Popüler değilim. Yine de okur musun?

Abone Ol

Fikir üretmek, yol göstermek, istikamet çizmek donanım işi. Edindiğiniz birikimi akıl ve vicdan süzgecinden sağlıklı bir şekilde geçirmeli ve toplumun menfaatine, geleceğe yatırım olduğunu bilerek arz edebilmelisiniz. Bütün büyük akımlar, kendilerine ivme kazandıracak bu fikri akıma ihtiyaç duymuşlardır. Bu sayede idealleri oluşmuş, istikametleri perçinlenmiştir. Bennalar, Kutuplar ve Mevdudiler bu işi hem ilmi hem fikri olarak yapmışlar. Bu sayede coğrafyalarında “bilinç” artmış, toplumdaki boşluğa sebebiyet veren noktaları böylece kapatmışlardır. Bedel ödemişlerdir. Fikir ölmeyen, öldürülemeyen özel bir kavramdır. Kitleleri gütmek isteyen emperyal anlayışın bir numaralı düşmanı olmuştur bu yüzden fikir. Fikir adamları da hedef listesinde anında zirveye oturur. Zira insanlığı ayakta tutacak, değişik elbiseler giyse de tutsaklıktan azad edecek, toplumsal refahı inşa edebilecek yegâne varlıktır fikir. Müsbet yanı olduğu gibi menfi olarak da aynı işlevi görür. Bu yüzden fikir ancak fikirle savaşabilir. Fikir kurşun geçirmezdir.

Bir fikir bir milleti zilletten kurtarabilir. Bir fikir bir milleti modern köleler haline getirebilir. Avam fikirsizleştikçe güdülmesi kolaylaşır. Bir halkı cahilleştirmenin de, sömürmenin de yolu aynıdır. Önce yoksunlaştırmak, sonra üst akıl olarak boşlukları dolduruvermek yeterli olacaktır.

Modernizm ve sekülerizm adlı iki kardeş zehir sayesinde insanları bilgiden ve irfandan uzaklaştırmak kolaylaştı bugünlerde. Gündüz kuşağı programları, fıtrata savaş açan diziler ve filmler, hızlı değişen gündem, sanallaşan ve gerçekliğinden soyutlanmış bir bilinç var şimdi. Fikir sahiplerinin üretimi popüler olana kadar. Sonrasında iş tebanın taleplerini karşılamaya yahut fikrinin rüzgâr yiyen yanlarına bu tebayı devşirmeye kalıyor. Edebiyatın “edeb” ile olan bağı unutuluveriyor. Edepsizliğin prim yapmasına müsaade ediliyor. Adına şiir dedikleri çalıntı kelimelerin arasına sıkıştırdıkları argo yetmezmiş gibi, imzayı “İslamcı” diye atmaya tenezzül edilebiliyor. Oturup yeniden başlamak lazım bazen. Sil baştan!

Garipliği yanlış anlamış toplumlar kendini ezikliyedursun biz bu garipliğe asli manasını bir an önce teslim etmeliyiz. Eziklik edebiyatı yapanlar, sömürdükleri Rabia meydanında çalan ezginin sözlerini hiç merak etmişler midir diye düşünürüm bazen. Müslüman olmak zaten yarışa önde başlamaktır. Ben buna inanırım. “Biz kanadı kırık değiliz” der Kutup o ezginin sözlerinde. Evet, biz yetim bir Peygamberin ümmetiyiz. Ama ezik değiliz. Başımız diktir bizim. Çaresiz değiliz. Orta çağın karanlığına gömülen Avrupa’yı ilim ve bilimde aydınlığa taşıyan fikiriz biz. Yeryüzünde huzur ve refahın sağlanabilmesi için evrensel kuramların bütünüyüz biz. Üretmek nedir biz biliriz. Bildiklerimizi yapmaktan vazgeçip yazmaya başladığımızda ortaya çıkıyor bu psikoloji aslında. (burada verebileceğim bir örnek var ama konunun dışına çıkmaktan çekiniyorum. Onu da haftaya konuşuruz) Nerede durduğumuzu, kim olduğumuzu gözden geçirsek fena olmaz. Yanımızdaki insanları da bir değerlendirmeye tabi tutmalı aslında. Bir insan her şeyin doğrusunu bilemez. Ortamında tamamlanır bazı fikirler. Uyaroğulları ve yalaroğulları hakimiyetindeyse obamız. Eyvah ki eyvah!

İşin insani yanını da önemsemek gerekli. Elinde güç bulunduranlar tarihin her anında kendilerini kontrol edecek sistemler geliştirmişlerdir. Çünkü güç, insanın kendisini haklı çıkarmasına yetecek donanıma sahiptir. Hz. Ömer’in “Seni kılıcımla düzeltirim” diyeni vardır. Sezar’ın parayla tuttuğu bir adam, Sezar halkı selamlarken kulağına eğilip “sen insansın” diye fısıldar. Bu eylem üzere maaşa bağlanmıştır. Osmanlı’nın şeyhülislamları vardır. Kadılarının hükümlerine razıdırlar. Bu oto kontrol olmazsa, sadece sadrazamların ve iktidar yalayıcılarının vicdanı baz alınırsa ortaya çıkacak olan vahim tablo ürkütücüdür. İnsanın kerameti kendinden bilmesi, yaratılış amacını unutuvermesine sebebiyet verebilir. Tehlikeli sularda facia yaşanması olasılığı her daim daha yüksektir!

Tek cümlelik haberlerle doyduğumuz şu günler, yarın için tehlike sinyalleri veriyor aslında. Hayat, merak edip tıklaman için zarflandığın bir mecra değil. Absürde sevdalandın biliyorum. Her şeyi “ti”ye almanın sosyal bir statü oluşturduğu zamanlardan birini yaşıyoruz. Fakat sana kötü bir haberim var. Hayatta gülüp de geçemeyeceğin köşeler var. Aşk gibi, ölüm gibi, açlık gibi, kardeşlik gibi, savaş gibi, Filistin gibi… gibiler manzumesi yapalım bir ara. Ama dalga geçmeyeceksen!

Kalbinin sahibine emanet ol…

Eyvallah!!!