Postmodern salgın

Abone Ol

Ölümler, acılar açık edilmedi. Çan kulelerinden yapıldı mı bilmem ama bulutlara yazı yazan minarelerden sağlık çalışanlarına dualar edildi. Kıştı, ilkbahardı derken. Yazın sınırlarını, çitlerini, sarmaşıklarını da koparıp attı salgın. Anlaşıldı ki, öyle sıcaklarla falan gitmeyecek. Tarihteki diğer salgınlara baktığımızda aralarında dağlar kadar fark var. Modern tıp, ambulans uçakların olmadığı zamanlarda fareli gemilerden yayılan vebalar.  Roma İmparatorluğu’nda, 165-180 arasında ortaya çıkan Galen’in Vebası, dünyanın ilk büyük salgınlarından biri ki İmparator L. Verus da salgında öldü. Roma, nüfusunun yüzde 30›unu kaybetti. Jüstinyen Vebası, 541’de çıktı, 25 milyon insan öldü, sadece İstanbul, nüfusunun yüzde 40›ını kaybetti. 


Kara Veba, 14. yüzyılda, 75-200 milyon insanın canına mal oldu. Avrupa nüfusu salgında, yüzde 30 ile yüzde 60 oranında azaldı. 15. yüzyılda Avrupalılar, Amerika’yı keşfetti. Fakat mikropları da buraya getirdiler. Avrupa›nın üçte birinin ölmesine neden olan suçiçeğini Amerikan yerlilerine bulaştırdılar, yerli nüfusun yüzde 90›ı hayatını kaybetti. Cocolitzli Salgınları, 16. yüzyılda Meksika’da çıktı, 15 milyon insanı öldürdü. 19. yüzyılda ortaya çıkan kolera, Asya’da yayıldı, sadece Rusya›da 1 milyon kişi öldü.
3. Veba salgını, 19. yüzyılda Çin ve Hindistan’da 12 milyon insanın hayatını kaybetmesine sebep oldu. Birinci Dünya Savaşı’nda yaşanan tifüs salgınında, Rusya’da 3 milyon kişi öldü. Savaşın ardından İspanyol Gribi, 50 ile 100 milyon arasında insanın ölümüne yol açtı. Asya Gribi, 1957 yılında 4 milyon insanın, AİDS, son 30 yılda 36 milyon insanın canını aldı. Bugünlerde koronada ikinci dalganın, güzü beklemediği konuşulmakta. Çoğu insan, kısıtlamaları gerekli görmekte. Evden çalışabilecekler işyerlerini ve yolları kalabalıktan azade tutacaktır. Hafta sonu sokağa çıkma yasakları uygulanmalı ki, parklarda ağız ağza pikniklerden vazgeçilebilsin. İnsanlar, salgına hassas olanlar ve olmayanlar olarak ayrılabilmekte.
Cenazelere katılım azalmakta. Elbet insanın adımlarını görmesini engelleyen, ter içerisinde bırakan maske takmak zor fakat bu gereksinimi hafife alanlar sadece kendilerini değil toplum sağlığını da ateşe atmaktalar. Sokağa çöp atma gibi kötü huyları olanlar; maske ve eldivenlerini de her yana bırakmaktan ar duymamaktalar.


Yaz salgınında insanlar tatil beldelerine de gitseler yine evlerine kapanmaktalar bu da özellikle çocukların, gençlerin sıkıntıdan daha fazla yemek yemelerine sebep olmakta. Annelerin en büyük şikâyeti “ne doyuyorlar, ne duruyorlar, yemek yapmaktan, bulaşık yıkamaktan bıktık” oluyor. Sadece bulaşık eziyeti, vakit kaybı, beden yorgunluğu da değil, yeni yetişen neslin daha fazla obez olma daha fazla TV ve bilgisayar izleme, daha fazla depresyon, beyin hasarı almaları tehlikesi de söz konusu. İlle de işsizlik. Ekonominin rayından çıkması, kapanan işyerleri, küçük esnaf, buralardan geçinen aileler için trajedi; yazın katlanarak artacaktır. Ekmeğini kaybeden insanların yaşam kalesindeki direnişine; devlet ve toplum destek vermelidir. Hayat ve ölüm arasındaki mesafeyi hesaplayıp sorumluluk kuşanmak. Akraba komşu arkadaş toplantılarından uzak durmaya devam etmek.

El yıkamak, hijyeni, maskeyi hayat standardı yapmak. İnsanlar bin yıllık köylerinin kapılarına kilit vurup dönmemecesine kente geldiler.
Emekli olup şehirde işi kalmayanlar, son güzel yıllarını geçirmek üzere apartman raflarına kendilerini hapsetmekten çıkıp köylerine dönmeliler. Bir ağacın arkadaşlığı, bir bağın hevenk üzümü, buğday başaklarının cennetsi dekoru; bütün bunalmış yüreklere iyi gelecektir.