Psikoloji, emperyalizmin oyuncağı

Abone Ol

Aklın, bilincin, sosyal bilimlerin devreden çıkarılarak yerine psikolojinin egemen kılınması son yüz elli yılın yöntemi. İslâm düşüncesinin buluştuğu düzlemlerdeki insanı kendine dönüştürme gücüne sahip. Bunun önüne geçmenin stratejileri çeşitli zamanlarda değişik biçimlerde yapılagelmektedir.

Kilise ile krallık arasındaki çekişmede, gücü eline geçirme tutkusu yeni zamanla birlikte sekülerliğin baskın çıkmasıyla yeni yönetim biçimlerini de denetimine almış bulunmakta. Bu yeni durum insanları bilinç ve düşünce ekseninden çekip alarak yeni bir düzleme çekmiş bulunuyor. Buna kitle iletişim araçları da alet edilmekte.

Günümüzün en önemli sorunu birçok şeyin emperyalizme alet edilmesidir. Son yirmi yılda, özellikle Balkanlar ve Kafkaslarda, Rusya sınırları içindeki çekişmelerde psikolojinin varlığını çeşitli şekillerde görebilmekteyiz. Turkuaz hareketleri bunun son renkli yansıması. Ya da portakal renkli çıkışlar. Bunların hiç birinin rastlantısal olmadığını görmekteyiz. Cumhuriyetçilerin renkli çıkışları da bunun bir diğer versiyonu. Bütün bu oluşların varacağı kapı emperyalizme kölelik ve kulluktur.

Türkiye de 28 Şubat sonrasında partilerin, özellikle de iktidar partisinin seçtiği renklere dikkat edilirse bu psikolojiyi görmek olası.

1970 li yıllarda Abede de CNBC televizyonunda yapılan bir oturumu ve bu oturumun ortaya koyduğu gerçeği görmezlikten gelemeyiz. Aleksandr Haig in de bulunduğu, Pentagon dan, hariciyeden önemli isimlerin yer aldığı bir oturumda Bülent Ecevit telefon ile canlı yayına bağlanıyor. Oturumu yöneten, Ecevit e şöyle bir soru yöneltiyor. "Doğu da bir ada ülkemiz var. Ülkenin kralını biz getirdik. Fakat, kral halkın gözünde düştü, yerine sosyal demokrat, geçmişi temiz birini getirmek istiyoruz. Ne diyorsunuz " Bülent Ecevit o anda sorunun muhatabı olduğunu anlıyor. "Biz demokratik bir ülkeyiz, kendi olanaklarımızla çalışır iktidara geliriz." Karşılığını veriyor. Bunun üzerine, oturumu yöneten şu cevabı yapıştırıyor. "Sayın başkan sizin bir şey yapmanıza gerek yok, biz koşulları hazırlarız, siz kendinizi orada bulursunuz" oluyor. Aslında bu, bizim anlatmaya çalıştığımız şeyi ifade etmeye yetiyor da artıyor.

Günümüz psikolojisinde en önemli yöntem reklamdır. Reklamın da doğrudan olanı var dolaylı olanı var. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinden beri, zaten seçim atmosferine giren Türkiye de dengeler birden tersyüz edilmeye çalışıldı. AKP milyar dolarlar verseydi kendi reklâmını bu kadar yapamaz ve rüzgârı kendi lehine çeviremezdi.

Milli Görüş ün yeniden milletle buluşma düzleminin yerini bulduğunu ve hızlı bir yükseliş olduğunu bilmeyen yoktu. Ne yazık ki, bu yeni dalganın insanlar üzerinde bu denli etkili olabileceğini ve insanların savrulabileceğini, gözlerinin önündeki toz bulutuyla gerçekleri görebileceğini kimse düşünemezdi. Batı alternatiflerini kendi içinde üretiyor.

Ne yazık ki bu toz bulutunda Müslüman entelektüeller de savrulup gidiyorlar. Entelektüellerin sağcısı solcusu, milliyetçisi muhafazakârı hemen hepsi bu dolaylı reklamın kurbanıdırlar.

Emperyalizm oyununu iyi oynuyor. İnsanlar bu toz bulutunda duygusallıkla, olayları çözmekten çok uzaktırlar. 28 Şubat sonrasında Milli Görüş ten ayrışanları destekleyen kimi köşe yazarlarına bakarsanız, görevleri gereği onları daha çok batıcı olmaya çeken bir çaba içinde olduklarını gözlemledik. Bir kısmının görevleri bittiği için eski rollerine büründüler. Kimisi de hala bir ihtiyat gereği olarak yerlerinde duruyorlar.

Psikoloji ve aydınlar bu oyunun birer kurbanıdırlar.

Bize düşen, hiçbir yere bakmadan ve istikametimizi bozmadan, olanca gücümüzle çalışarak yolumuza devam etmek. Neyin neyi göstereceğini bilmek bizim elimizde değil.

Psikoloji değil, bilinçle ve ihlasla yola devam etmek.