7 Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi mülahazalar, sandıktan birinci çıkan siyasal partiyle hiç kimsenin koalisyon ortaklığı kurmaya sıcaklık göstermemesi, çözüm süreci diye lanse edilen “teröre ninni, uyuma ve uyutma” masallarının iflasıyla azgınlaşan terörün ülkemizi getirdiği nokta, her geçen gün endişelerimizi katlayarak artırıyor. Doğu ve Güneydoğu’dan gelen şehit haberleri yüreklerimize yangın düşürürken, terörün psikolojik derinliğinin yansımaları ve siyasal belirsizlik, ekonomimizin tüm parametrelerinde de tsunamiye yol açmış durumda. Döviz fiyatları başını almış gidiyor… Alışverişler durmuş durumda… İnsanlar en acil ihtiyaçları hariç, ellerini cüzdanlarına götürmüyorlar. Piyasalar deyim yerindeyse dip eşiğine doğru hızla ilerliyor. Psikolojik eşik neredeyse aşılmak üzere. Bu tabiri bilerek kullanıyorum. Zira ekonomik verilerimizin iflas ettiği geçtiğimiz dönemlerde, psikolojik eşik aşıldığı zaman, ülkenin tüm kıt kaynakları iflas etme noktasına gelmiş, siyaset müessesesi rayından çıkan bu duruma müdahale edebilme fırsatını bile bulamamıştı. Hafızanızı yoklarsanız, varlığı ile yokluğu belli olmayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in döneminde, dönemin başbakanı Bülent Ecevit ile birbirlerine -bu işi sen bilirdin, ben bilirdim yarışı içerikli- anayasa kitapçığı fırlatma muhabbeti olmuştu. Ertesi gün, dolar fiyatları tavan yapmış, gecelik faizler bile 7 bin 500 gibi akıl ve hayale sığmayan rakamlara ulaşmıştı. Artık elindeki yazar kasa süse dönüşen bir esnaf, Başbakan Bülent Ecevit’i makamının kapısında beklemiş ve o koca aleti, “Benim işime yaramıyor, sen ne yaparsan yap” mealinde bağırarak önüne atmıştı.
Dolar, ekonomistlerin psikolojik eşik diye tabir ettikleri 3 lira sınırına dayandı… Biraz daha gayret ederse, euro ile eşitlenecek gibi gözüküyor. Bu işin içinde başka bir iş olduğunu, ülkeyi yönetme iradesinde bulunanlar ve geminin dümeninde olanlar elbette bizden daha iyi biliyorlar. Biliyorlar ama, küresel emperyalist güçlerin, dolar babalarının, küresel para babalarının bir şeyleri fırsat telakki ederek doları habire yükseltmelerine karşı hiçbir şey yapmayarak, bir anlamda fırsatçıların ekmeğine yağ sürmeye devam ediyorlar. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Nihat Zeybekçi, dolar yükseldikçe, “Endişeye gerek yok, piyasalar kendini düzenler” gibi, kargaların bile güleceği yaklaşımlarla ve beyanatlarla defacto duruma karşı sadece nutuk atmakla yetiniyor.
Endişeye gerek yok, endişeye mahal yok… Peki, endişeleneceğimiz nokta neresi sayın bakan Dolar, 5 liraya çıkınca endişelenebilir miyiz, bir zahmet söyler misiniz
Hani bir tabir vardır, bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete diye… Türkiye, genel siyasi tablosu, ekonomik parametrelerle ilgili boyutu ve tüm makro, mikro dengeleriyle okyanusun ortasında dalgaların arasında kalmış bir kayık gibi sonu belirsiz bir maceraya doğru hızla sürükleniyor. Ve seçim… Herkesin endişesi şu: Önümüzdeki erken seçimde mevcut siyasi tablonun tekrarı yaşanırsa ne olacak Anayasada bununla ilgili bir hüküm var mı Birbirlerine koalisyon kurmak için değil, koalisyon kurmamak üzere randevular veren siyasal partiler, yine böyle bir süreç ortaya çıkarsa, hangi yüzle bu memlekete hizmet etme iradesini ortaya koyarak milletin karşısına çıkacaklar. 2014 kayıp yıldı… İki seçim arka arkaya geçirdiğimiz 2015 de kayıp yıl olarak tarihe geçmiş oldu. Elbette biz kaybettik, ama muhakkak kazananlar oldu.
Bunun takdirini ferasetine, basiretine güvendiğimiz halkımızın takdirine bırakıyorum.