PKK siyasal yöntemlere başvurabilir mi?

Abone Ol

Çözüm sürecinin tekrar geri gelmemek üzere terörün son

bulmasını sağlamasını gönülden isteyenlerdenim. Bunun aksini düşünmek de zaten

mantıki değil. Ancak, bir terör örgütünün demokratik, siyasal yöntemlere

başvurmasının da sanıldığı kadar kolay olmadığını düşünüyorum. Söylem bazında

elbette mümkün. Ama, 30 yılı terör eylemleri ile geçmiş, varlığını korumak için

terörden yarar ummuş bir örgütün birileri istedi diye bir anda silah

bırakmasını, topluma katılmasını beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bununla

terörün son bulmasının mümkün olmadığın elbette söylüyor değilim. Ancak, terör

örgütünün ortaya çıkışı ve bugüne kadar gelen süreçte hangi ülkelerin desteğini

aldığını, hangi ülkelerin yüzyıl önce bölgemize biçtikleri kıyafeti giydirmek

için terör örgütünü devreye soktuklarını düşünmeden birlerinin masa başında

aldıkları kararlarla hiçbir şey olmamış gibi eski günlere dönülebileceğini

sanmak gerçekçi olabilir mi

Kaldı ki, Kürt meselesinin tek boyutlu ve sadece ülkemizi

ilgilendiren bir mesele olmadığını, İran, Irak ve Suriye ayağının da

bulunduğunu göz önüne almadan yapılacak tüm değerlendirmeler ve temenniler

hayalden öte geçmeyecektir. Bu bakımdan Türkiye başta olmak üzere emperyalist

ülkelerin ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki emellerini dikkate alarak, onlarla

aynı çuvala girmenin sadece zarar vereceğini artık herkesin görmesi gerekiyor.

Bunun içinde Müslüman ülkelerin aralarındaki bir takım ihtilafları bir takım dış

telkin ve tahriklerle kan davasına dönüştürmelerinin sadece kendilerine zarar

verdiğini ve özellikle İngilizlerin bölgemize yönelik hayata geçirmeye

çalıştığı Büyük Kürdistan haritasının oluşmasına hizmet etmekten öte

gitmeyeceğini, bunun ise bölgenin kan gölü haline gelmesinden başka bir sonuç

vermeyeceğini görmek durumundayız. Elbette bu gerçeği görmek yetmez. Bölgemizin

bir çatışma ortamından kurtulabilmesi için bölge ülkeleri ve İslam dünyası el

ele vermek durumundadır. Buna ister İslam Birliği deyin ister, İslam

ülkelerinin işbirliği deyin biran evvel hayata geçirilmesi gerekiyor. Bugün

sömürgeci güçlerin kontrolü altında oluşturulmuş uluslararası tüm kuruluşların

hedefinin İslam dünyası olduğu gerçeğini görmek için biraz dikkat yeterlidir.

Tüm bunları dün iki gazetede yer alan bir haber

hatırlattı. Haberde AK Parti Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu nun

açıklamasına yer veriliyordu. Ensarioğlu çözüm sürecinin başlamasından bu yana 2 bin 200 kişinin dağa

çıkarıldığını ileri sürüyordu. Bu açıklama bir gerçeğin ifadesi ise çözüm

sürecinin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Değerlendirilmeli ki kimse

kimseyi yanıltmasın, toplum gereksiz hayale kapılmasın. Eğer Ensarioğlu nun

sözleri bir gerçeğin ifadesiyse bilinmelidir ki, terör örgütü militanlarının

ülkeyi terk etmeleri bir anlam ifade etmeyecektir. Kaldı ki, militanların

Türkiye yi terk edip etmedikleri konusunda da net bilgiler yok. Kısa bir süre

önce Başbakan Erdoğan yaptığı bir açıklamada militanların ancak yüzde 15 inin

ülkeyi terk ettiğini söylemişti. Başbakan ın bu açıklaması ile çözüm sürecinin

başından bu yana 2 bin 200 kişinin dağa çıktığı ya da çıkartıldığı açıklaması

birlikte düşünüldüğünde çözüm sürecinin devam ettiğinden bahsetmek gerçekçi

olmaz.

Olayın bir başka boyutu ise, eğer gerçekten terör örgütü

bir yandan militanlarını dışarı çıkartırken, yenilerini dağa çıkarmasının

sebebinin ne olabileceğini doğru okumak lazım. Söz gelimi devlet tarafından

bilinen örgüt militanları yurt dışına çıkartılıyor, bunların yeri yenileri ile

dolduruluyorsa terör örgütü eski elemanlarını Suriye ve İran a karşı

kullanabilir. Bunun hazırlığı içinde olabilir. Bunun yanında örgüt

militanlarının silahları ile birlikte ülkeyi terk etmeleri, dışarıda silahlı

bir grubun hazır bekletileceği anlamına da gelir. Ve tüm bu ihtimallerin

arkasında bölgemize yönelik kökleri geçen asra dayanan planların sahibi

ülkeleri aramak yanlış olmaz.