Okul öncesi dönemde çocuklar anne ve babalarını model alırlar ve onların tutum ve davranışlarını taklit ederler, benimserler.
Çocuk okula başlayıp da dış dünyaya açıldığında ise, buna okuldaki arkadaşları ve öğretmenleri de eklenir. Bu dönem çocuk sosyal çevreye uyum sağlamaya ve yaşadığı topluma adapta olmaya çalışmaktadır. Ergenlik döneminde ise, genç artık çeşitli sorumluluklar almaya hazırlandığından özdeşim alanını daha da genişletmektedir. Sosyal çevre, arkadaşlar ve toplum tarafından kabul görmüş önemli kişiler onun için bir özdeşim modeli olmaktadır. Özdeşim ihtiyacı bir noktaya kadar normaldir ve çocuk özdeşim kurduğu kişilerden de esinlenerek kendi kişiliğini inşa etmeye çalışmaktadır.
Ancak bu dönem genç kendisini beğenmez sevmez ve kaydadeğer görmezse, özdeşim kurduğu kişiye saplanıp kalabilir ve kendine haslığını kaybedebilir. Bu anlamda özdeşim modeliyle kurulan gizil diyalogda denge önemlidir. Gencin, beğendiği ve model aldığı kişiyi bazı yönleriyle içselleştirmesi doğal ancak burada kendi kararlarını, kendi seçimini ve kendi etkinliğini de korumak zorundadır. Bunun için, özdeşim nesneleriyle ilişkilerindeki dengeyi dikkate almalı ve çocuklarımızı da, kültürümüzün ve değerlerimizin mimarlarıyla özdeşim kurması noktasında teşvik etmeliyiz.
Aileler çocuklarının duygularını aktarmasına fırsat tanımalı ve onların seçtiği özdeşim modellerinin doğru kişiler olması için, teşvik etmeli ve yardımcı olmalıdırlar.