Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız ve kalkınma mücadelesi

Abone Ol

Millî Görüş lideri, efsane başbakan Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN Hocamızın vefatının 12. yıl dönümünü yaşıyoruz. Erbakan Hocamıza bir kez daha Allah’tan (C.C.) rahmet diliyorum. Allah (C.C.), bizi yürüdüğü yoldan ayırmasın ve ideallerini gerçekleştirecek iradeyi ortaya koymayı nasip etsin. 2023 yılı Erbakan Haftası’nın teması olarak belirlenen başlıklardan birisi “Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN ve Kalkınma” şeklinde belirlenmişti. Bu bağlamda ömrünü Türkiye’nin kalkınma davasına adamış bir vizyon adamı olarak Erbakan Hocamızın kalkınma davası hakkında acizane tespitlerimi yazıya dökmek istedim.

Her şeyden önce şunu ifade etmemiz gerekir ki; Erbakan Hocamız, yaşadığı çağda Allah’ın (C.C.) kendisine yüklediği, dünyayı Allah’ın kulları için imar etme, adil paylaşıma dayalı refah ve saadet nizamını kurma sorumluluğunun idrakinde olan vizyon sahibi bir Müslümandı. Hocamız aynı zamanda İslam dünyasının son üç yüzyılda zahiri olarak neden güç kaybettiğini çok iyi idrak etmiş bir liderdi. Hakkın ve adaletin hâkim olduğu yeni bir dünyanın kurulması için İslam dünyasının amiral gemisi konumundaki Türkiye’nin ve İslam ülkelerinin kalkınmasının, güçlenmesinin gerekliliğini gören ve bu gerekliliğin yerine getirilmesi için öncülük eden bir vizyon adamı, öncü konumundaydı. Yaşanabilir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya şeklinde ifade edilen idealler çerçevesinde İslam dünyasının ayağa kalkmasına öncülük edecek büyük Türkiye’nin inşa edilmesi için kalkınma mücadelesinin önemini anlamış ve Türkiye’nin kalkınma mücadelesinin sembol ismi olmuştu. Bununla birlikte alanında dünyada iz bırakmış bir mühendis ve çok yönlü bir ilim adamı olarak kalkınmanın sağlanması için gerekli teknik bilgi ve birikime üst düzeyde vukufiyet sahibiydi.

Erbakan Hocamızın kalkınma projeleri her daim ülkemizi zamanının en ileri teknolojilerine ayak uydurmuş, en üst düzey gelişmişlik seviyesindeki ülkelerin seviyesine çıkaracak hamleler niteliğindeydi. 1960’lı yılların başında Türkiye’ye şeftali üretme rolünün biçildiği, kimsenin hayal dahi edemediği bir dönemde, dönemin askeri yönetimine otomobil üretilebileceğine ilişkin yaptığı sunum çığır açmış ve Devrim otomobili ile sonuçlanan süreci başlatmıştı. 1970’li yıllarda Millî Görüş partilerinin iktidar ortağı olduğu dönemde Türkiye’yi dünyada gelişmiş ülkeler sıralamasında en üst seviyeye taşıyacak, ihtiyaç duyulan her türlü ürünü yerli üretimle karşılayacak, sadece kendi ihtiyaçlarını değil, kendi coğrafyasının da ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyeye gelmesini sağlayacak olan ağır sanayi hamlesini başlatmıştı. Söz konusu ağır sanayi hamlesinin tamamlanması için kurulacak fabrikaların makine parklarının yerli üretim makinelerle tamamlanması için fabrika kuran fabrikalar kurarak, zamanın en üst düzey teknolojisini üretme yeterliliğine ulaşmayı hedefledi. 1996 yılında iktidar ortağı olduğu dönemde Türkiye’de muharip savaş uçağı ve yolcu uçağı üretilmesine yönelik adımlar atılmasına önayak oldu. 2000’li yılların sonrasında Bayraktar ailesi tarafından üretilen İHA ve SİHA’ların üretim ve geliştirilme sürecinde Erbakan Hoca’nın katkıları konuyla ilgili herkesin bildiği bir gerçekti. Erbakan Hocamızın 2007 yılında ESAM konferanslarında anlattığı savunma sanayii ile ilgili yüksek teknoloji örnekleri Hocamızın yüksek teknoloji konusunda zamanının ötesinde olan ufkunun ve vizyonunun göstergelerinden birisi olarak ifade edilebilir.

