Her daim karışık ve hareketli olan, adeta patlamaya her an hazır olması için yapay bir şekilde tasarlanan coğrafyamız yine büyük bir tasallutla karşı karşıya bulunuyor. 21. yüzyılı yeni bir haçlı seferi için fırsat bilen emperyalizm, ırkçı emperyalizme evrildikçe coğrafyamızın başına daha büyük belaların gelmesi de kaçınılmaz oluyor. Bir tane taşı yerinden oynatınca tüm diğerlerini de yerinden oynatmasından dolayıdır ki, “toprak bütünlüğü” ifadesi her daim önemini koruyor.
Önce Irak ’ın sonra da Suriye ’nin “toprak bütünlüğü” bozuluyor, bölgede bir anda bitiveren terör örgütleri, türedi oluşumlar ve istikrarsızlığın, kaosun her bölgeye yayılması da kaçınılmaz oluyor.
“100 yıllık yarım kalan hesap”tan “büyük resme” kadar birçok tespit yapılıyor ve işin ilginci tespiti yapan idareciler tedavi noktasında yanlıştan kurtulamıyor. 11 Eylül’den sonraki süreçte yaşananları, İslam’ın yegane düşman olarak hedef tahtasına koymasını, bu minvalde gerçekleştirilen Afganistan ve önemlisi de Irak işgalini doğru okuyamayan Türkiye son tahlilde ciddi bir tehlikeyle yüzleşiyor son günlerde. Kuzey Irak’taki referandum adeta açılmaması için tüm aktörlerin uğraştığı, Ortadoğu’nun hassas dengelerini “çıbanbaşı” İsrail lehine değiştirecek “Pandora’nın kutusu”nun açılmasına neden oluyor.
Meseleyi yanlış okumak noktasında bir nokta; mesela “Diyarbakır’ın BOP kapsamında bir yıldız” olarak değerlendirilmesiyse, bir diğeri de Türkiye’nin Kuzey Irak’ın güvenilmez aktörlerini müttefik olarak göz önüne almasıydı. Hatta bu durum öyle bir hal aldı ki, Kuzey Iraktakiler Türkiye’nin (ebedi müttefikimiz ABD ’yi saymazsak) bölgedeki yegane müttefiki durumuna geldi.
Beğenilmeyen, hatta çokça eleştirilen koalisyon dönemlerinde bile kırmızı çizgisi olan “Irak’ın toprak bütünlüğü” meselesini, maalesef “yeni hariciye politikamız” öyle bir ele aldı ki, bu kırmızı çizginin silinmesi bir marifet olarak sunulabildi. 2003’teki Irak işgaline tezkereyle verilen zımni desteğin bugünkü koşulları hazırladığını, “yeni hariciye politikamız” muhtemelen bugün de fark etmiş gibi durmuyor. Irak işgaline verilen destek ve yanlış Suriye politikasının söz konusu bile edilmemesi de buna işaret ediyor zaten.
“Vana kapatmak” veya “sınır kapatmaya” indirgenmiş bir tedbir listesi de ayrı bir husus tabi. Bu tedbirler madem bu kadar tesirliyse neden bu kaos referandumundan önce hayata geçirilmedi sorusu akla gelmektedir. Kuzey Irak’taki yönetimin bu denli kendine güvenli hali de, bir yerlerden aldığı garantiler ve desteklerle açıklanabilir herhalde. Bunu okuyamamak da bir hariciye fiyaskosudur aslında.
Bir oldubittiyle gerçekleşen bu referandum yıllardan beri yürüyen bir süreçti ve bu noktaya geleceği de hiç de meçhul değildi. Daha geçen sene bile Türkiye’nin verdiği krediyle maaş ödeyen bir yapı, elbette ki bir planın parçasıdır ve devamı da gelecektir maalesef.
Bu gidişatı geriye çevirmek ve tuzakları başa geçirmek için önce mevcut politikaların iflasını kabul etmek gerekir. Yoksa tedavi yerine bol bol teşhis üretir ve ancak onu bunu suçlar ve tehdit eder dururuz ancak.