TEKNOLOJİ bizi öldürüyor. Yavaş yavaş. Hissettirmeden. Bu yüzden olsa gerek ben bu “teknoloji çağı”nı pek sevemedim. İçini boşalttı insan yanlarımızın.
Bayramlarda, kandillerde tek bir mesajla niyetçilerden devşirdiğimiz güzel sözleri paylaşır olduk. Ekmeği paylaşmak, silgiyi paylaşmak, hüznü, kederi ve sevinci paylaşmak diye bir şey vardı. Dostun yanındayken halini başkalarıyla sosyal medyada paylaşmanın adına teknoloji diyorlar işte. Kendini ifade etmek için ikonlara ihtiyaç duymak bir genç için “köprüden önce son çıkış” kıvamına gelmiş. Gülmek için kahkaha efektine, hüzünlenmek için gözü yaşlı sarı kafaya muhtaç kalmış. Kendine ait fikri olmayınca, ona hazırlanan hazır fikirleri “ikon” formunda içselleştirmeye başlamış. Kullandığı cihazın ona sunduğu seçenekler dâhilinde yaşamaya zorlanmış bir nesil var karşımızda. Hayatı “hazır templete” olarak algılayan bir nesille biz nasıl yeni bir gelecek kurabiliriz Muasır medeniyet seviyesi “update” edebileceğimiz bir program mıdır Ne güzel olurdu öyle olsa… nasıl olsa biri programı yazar, pahalı gelirse bir şekilde bir uyanık “kırar” ve bir forum sitesinde paylaşırdı. Oturduğumuz yerden yaşayabilir, savaşabilirdik. Ölmekten korkmakta neymiş! 3 can’ım daha var nasıl olsa. Şimdi atlasam balkondan, tekrar balkonda doğar devam ederim yaşamaya. Öyle değil miydi yoksa Hangisi gerçekti
Eskiden nasıl yapılırdı bu işler hatırlayanınız var mı Açıklamaya çalışırım lakin masal anlatıyorum sanılır diye endişe de taşımıyor değilim. Bu ve devamında gelen soruların cevabını külfet niyetine size bırakmaya karar verdim. Şimdiden yüzünüz düşmesin. Soruverirsiniz en kötü google’ye. İlk karşınıza çıkan seçeneği doğru sayıverirsiniz. “bunu mu demek istediniz ” sıkça çıkabilir ama karşınıza. İnsanlığa ulaşmak kolay olmayabilir. Bir makine hissedemez çünkü. İncelik ve insanlıkla, bir fiilin gerçekleşmesi arasında tercih yapacak olsa yüreği değil de mantıklı olan girer devreye. Öyle programlanmıştır çünkü. Programlanmak! Anahtar kelime bu aslında. Buraya tekrar dönelim. Hatırlatın ama…
Yeni bir bilinç gelişti bu günlerde. Bir iş yapacaksınız, bir bilgisayar o işle alakalı bir hesap yapıyor ve imkânsız diyor. Neye göre Kime göre Onu programlayanın çizdiği sınırlar nasıl oluyor da imkânın dışında olabiliyor. İstanbul’u almak, Sina Çölü’nü tüm orduyla kısa sürede geçmek, Çanakkale’yi savunmak, Maraş Kalesi’ne Türk Bayrağını çekmek, Kıbrıs’ı almak bir programa sorulmuş olsaydı ne derdi acaba! Dünyadaki en kıymetli maden insandır! Yapabileceklerini ve sınırlarını tam olarak çözemediğimiz bir değişken. Niye bu potansiyeli yok sayıp programlanmış sistemlere bel bağlar olduk Bizi programlarına ne zaman izin verdik
Evet. Programlandık. Sınırlarımız çizildi. Programın dışına çıkmak istediğimizde “bunu mu demek istediniz ” komutuyla hizaya çekiliyoruz yine. Eskiden gazete ve televizyonlar haber verirdi. Şimdi haber “yapıyor”lar. Teknolojinin müsaade ettiği kadar yaşıyoruz. Haber kaynaklarımızın bizi güttüğü şekle bürünüyoruz. Neye inanacağımız bilmeden, her fırsatta bize biçilen fabrika ayarlarına dönerek idame ettiriyoruz hayatımızı. Kafanız karışmasın. Bir seçim geçirdik. Terör olayları patlak verdi. Koalisyon kurulamadı. Yeniden seçim kararı alındı. Hepsi 4 cümle. Bugüne nasıl geldikten çok “niye” geldik derdindeyim. Eğer milleti temsil eden adamların ortak paydası bu ülke ve ülke çıkarlarıydıysa; neden bir hükümet kurup kanayan yarayı tedavi edemediniz. Kan ve gözyaşı üzerinden yaptığınız insanlık dışı savunmalarınızdan iğrendim. Ortada bir sorun var. Hesap sorulması gereken bir durum. Tam ülkeyi yönettiğini söyleyenlere hesap soracaktık, fabrika ayarlarına döndürdüler yine bizi. “Gelişen olaylarda Cumhurbaşkanını veya başbakanı suçlu göstermeye çalışanlar terörün açık destekçisidir”! Nasıl yani Kim yönetiyor bu ülkeyi Onu söyleyin bari de kime kızacağımızı bilelim öyle değil mi Yanlıştan dönmek karakter ister. Koca bir ülkeyi programlıyor olmanız yaptığınız işleri doğru gösteremez. Digital kurduğunuz iktidarınız genç bir “hacker “ tarafından tarumar edilebilir.
Ortada koca bir memleketin çıkarı söz konusuyken “Beştepe’de okunan Kur’an” diye tamlamalar yapmanın fayda getireceğini sanmak olsa olsa bir virüsün eseridir. Allah’a en güzel gelen okuyuş, yeni öğrenmiş birinin dura dura okumasıdır diye biliyoruz biz. O kitap ki kendi mucizedir. Okunduğu yere anlam yüklemeye çalışmak zehirli bir aklın ürünü olabilir.
Yeni bir seçime yürüyoruz. Program başlatılmış. 13 yıl bu ülkeyi kim yönetti diye sorgulamayacaksın. Külliye’ye ziyaretler devam edecek. Cumhurbaşkanı 80 milyonluk sorumluluğunu unutup kendisini yüceltenlere ülke kaynaklarıyla gaz verecek. 400’ü verene kadar devam edecek bu böyle. Arada benim gibi bu yaşananları hazmedemeyenlerde “hain” ilan edilecek. Çünkü ben “AKP düşerse Dini Mübin düşer” sözüne inanmıyorum. Dini bunların yücelttiğine de inanmıyorum. Müslümanların menfaatine çalıştıklarına da inanmıyorum. Kriterlerimiz farklı olabilir. Onlar İmam Hatip açmayı yeterli bulur. Ben Aksa’da olanları, Irak, Libya, Suriye’de olanları baz alırım. Programlanmış insanlara, yaşadıkları yalanların içerisinden programlandıkları cümleleri kuracak adamlara itibar edecek de değilim.
Benim insan olarak sorumluluklarımı onlar belirlemiyor.
Kalbinizin sahibine emanet olun…
Eyvallah!!!