Plaza kadını ile gecekondu kadınını ayıran o caddede?

Abone Ol

Çoğunuz fark etmişsinizdir.

Ne yaman bir sınıf farkı olmasına rağmen.

Bu halkın kurtla kuzu gibi hiç olmadığını.

Bu yüzden her seferinde adacıklar halinde yaşayan halkımı nasıl içten selamlıyorum.

Lüks sitenin karşısında bir gecekondu mahallesi.

Korunaklı konutlar bir adacık gibi yüksek duvarlar ve demir tellerle, elektrikli güvenlik önlemleri ile muhafaza edilmiş.

Gecekondu mahallesi ise sere serpedir, bahçe duvarları bile yoktur, koruyacakları pahalı eşyaları olmadığındandır belki de.

Her gün önünden geçtiğim plazanın tam karşısı ayrı bir adacık.

Başka bir memlekette göremezsiniz işte bunu.

Adamlar zengin sınıfı normal halktan ayırmak için ayrı mutena muhitler oluşturmuşlardır.

Ama bizde bu seçkin ve varlıklıların adacıkları ile yoksulların mahalleleri iç içe.

İşte o zengin plazayı, yoksul gecekondu mahallesinden ayıran tek sınır iki metrelik aralarındaki cadde.

Caddenin karşı tarafında salaş birahaneler, uyduruk kafeler, derme çatma pastaneler, ucuz şarküteri dükkânları.

Plazadan çıkan genç kadınlar ince ve çok uzun boylular.

Yolun karşısında yürüyen, alışveriş yapan gecekonduların genç kızları ise kısa ya da orta boylular.

Acımasız kapitalist sistem artık yüzü güzel de olsa, kısa boylu çalıştırmıyor; boyu uzun, ince olan güzeldir anlayışı öylesine hâkim ki.

Ne acı ki, şişman bir elemanına da rastlamıyorum plazanın.

Şişmanlar da yolun karşısında kalmışlar.

Kıyafetleri zaten çok büyük bir ayrımını hemen anımsatmakta adacığın.

Öğle tatiline çıkan kadınlar arabalarına atlayıp lüks yerlere yemeğe giderken giysileri de pahalı markaları fısıldamakta.

Caddenin karşı tarafında Halk Ekmek büfesi önünde ellerinde poşetleri ile ekmek sırasında bekleyen kadınların kış olmasına karşın ayaklarında şıpıdık terlikler, yazlık, çiçekleri solmuş basma etek, başlarında ya soluk bir yemeni ya da karşıki caddenin kuaför eli değmiş bakımlı saçlı plaza kadınları gibi hiç olmayan saçları.

İki tarak atılmış, beyazlayan tellerinin ucunda kalitesiz boyaları sırıtan bir yoksulluk göstergesi gibi ucuz sarı saçlar.

Peki, o ucuz kafeler salaş dükkânlar niye açılmış.

Geleni yok diye üzülmeyin hemen.

Plazanın boğaz tokluğuna çalıştırdığı güvenlikçileri, temizlikçi kadınları, çaycıları, kat bekçileri orada iki poğaça bir çaya karınlarını doyurmaya çalışmakta.

Tabii arada iki yakanın insanı birbirinin tarafına geçiyor.

Hiç birbirine şaşmadan, hiç kucaklaşmadan, hiç selamlaşmadan.

Ne ki düşmanca bakışlarla birbirlerini tehdit de etmeden.

Plaza kadınları elbet erkeklerin daha çok ilgisini çekiyor, hayran bakışları onlar topluyor, birer manken yürüyüşü gibi kalem topukları üzerinde ritimli adımlarından, yanlarından geçerken kullandıkları pahalı parfümlerden çok etkileniyorlar.

 Balık ayıklamaktan, soğan doğramaktan, sebze yıkamaktan morarmış gecekondu kadınlarının ellerinde bıçak yaraları.

Patates soymaktan ya da ev araçlarını tamirden, sökük dikmekten hep iğne deliği elleri.

Şöyle ekmek parasından artırabildikleri en ucuz el kremi çantalarında mevcut elbet.

E, kozmetiğe de az da olsa para harcıyorlar, onlar da kadın; güzel görünmeyi murad ettikleri eşleri ve nişanlıları var.

Kiminin işi bile var.

Yakındaki konfeksiyon atölyesinde haftalık usule göre çalışmaktalar.

Kimi plaza kadınlarının çocuklarına bakmakta.

Evlerine temizliğe gitmekte.

Ama onlar aldıkları ücreti lüks markalı giysi ve makyaj ürünlerine değil ailelerine harcıyorlar.

Bekârlar çeyizlerini, ev eşyalarını hazırlıyorlar.

Evliler, çocuklarının bakımına, evin kirasına, odun kömür parasına, mutfak masrafına ancak yetişiyorlar.

Kocalarına ve yuvalarına destek olurken; evlerine aldıkları perdeyi kendileri giymiş gibi mutlu oluyorlar.