Polis Örgütüne Siyaset Karıştırmak

Abone Ol

Gene birileri polisin sivile bağlanması fikrini alttan

alttan dürtüp, yapay da olsa gündem yaratmaya çalışıyor.

Neredeyse yüzde 33 eksik olan, yani üçte biri fiilen

görevde bulunmayan bir kadroyla görev yapan, canla başla çalışan, nöbet ve

devriye yükü iki misline çıkmış polisimizi şaibe altında bırakmak için birtakım

kesimler elden geleni yapıyor, özel biçilmiş kaftan gibi provokasyonlar bile

planlayıp sahneliyorlar, polisin kural dışı davranışlara nasıl tepki vereceğini

bildikleri için.

Maksat koro halinde dört beş koldan saldırarak polisi

gözden düşürmek.

15 Kasım Cumhuriyet Bayramı nda resmi geçit yapılırken,

katılımcılar kendi gönülleri ile bu kutlamaya gelerek yılların özlemi bir

coşkuyu kutlarken, tören alanında, Yurt ödevimiz barış, vicdani ret hakkımız!

içerikli bir pankartı açmak tam bir provokasyon. Provokasyondan da öteye oraya

kutlamalara katılmaya gelmiş coşkulu halka karşı yapılmış bir hakaret. Yaşanan

olayın tersi düşünülürse, törene coşkuyla katılan bayrağa, askere ve vatana

bağlı kişiler, hep birlikte bu pankart açan kişilere saldırıp linç etselerdi

kim suçlu olurdu. Pankart açan kişiler mi, linç edenler mi, yoksa -müdahalede

yetersiz kaldı bahanesiyle- polisimiz mi

Sorumluluk dönüp dolaşıp, bol bir demagoji ile gene

birtakım art niyetli ve polisi yıpratmak isteyen kişiler tarafından polise

yüklenirdi, aynen pankart olayında olduğu gibi.

Bir tane Allah ın kulu da çıkmadı ve pankart açanlara

demedi, Sizin ne hakkınız var törene gelenleri ve törene katılanları taciz

etmeye ve keyiflerini kaçırmaya diye. Tam tersi oldu. Tepki gösteren vatandaşlarla,

polisimiz suçlu iskemlesine oturtulmaya, provokasyon yapanlar da sütten çıkmış

ak kaşık gibi haklı bulunmaya çalışıldı.      

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nda yapılan törende açılan

pankart, oraya kendi gönülleri ile gelen kişilerin duyduğu coşkuya destek veren

Mehmetçik ve Mücahit gururumuzdur , Vicdani redde hayır sözlerini içeren,

Kurtuluş Savaşı nı nasıl ve kimlerin kazanarak Cumhuriyet i kurduğunu

hatırlatan, 1974 te kimlerin savaşarak bu toprakları özgür vatan haline

getirdiğini vurgulayan ve destekleyen pankartlardı. Pankartı açanlar da törene

oldukları yerden katılan eski mücahitler ve bu topraklara alın terini, kanını

akıtmış, özgürlük için her tür fedakârlığı karşılık beklemeden yapmış

kişilerdi. 

Bu iki benzer törende açılan pankartları aynı kefeye

koymak, Polis 29 Ekim de açılan pankarta göz yumdu da 15 Kasım da açılan

pankarta niye göz yummadı demek ve bunu polemik haline getirmeye çalışmak

elmalarla soğanları aynı kefeye koymaya benziyor.

Vatandaşımız polise siyasetin karışmasını veya da

karıştırılmasını hiç istemiyor.

Bu konuyu kime sorduysam önce yüzlerinden bir endişe

dalgası geçiyor, sonra da, Yıllar içinde oluşturulmuş polisteki disiplini ve

düzeni kesin bozarlar diye yanıtlıyorlar beni.

Belli ki siyasilerin polise karışmasını ve müdahale

etmesini istemiyor insanımız. Zaten devletin, polisimizin giderlerini

karşılamadığı, maaşlarını ödemediği, araç gerecine devlet bütçesinden para

vermediği, benzinini dahi koyamadığı bir pozisyonda olduğunu bile bile bazı

kişilerin, -tüm bunları kendileri karşılıyormuş gibi- Polis sivile bağlansın

gibi boylarından büyük laf etmeleri abesle iştigal.

Devleti, işe gitmeden ay sonu bir çuval para alan

müşavirlerle doldurdular, şimdi de aynısını poliste yapacaklar, yoldan geçene

rütbe verip, makam verip üst düzeyde görevlendirecekler. Hem polisin düzeni,

bilgisi, becerisi ve disiplini bozulacak, hem de her hükümet değiştiğinde bol

miktarda polis müşaviri çıkacak ortaya diyor insanımız.

Bu öngörülerinde de haklılar. Siyasiler polisimizden de,

askerimizden de uzak durmalılar.

Ki, Askerliği kısaltacağız , Bedelli askerliğin önünü

açacağız dediler, yıllardır 100 civarında firari ve bakaya sayısı 2014 yılında

266 oldu aniden. Nedeni de işte bu ucuz halkçı , yani popülist siyasiler...