Erbakan Hocamız, kalkınma konusunu tüm boyutları ile değerlendirerek “Hızlı, Güçlü, Yaygın” kalkınma diye ifade ettiği bir kalkınma modeli ortaya koymuştur. Ülkenin ihtiyacı olan ürünlerin üretileceği tesisleri yaygın kalkınma modeli ile ülkenin dört bir yanına yayarken, coğrafi, iktisadi, teknik kriterlerle birlikte üretim tesisinin kurulacağı bölgenin insanının yetenekleri ve el yatkınlığını dahi hesaba katarak çok yönlü bir model ortaya koymuştur. Ortaya konulan yaygın kalkınma modelinin ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğu, yaşadığımız süreçte daha açık şekilde anlaşılmaktadır. Bugün Türkiye’deki üretim tesislerinin yarısından fazlası sürekli deprem riski ile anılan Marmara Bölgesi’nde bulunmaktadır. Bu durum risk yönetimi bağlamında büyük bir tehlike arz etmektedir. Olası bir deprem durumunda ülke ekonomisinin büyük zarar görmesi, ekonomik yıkım yaşanması olasılığı uzmanları korkutmaktadır. Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu yaygın kalkınma modelinin ekonomik boyutu bir yana, risk yönetimi bağlamında da ne kadar önemli olduğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Bu konuda müşahhas bir örnek olarak Saadet Partisi kurucu genel başkanı muhterem büyüğümüz Recai KUTAN Beyefendi’den bir anekdot dinlemiştim. Muhterem büyüğümüz kendisinin imar ve iskân bakanı olarak görev yaptığı 1977 Milliyetçi Cephe hükûmeti döneminde üretim tesislerinin büyük ekseriyetle İstanbul ve çevresinde toplandığını gördüklerini, bu durumun hem nüfus artışına neden olacağı ve İstanbul’un olası nüfus artışını karşılayamayacak noktaya geleceğini hem de ekonomik açıdan yatırımların bir bölgede toplanmasının riskli olacağını öngördüklerini ifade etmişti. Bu nedenle İstanbul ve çevresine verilen tüm teşvikleri iptal ettiklerini ve yatırımları Anadolu’ya yönlendirdiklerini anlatmıştı. 1977 yılında bugünleri gören bu vizyonun sahipleri tarafından önerilen yaygın kalkınma modeli o günden bugüne ülkede uygulanmış olsa bugün büyük ihtimalle bambaşka bir noktada olurduk.

Erbakan Hocamız kalkınma deyince sadece endüstride, sanayi üretiminde kalkınmayı da öngörmemiştir. Onun ortaya koyduğu kalkınma modeli aynı zamanda bir ülke için stratejik açıdan çok büyük öneme sahip olan tarım ve tarım endüstrisi alanında kalkınmayı da ihtiva etmiştir. Erbakan Hocamız tarımda verimin artırılması, yerli tarım makinelerinin üretilmesi ve üretilen tarım ürünlerinin işlenmesi amaçlı çok sayıda yatırım yapılmasına önayak olmuştu. GAP projesi ile sulama ihtiyacı karşılanan GAP havzasını Türkiye’nin tarım ambarı haline getirmek amacıyla bölgede yapılacak tarım üretiminin gübre ihtiyacını karşılamak üzere Şırnak’ta kurulan azot gübre fabrikası başta olmak üzere kurulan çok sayıda gübre fabrikası, temelleri atılan zirai donanım fabrikaları, muhtelif yerlerde temelleri atılan ve açılan şeker fabrikaları, yem fabrikaları, süt ürünleri tesisleri, et kombinaları, tütün fabrikaları tarıma yönelik yatırımlardan bazı örnekler olarak ifade edilebilir. Bununla birlikte ortaya konulan kalkınma modeli sadece şehri ihya etme, toplumu kırsaldan şehre yönlendirme odaklı bir model de değildi. Millî Görüş partilerinin iktidar oldukları dönemlerde çiftçilerin emeklerinin karşılığı olan hakları üretim bazında fazlası ile verilerek tarım üretimi teşvik edilmiş, tarımda verimliliğin artırılması için, gerekli ürünlerin üretimi için tesisler kurulmuştur. Bunun yanı sıra üretilen tarım ürünlerinin çiftçinin elinde kalmasını engellemek ve en yüksek kazancın sağlanması amacıyla kırsal bölgelerde, ilçelerde tarım endüstrisine yönelik tesisler kurulmuştur. Ayrıca Millî Görüş partilerinin parti programları ve seçim beyannamelerinde “Köy Kalkınması” başlığı altında tarımdan hayvancılığa, ormancılıktan su ürünlerine kadar geniş bir yelpazede köylü, çiftçinin hayat standartlarının geliştirilmesine, köylerdeki sosyal, yaşamsal imkânların iyileştirilmesine yönelik adımlar teferruatlı bir şekilde açıklanmıştır. Bu anlamda Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu kalkınma modeli insanları köylerden şehirlere yığmayı ve ucuz işgücü olarak istihdam etmeyi hedefleyen ülkemizde 1950 sonrası başlayan özellikle 1980 sonrası yoğun şekilde uygulanan şehirleşme anlayışının aksine köyleri, beldeleri, ilçeleri, şehirleri nitelikleri, kaynakları, ihtiyaçları, ekonomiye katkı sağlama potansiyelleri bağlamında kalkındırmayı hedefleyen bir bakış açısına sahiptir.

