Yaklaşık iki sene sohbetimize devam eden bir arkadaşımız vardı. Bilgisayar yazılımı, tamiri, programı üzerinde deha derecesinde bir bilgi sahibi idi. Biz şâhidiz, bugün “Akıllı Tahta Projesi”nin ilk mûcidi kendisi idi. Bu projeyi tamamlamak üzereyken askere gitmiş, ortakları o programı geliştirmişlerdi. Bizim arkadaş devamlı proje üretirdi. Mesela, sebze ve meyveleri kurutma cihazlarını kendisi tasarlamıştı. Neredeyse her birkaç ayda bir yeni proje üretiyordu. Bu yüzden arkadaşlarımız adına, (Proje …) diyorlardı. [Bu yazıyı hayli zaman önce yazmak istiyordum ve bir kenara not almıştım. O zaman adını yazsam belki söz olmazdı, ama şimdi adını yazınca bazıları alınabilir diye yazmıyorum.]
Bizim Proje …’in projeciliği bütünüyle “yerli malı” idi. İstikrarsızlığının zararı da kendisine idi. Hiç kimseye zararı yok, bilakis faydası vardı. Hiçbir tamircinin yapamadığı bilgisayarları tamir eder, ne gariptir ki, “komşu kızı sümüklü olurmuş” misali, bizim arkadaşın istediği 20 lira tamir parası bile çok görülürdü.
Anlattığımız gibi, bizim arkadaş kendisi proje üretirdi. Bir de bizâtihi kendisi proje olan tipler var. Onlar da bizim arkadaş gibi zekidir, kabiliyetlidir, ama onların bu zekâsını ve kabiliyetini başkaları yönlendirmekte, başkaları tarafından kullanılmaktadırlar. İşte tehlikeli olan tipler de bunlardır.
Avrupa ülkeleri ve Amerika, yaklaşık bir asırdır; son elli seneden beri de İsrail, Rusya ve Çin bu “insanları yönlendirme projeleri” üzerinde çalışmaktadırlar. Bu devletlerin kontrolünde çalışan komiteler aracılığıyla hedef beyinler üzerinde çalışılmakta, onların önü açılmakta, maddî imkânlar sağlanmakta, ikbâl merdivenlerini tırmanması sağlanmaktadır. “Proje ürünü” kişi de kendisine bu imkânı sağlayan komiteleri âdeta ilâh gibi görmekte, onların emrinden çıkmamaya başlamaktadır.
Bizi devamlı tâkip edip okuyan okuyucularımız hatırlayacaktır, bir ara, TV reklamları veya TV’de oynatılan filmler, dizi filmler ve programlar arasına yerleştirilmiş, beynin algıladığı ancak gözün fark edemediği mesajların varlığından bahsetmiştim. Bunu ilk önce Rus bilim adamları keşfetmişti. Meselâ diyelim bir meşrubat reklamı arasında müstehcen görüntüler yerleştirilmekte, o görüntüleri beyin algılamakta, ancak göz fark edememektedir. Bunu yazınca konu üzerinde hayli geniş araştırma yapan bir doktor okuyucum beni aramış ve bu konuda Amerika’nın hayli mesafe kat ettiğini belirtmişti. Bu ülkeye okumak, ihtisas yapmak için giden kabiliyetli beyinlerin kaldıkları yerlere sürekli yayınlar yapılmakta, bu yayınları beyin algılamakta, ama kulak duymamaktadır. Neticede o hedef kişi, onların istediği gibi düşünmeye başlamaktadır. Doktorlar bu metodu uygulamaya başlamış, mesela iştahı olmayan kimselere bir kaset verip bunu dinlemesini tavsiye etmişler. Kaseti dinleyen kişi zâhiren bir şey duymamakta, ancak kasetteki telkinleri beyin algılamakta ve bir müddet sonra iştahı açılıp yemek yemeye başlamaktadır. Bu hedef kişiyi veya kişileri “proje” olarak görenler, o hedef kitleyi mankurtlaştırmaktadırlar.
Bu kendileri proje haline gelmiş kimseler, içerisinde bulunduğu toplumdan yanaymış gibi gözükmektedirler, ama gerçekte, kendilerine emek harcayanların istediğini yapmaktadırlar. Bunlar içerisinde en tehlikelisi, insanların inanç değerleri ile oynayanlardır. Bunlar, aynı zamanda çok iyi oyuncudurlar. İkna ve inandırma kabiliyeti yüksektir. Sûret-i haktan gözükürler. Ancak gerçekte koyun postuna bürünmüş kurt gibidirler. Kurt, avının cismini parçalarken, bunlar avlarının ruhunu ve beynini parçalamaktadır.
Yaklaşık bir asırdır bu proje üzerinde çalışan komiteler, bunu “müthiş buluş” olarak görmektedirler. Öyle ya, eskiden ordularla, milyarlarca dolar harcanarak üretilen silahlarla gerçekleştirilen işgâllerle elde edilen netice; şimdi bir veya bir düzine kişi ile elde edilebilmektedir. Üstelik te neredeyse sıfır riskle…