Post-modern mandacılık

Abone Ol

Tartıştığımız şeyler asıl meseleler olmaya başlasa da

asil çözümleri konuşmaktan çok uzağız. Asil olan, bir milletinin yeniden

kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine dönmesi yönünde atılan adımlardır. Bu

açıdan, hile ve desiselerinin belirlediği bir sahnede figüran olmayı istememek,

kötü gidişatın bir parçası olmaya mani olmak kadar duruş sergileyen bir hamle

yoktur. Bu hamleyi yapmak ise, sadece ve sadece milletin makus talihini değiştirebileceğine

inananların hakkıdır.

Esastan ve usulden sapan iki eğrinin belirli bir zaman

paralellik gösterebilir. Bu zaman dilimi zaten reel-politik zamandır. Bu süre

dolduğunda kesişme başlar. Eğer paralellik sürsün isteniyorsa bu ancak milletin

dünya görüşü ve değer ölçülerine sahip çıkarak ve inandığı ve doğruluğunu ilmen

ispat ettiği ilkeleri esas alarak gerçekleşir. Temel esaslardan uzaklaşalı

yıllar olan bu hareketlerden bunu beklemek hayaldir.

Esastan uzaklaşma, zamanla usulden de uzaklaşmayı

getirmiştir. Usul olarak; karşılaşılan sorunlara çözüm arama ve bütün imkanları

kullanarak, gereken istişare ve araştırmaları yaptıktan ve gelişmeleri takip

ettikten sonra istişare ile alınan kararlarla sorunları çözme mantığı terk

edilmiştir. Son on yılda bu çizgiden eser olmaması, kadro partisi olarak

başlayan bir sürecin lider sultasına dönüşmesiyle de ispatlanabilir.

Bu temel esas ve usulü izlemediğinden, siyaset; her çeşit

baskı ve dayatmanın aracı kılınmakta, adalet ise; sürekli ertelenme ve doğruların

eğrilerle yer değiştirmesine sebep olmaktadır. Şimdi, ne eğri oturup doğru

konuşuluyor, ne de doğru oturma gibi bir endişe kalmıştır. Sosyal hayatta barış

ve dayanışmayı tesis edemeyenlerin, inançta, düşüncede, söylemde ve eylemde

bütünlüğünü korumayı beceremeyenler olduğunu görmek ne hazin bir gerçektir.

Çözüm niyetiyle başlatılan tüm süreçler, hep edep ve

hayadan taviz verildiği için akamete uğramıştır. Bu açıdan çözmek zorunda

olanlar, aynı zamanda edepli de olmak zorundadır. Yaşanan beceriksizliğin

geldiği nokta, Mevlana nın vurguladığı gibi; edebi edepsizlikten öğrenmek

olmuştur. İnatlaşma ve kamplaşmanın kimseye fayda sağlamadığı görüldüğü halde,

bunu aşacak ideali olanların sayısı sürekli azalmaktadır. Bugün anketlere

yansıyan rakamlar: kimse bana dokunmasın, haksızlık hukuksuzluk karşısında

sessiz kalayım oranının artmasından başka bir şey değildir. Bu şekilde düşünen

insanlar kazanıyor gibi görünse de yakın zamanda büyük kayıplar verecektir.

Sonuçta, güçten anlayan bir anlayış, sadece güçlük doğuracak ve ortada doğru

adam bırakmayacaktır.

Bireylerinin inandığı gibi düşünen, düşündüğü gibi

konuşan ve konuştuğu gibi yaşayanlardan oluşmadı bir toplumun nereye

sürükleneceği birçok örnekle tarih sahnesinde yerini almıştır.

Farklılıklarımızı ayrılık nedeni değil, zenginlik unsuru olarak görecek ve

ortak çalışma kültürü ile yoğuracak partiler üstü anlayışın esası; devletin din

değil, hürriyet vermesi gerektiği, usulü ise amaçla aracı karıştırmamasıdır.

Bunu algılamak için de partiler üstü bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır.

Konuşarak  çözmek

yerine ötekileştirerek başkalarının boyunduruğu altına girme yarışı

sürdürülüyorsa bu post-modern mandacılık dır. Bu anlayıştakilerin yanında ya

da karşısında olmak kuklayı izlemekten başka bir şey değildir. Kuklacıyı takip

etmek ise, toprağın altımızdan kayıp gitmekte olduğunu ve faturası

kestirilemeyecek ölçüde büyük yanlışlıkların bu milletin sırtına kalacağının

farkına varmakla mümkündür. Bu millet, buradan ne kazanırız hesabına

girişmeyen lerin elinden tutmadan, ne post-modern ne de dost-modern

darbelere son veremez. Geçmiş geleceğe, suyun suya benzediği kadar nasıl da

benziyor!