Erbakan Hocamız aynı zamanda kalkınmanın gerektirdiği finansman ihtiyacının helal ve meşru yollardan sağlanması amacıyla bugün İslami bankacılık sistemi olarak ifade edilen uygulamaların temelini oluşturan finansman alternatifleri üzerinde de durmuş ve kalkınmanın finans boyutunu da göz ardı etmemiştir. Kendisi ile yaptığımız bir görüşmede dünyada kurumsal anlamda ilk İslami bankacılık çalışmasının kendisinin teşviki ile Müslüman ülkelerin ve Müslümanlar tarafından kurulan/işletilen kurumların finansmanı amacıyla başlatıldığını ifade etmiştir. 1975 yılında iktidar ortaklığı döneminde halkın ve yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birikimlerini kalkınmaya yönelik yatırımlara yönlendirmek amacıyla kalkınma projelerini faizsiz olarak, sermaye ve kâr ortaklığı esasına göre finanse eden Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB) kurulmuştur.

Erbakan Hocamızın kalkınma mücadelesinin bir diğer boyutu maddi kalkınma ile birlikte manevi kalkınmanın da öncelenmiş olmasıdır. Erbakan Hocamız sadece maddi kalkınma sağlamanın tek kanatlı kuş misali yeterli olmayacağını ifade etmiş “İyi sistemler iyi insanlarla kurulur ve sürdürülebilir. Biz en yüksek refahı sağlayacak bir sistem kursak dahi bu sistemin devamı için ahlaklı, erdemli bir topluma sahip olmak gerekir” diyerek, ahlaki ve manevi kalkınmanın önemini ifade etmiştir. Manevi kalkınmanın en az maddi kalkınma kadar önemli olduğunu ortaya koymak bakımından Millî Görüş partilerinin kalkınma anlayışını anlamak bakımından, “Nasıl ki 5 yıllık maddi kalkınma programları hazırlanıyorsa aynı şekilde manevi kalkınma programları da hazırlanmalı, maddi ve manevi kalkınma birlikte ele alınmalıdır” şeklindeki ifadeler önemlidir. Bu bağlamda eğitim sisteminin insanımızı hem teknik bilgi bakımından hem de ahlaki ve manevi değerler bakımından tam anlamıyla donanımlı bir birey olarak yetiştirebilecek niteliğe kavuşturulması Millî Görüş hareketinin maarif davasının özü olarak kabul edilmiştir. Hülasa Hocamız, insanlığın saadeti için dünyayı mamur edebilmek adına kalkınmanın sağlanması bağlamında hiçbir alanı göz ardı etmeden çok yönlü bir kalkınma anlayışı ortaya koymuştur.    

Erbakan Hocamızın kalkınma mücadelesinin en önemli ayrıştırıcı özelliği kalkınma mücadelesinin amacı olarak ifade edilebilir. Kalkınma mücadelesinin amacı toplumsal refahı artırmak, zenginliği sağlamak ve elde edilen güçle gelişmiş ülkelerin arasına girerek mevcut tahakküme ortak olmak değildir. Aksine amaç; Yeniden Büyük Türkiye’yi kurarak tüm insanlığın saadetini tesis etmek amacıyla yeni bir dünyanın kurulması, hakkın ve adaletin hâkim olduğu, herkes için adil paylaşıma dayalı yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük edebilmektedir. Bütün boyutları bir yana sadece amacı bağlamında Erbakan Hocamızın ortaya koyduğu kalkınma mücadelesi insani, ahlaki, ekonomik, sosyal açıdan büyük önem taşımaktadır.

Sonuç olarak Erbakan Hocamız İslam dünyasının amiral gemisi olan Türkiye için en doğru tabirle dört başı mamur bir kalkınma modeli sunmuştur. Motor yerine şeftali üretme rolü biçilen ve toplum mühendisliği ile bu rolü kanıksama noktasına gelmiş bir topluma zamanın gerektirdiği en yüksek teknolojileri üreten, her alanda kendi kendisine yeten bir ülke olma vizyonunu vermiştir. Her ne kadar iktidar ortağı olunan dönemlerde başlatılan kalkınma hamleleri iktidarların değişmesinden sonra sekteye uğratılmış ve hedefine ulaşamamış görünse de insanlarımızın zihninde ihtiyaç duyulan vizyon değişimini başarı ile sağlamıştır. Hocamızın sağladığı vizyon değişimi bugün geç de olsa ülkemizde ileri teknoloji alanında sağlanan gelişmelerle meyvelerini vermektedir. Nitekim İHA ve SİHA teknolojileri ile toplumun geniş kesimlerinin takdirini toplayan BAYRAKTAR ailesi, ulaştıkları noktaya gelmelerinde ERBAKAN Hocamızın vizyonunun ve bilfiil katkılarının ne kadar önemli olduğunu birçok mecrada ifade etmektedir. Benzer teknolojik atılımları yapabilecek yetenek ve bilgiye sahip olan insanların önündeki engellerin kaldırılması ve gerekli desteğin sağlanması durumunda aynı başarıların birçok farklı alanda da yaşanması mümkündür. Yeter ki Türkiye’de bu vizyonu kavrayabilmiş bir yönetim anlayışı hâkim olsun. Vesselam…