Bugünün
koşullarında geniş halk kitlelerinin durumundaki değişimi dikkate almayan
değerlendirmeler ham hayalden öteye gidemez. Merkez bankalarının parasal
genişleme yolu ile gaza basması, sonucu değiştiremez.
Gerek finansal piyasalar gerekse başta kredi
derecelendirme kurumları olmak üzere mali yapıyı oluşturanlar geniş kesimlerin
durumundaki değişime bakmıyor. Çünkü işlerine gelmiyor gerçekçi olmak, çekici
geliyor insanları uyutup aldatarak günü kurtarmak... İşçisi köylüsü ve emeklisi
ile toplumu oluşturan kesimlerin büyük çoğunluğunun gelirleri azalır iken
borçları kontrolsüz bir şekilde yükseliyor ise geleceğe yönelik alarm zilleri
çalıyor demektir. Bunların durumundaki olumsuz gidişatın diğerlerini de aynı
yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Ki bu büyük çoğunluk devlet garantisinin
temelidir, kamu borçlarının kefilidir. Geniş kesimlerin durumundaki olumsuz
gidişat hem devletin hem de kefilinin daha önce verilen sözleri tutamayacakları
anlamındadır; zorlamak ise istikrarsızlıktan başka bir şey üretmez. Mali sektör
ise zaten o büyük çoğunluk sayesinde var olmuştur, velinimeti suiistimal onun
da sonu olur... Finansal piyasalar ve kredi değerlendirme benzeri kurumlar ise
ulusal devletler ve mali sektörler sayesinde var olabilmiş yapılar olduğu için
onların geleceğinin de kararması söz konusudur.
Ekonominin nereye gittiğini anlamak istiyor isek gerçeği
pek yansıtmayan makro ekonomik verilere veya bunlara bakarak değerlendirme
yapanlar yerine geniş halk kitlelerinin durumundaki değişime bakmak çok daha
isabetli olur. Toplumu oluşturan büyük çoğunluğun ekonomik durumundaki değişim
her şeyin aynasıdır. Toplumsal doku içindeki farklılıkların olumsuz bir şekilde
ön plana çıkması bile sosyoekonomik koşullardaki olumsuzlaşmanın
istikrarsızlaşmanın alametidir.
Türkiye ekonomisine baktığımda işçinin, köylünün ve
emeklinin durumunun net bir şekilde kötüyü gittiğini görüyorum. Durum tam
tersine imiş gibi fiyatlama ve değerleme yapanlara bu nedenle itibar etmiyorum,
ciddiye alma gereği görmüyorum. İnsanlarımızı çaresizlik bataklığına sürmek,
taşıma su ile değirmen döndürmeye çalışarak sadakaya ve kulluğa alıştırmak
marifet değildir. Bunu siyaseten takdir edenler de bu ülke insanlarının dostu
olamaz. Gidişat iyi ve güzel olan herşeyin artan bir hızla tüketildiğinin,
yapılmaması gerekenlerin yapıldığının izlerini taşımaktadır.
Eskiden nispeten bir şeffaflık vardı, genel görünüm,
büyük çoğunluğun durumundaki değişimi kısmen yansıtıyordu; böyle olduğu için
finansal piyasalar ve değerlendirme kurumlarının kanaati çok da aykırı
olmuyurdu. Fakat bugün şeffaflığın yerini acaip bir karanlık aldı ve genel
görünüm kesinlikle çoğunluğun durumundaki değişimin tam tersini gösteriyor; hal
böyle olunca tüm pusulaların yanlış yönü göstermesi kaçınılmaz oluyor... Her
gelen yıl gideni aratırken kredi notunun yükselmesi pek mantıklı olamıyor...