Pişmanlıklar…

Abone Ol

Yapılan yanlışlardan dolayı pişmanlık duymak gayet tabiidir. İnsani bir haldir. “Beşer, şaşar” çünkü, şaşabilir, normaldir. Hatadan ve günahtan münezzeh olma durumu yoktur insanoğlunun.

Pişmanlık da bu minvalde doğaldır. Yanlış yapan insanın, bundan ötürü pişman olması da bir erdemdir. Önemli olan husus, samimiyettir. İçten bir pişmanlık da insani bir durumdur. Yapılan yanlışın ardından gelen samimi bir pişmanlığa söylenecek söz de yoktur.

Ancak bir de tedbir vardır, teşhis vardır, öngörü vardır insanoğlu için. Akıl denilen nimet, insana özgüdür ve yapılan her işin önünü sonunu düşünmeyi, atılan her adımın ötesini berisini sorgulamaya yarar. İnsanın, Allah tarafından fiillerinden sorumlu tutulması bahşedilmiş olan akıl nimetinden dolayı değil midir?

İslami açıdan bakınca, bir konu hakkında bir karara varmadan, bir harekete geçmeden, bir işi yapmadan önce “istişare” etmek gerekir. İnsanoğlu, her şeyin en iyisini bilemez, böyle bir iddiada bulunması da tehlikelidir. Allah, insanı iddiasından vurur çünkü.

Bir işe girişirken istişarede bulunmak, meselenin idareci tarafından görülemeyen, es geçilen, fark edilmeyen noktalarını da gözler önüne serebilir. İdarecinin bilmediği bir husus varsa, onun bilinmesine vesile olabilir. Toplumsal kesimlerin görüşlerini dikkate almak bu açıdan önemlidir. Aykırı gibi gözüken seslere her daim önyargılı yaklaşmak yerine kulak vermekle kaybedilecek hiçbir şey yoktur.

İdare noktasındaki kimseler, yanlışa düşmekten, hataya yönelmekten toplumun herhangi bir bireyinden çok daha fazla gayret göstermek durumundadır. Hz. Ömer’in “adil hükmetme” konusundaki titizliği bize bir şeyler anlatmalıdır. O bakımdan, istişareyi elden bırakmamak, toplumun fikirlerine (o fikirde olunmasa bile) saygı ve hoşgörüyle yaklaşmak olmazsa olmaz bir husustur.

Son yaşanan musibete bakınca, hayret ve büyük bir üzüntüye uğramamak kaçınılmaz oluyor. Ehliyet ve liyakat yerine bir yerlere mensubiyet, tarikat-cemaat vs ilişkileri, birilerinin adamı olma gibi ölçütlerin ön planda tutulması, millet menfaatleri yerine bir kliğin gizli ajandasına teslim olunması gibi akla ziyan durumlara şahit oluyoruz. Keşke idare noktasındaki kimseler, istişareye açık olsalar ve bu içten pazarlıklı durumu (yapılan tüm uyarılara kulak vererek) fark edebilselerdi. Ne yazık ki, geçmişe mazi deniyor sadece.

Yanlış yapılabilir elbette, ancak yanlışlar sistematik hale gelirse sorun olacaktır. Yanlışlar bir ders vermezse, musibetten hayr çıkarılamazsa sıkıntı başlayacaktır. Elbette özür dilemek bir erdemdir ama daha da erdemli olan bir şey varsa o da farklı seslere de kulak verebilmek, farklı görüşlere de açık olmak ve bunlardan istifade ederek doğru olanı yapabilmektir. Sorumluluk, hele ki millete olan sorumluluk da bunu zorunlu kılmalıdır.

İstişare demek, toplumsal uzlaşı demektir aynı zamanda, toplumsal birlikteliğe adım atmak demektir. Bu ülkenin insanları (içten pazarlıklı ve kökü dışarıda olanları, bölücü niyet besleyenleri çıkarsak) bu ülkenin selameti ve menfaatini her şeyin üstünde tutan bir topluluktur. Onları dinlemek, yanlış yapmayı da asgariye indirecektir.

Allah bu ülke insanlarını pişman olunacak eylem ve söylemlerden muhafaza eylesin. “Akıl, akıldan üstündür” diye boşa söylememiş atalar.