Pirincin içindeki beyaz taştan kork

Abone Ol

İslami tebliğin Mekke dönemi çok sıkıntılı ve çileli geçmiştir. Bu dönemde Müslüman olmayı göze almak adeta kendini ateşe atmakla eş değerdi. Müslümanların canları da malları da güvencede değildi. Mevlana’nın tabiriyle ashab-ı kiram adeta pişip yandılar. On üç yıl süren bu pişme döneminin ardından hicretle birlikte Medine’de kurulan ilk İslam devleti kurulup Müslümanlar biraz olsun nefes alıp rahata kavuşunca hemen münafık bir zümre ortaya çıktı.  Bunlar İslam toplumunun içinde kâfir olarak yaşayan ama küfrünü gizleyen münafıklardı.

Münafıklar İslam toplumu için en tehlikeli unsur ve en yaman düşmandır. Bedenleri ile müminlerin yanında yer alırlarken kalpleri daima İslam düşmanlarından taraf çarpmakta ve sürekli olarak Müslümanların hezimetini arzulamak idi. Medine ilk olarak ortaya çıkan bu fitne hareketinin reisi Abdullah b. Ubey b.Selül’dür.  Yesrib’in kralı olmak için gün sayan ve hatta krallık tacını dahi yaptırmış olan Abdullah b. Ubey’in bu hayali Allah Resulünün Medine’ye hicreti ile suya düşünce İslam’ın en yaman düşmanı olmuş ama kabilesinin kahir ekseriyeti Allah Resulünün yanında yer aldığı için küfrünü açığa çıkaramamıştır. Bu habis adam etrafında kümeleşen kendisi gibi karaktersiz kişiliklerle birlikte daima içinde yaşadıkları topluma ve kendilerinin mal ve can güvenliğini sağlayan İslam devletine ihanet etmişler; bütün ayrılış noktalarında hep İslam düşmanlarıyla birlikte hareket etmişler, her zaman İslam düşmanlarını Müslümanlar aleyhine kışkırtmışlar ve cesaretlendirmişlerdir.

Öte yandan Müslümanların arasında devamlı olarak ikilik çıkarmak ve bu şekilde İslam cemaatini parçalamak için çalışmışlar ve bu hususta kullanabilecekleri her şeyi kullanmışlardır. Önce Allah Resulünün etrafında kuşku yaymaya çalışmışlar bu olmayınca Medine’nin yerlisi olan iki kabilenin yani Evs ve Hazreç’in arasını açmak için İslam öncesi meydana gelen savaşları gündeme taşımışlar ve bu şekilde iki Müslüman kabileyi birbirine düşürmeyi denemişlerdir. Bu da olmayınca Ensar ile Muhacirler arasında fitne ateşini tutuşturmak için çalışmışlardır.

Nitekim İslam’ın zaferinin uzak görüldüğü Bedir ve Uhud’a katılmamak için mazeretler üretmişlerken ganimetten pay almak için Beni Mustalık gazvesine koşarak gelmişler ve bunun neticesi olarak çok fazla münafık orduda yer almıştı. 

Gazve sonrası İslam ordusu “Mureysi” su kuyusu başında iken iki sahabe arasında su alma konusunda küçük bir münakaşa yaşandı. Bunlardan birisi Ensardan diğeri ise Muhacirlerden idi. Münafıklar bu ufak tartışmayı hemen alevlendirdiler ve iki kişinin kavgasını “Ensar ve Muhacir” kavgasına dönüştürdüler. 

Münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selul: Bize sığındılar, şimdi ülkemizde çoğaldılar. Vallahi bu Kureyş artıklarının yanında “besle kargayı oysun gözünü” dedikleri duruma düştük. Ey Medine’ye dönünce göreceksiniz “efendi olan sığıntı olanı sürecek” deme cesaretini dahi gösterdi. Daha önce birbirini kardeş olarak kabul edip bağırlarına basan bu iki grubun bir anlık gafletleri münafıkların çabalarıyla bir çatışmaya dönüşmek üzereydi ki Allah Resulü duruma el koydu ve orduya derhal hareket emri verdi. Ertesi gün sıcak bastırıncaya kadar hiç durmadan orduyu çölde yürüterek onları aşırı bir şekilde yordu. Böylece insanlar yorgunluktan bitab düştüler ve önceki günkü her şeyi unuttular. Konaklayınca da birbiriyle uğraşacak mecalleri kalmadığı için derhal uykuya daldılar. İşte bu sırada Münafıkun suresi nazil oldu. 

Münafıklar bundan da netice alamayınca bu kez doğrudan doğruya Allah Resulü’nün haremine, Hz. Aişe (R.A.) annemize dil uzattılar. Gayeleri Allah Resulünü ailevi problemlerle meşgul ederek görev yapamaz hale getirmekti. Yaydıkları iftira o denli tesir etti ki buna bazı sahabeler dahi inandılar. Bunun için de onlara had cezası uygulandı. 

Bu hadise münafıkların ne denli tehlikeli ve tesirli olduklarını gözler önüne sermektedir. Ancak bu tuzak da Allah Teâlâ’nın yardımıyla boşa çıkarıldı. Allah Teâlâ Hz. Aişe (R. anha) annemizin temizliğini vahiyle bildirdi. 

Bu olaydan sonra münafıklara karşı herkes tavır koymaya başladı. Abdullah b. Ubey’i kabilesi dahi dışladı ve münafıkların etkinliği kırıldı. Bu olaydan 4 yıl sonra münafıkların reisi öldü ama münafıklık bitmedi. Rivayetlere göre Allah Resulü vefatı esnasında 50 civarında münafığın isimlerini Hz. Huzeyfe’ye (R.A.) teslim etti.  Müslümanlar için -tıpkı pirincin içindeki beyaz taşlar gibi- kâfirlerden daha tehlikeli olan münafıklar bu gün de Müslümanların bu denli ağır acıların içerisinde kıvranmasında en etkili güçtür.