Türkiye nin AB ile olan randevusu yaklaştıkça, PKK terörünün en harlı zamanlarında dahi görülmemiş olan bir etnik kutuplaşmanın sistematik biçimde ülke geneline yayıldığını görüyoruz. Komplo teorilerine itibar edilmemesi gerektiğini savunanlarımız bile bunun bir raslantı olamayacağının farkında. Zamanlama ve organizasyon açısından mükemmel şekilde yürütülen bu operasyonun arkasında kimler olabilir? Öteden beri NATO üyeliğimizi hazmedememiş olan Moskova nın şimdi de hiçbir zaman ait olamayacağı bir Batı kulübüne daha girmemiz, ne ekonomik, ne de siyasi açıdan işine gelir. Bölgesel nüfuz politikasını canlandırmak isteyen Putin politikasına, Türkiye deki iç çatışmaları tarihten bu yana el altından destekleme alışkanlığını da katarsak, oyunun taşları pekâlâ yerine oturur. Hele ki kadim muhatapları çiçeği burnunda milliyetçi İşçi Partisi ve PKK, şimdiki çatışmanın baş aktörleri arasında yer alıyorlarsa... İsrail açısından baktığımızda, Avrupa nın bir parçası olan Türkiye nin ister istemez bölgesel stratejik politikalarda kolayca işbirliği yapılan bir partner olmaktan çıkacağı öngörülebilir. İsrail in Irak ta Arap faktörüne karşı Kürt kartını oynamasının Türkiye deki gerginliğe dolaylı yoldan da olsa katkıda bulunduğu ihtimaller arasındadır... Sonuçta, önemli olan bu provokasyon sarmalının sanal veya gerçek aktörleri değil, bunun ustaca kurulmuş bir tuzak olduğudur. Dikkat, içine düşmeyelim.

13.9.2005 / FÜSUN TÜRKMEN / RADİKAL

Muhabir: Haber Merkezi