Geçen hafta üç günlüğüne Kahramanmaraş a gittim. Ankara dan hareketle Kahramanmaraş a iki yönden, yoldan ulaşabilirsiniz. Biri Ankara-Aksaray-Niğde-Adana güzergâhı, diğeri Ankara-Kırıkkale-Kırşehir-Kayseri güzergâhıdır.Kısaca Kayseri-Kahramanmaraş güzergahı, sanıyorum 50-60 km. daha kısadır, trafiği de azdır. Yıllar içinde yollar genişletildi, çift şeritli hale getirildi birçok yerlerinde. Kahramanmaraş il sınırına girdiğinizde, bazı yerlerde onarım ve genişletme çalışmaları olsa da, açık bir ilgisizliği sezmemek mümkün değildir. Maraşlı, mizacen herhangi birşey talep etmeyi tenezzül meselesi addeder. Ama bu yöneticilerinin, temsilcilerinin yerine getirme yüküm sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İşte bu noktada yönetici ve temsilcilerinin duyarsızlığı Maraş ın talihsizliği olarak somutlaşır. Buna karşı isyan duygusunu, ne kadar telkin ve teskin etmeye çalışsanız da, engelleyemezsiniz.
İşte, Kayseri şehir merkezini geçip Sivas-Malatya-Kahramanmaraş a doğru istikamet tuttuğunuzda, yol ayrımı Pınarbaşı ilçesinde başlar. Zamanın ağır aksak akışını, hareket halindeyken bile hissedersiniz Pınarbaşı nda. Esintili bir havası, doyumluk veren bir yeşilliği vardır. Adı üzerinde bereketli su kaynağına da sahiptir.
İsmini hatırlayamadığım bir dinlenme tesisinde çay molası verdik. Masaların yanında, hani büyük şehirlerin bazı mekanlarında hep iğreti duran "Şark Köşesi"lerinde rastlanan sedirler var ya, işte onların doğalından oluşturulmuş bir sedirli bölüme oturdum. Minder ve koltuk yastıkları, Yörüklerin koyu mavi ve kırmızı renklerinden dokunmuş halıdandı. Sedirde oturan tek kişiye selam verdim. Konuşmaya istekliydi. Bir kaç dakika içinde tesisin sahibi, kendi ifadesiyle "emanetçisi", Almanya ya gitmeden önce emekli hakkını kazandığını, Almanya dan da emeklilik elde ettiğini anlatıverdi. Garsondan taze su istediğimde, ilçenin sırtını dayadığı dağdaki kaynakdan suyun geldiğini söyledi. Bir şey daha söyledi. İşte o gürül kaynak suyunun bir Alman firması tarafından satın alındığını. Kendiliğinden "eh, Alman firmasının şişeleyeceği suyu da satın alıp içersiniz" deyiverdim. O her yerde, her toplulukta, her köy kahvesinde, her konuk olunan evde günün "flaş" haberleri çerçevesinde geliştirilen "dahiyâne" görüşlere açılır gibi olduğunda, izin istedik ve yola revan olduk.
Pınarbaşı, 12 bin, haydi cömert davranalım 13 bin nüfuslu bir ilçe. İhtimal tarıma dayalı bir iktisadî yapıya sahiptir. İlk akla gelen doğal kaynağı sudur. Dünya politikasında suyun stratejik bir madde olma istidadına sahip olduğu, olacağı açık açık ileri sürülmektedir. Türkiye bakımından da bunun böyle olduğu dile getirilmektedir.Sanıldığının aksine ülkemizin su zengini olmadığı da bir vakıadır. Pınarbaşı nda, Maraş ta oturana göre su zenginiyiz, ama öyle değil.
12 Eylül 80 hareketinin, artık açıkça anlaşılması mümkün olan ana nedeni 24 Ocak Kararları nın uygulanmasının perdeleyici gerekçelerinden olan "özelleştirme"nin nasıl yeni-kolonyalizme dönüştürüldüğünü bu örnek üzerinde düşünmek kaçınılmazdır.
Kazıdığınızda "bedevi" mantık ve zihniyeti çıkacak olan küreselleşme taraftarlarına göre, bu tür olaylar basit bir Piyasa işlemidir. Tıpkı bedevi mantık ve zihniyetini besleyen belirsiz ve sürekli değişkenlik gösteren doğal olaylara göre nasıl hareket ediliyorsa, öyle davranılmalıdır. Oysa kültür, uygarlık, düşünce, inanç, hayat değişken olanı değişmez ilke ve kurallara göre yeniden düzenleme ameliyesi demektir. Vatan, devlet gibi değişmez olgu ve ilkelere dayanmıyorsanız, uygarlığa da, inanç ve düşünceye de asla sahip olamazsınız.
Trakya da "kapçık ağızlı" diye bir deyim vardır. Bu deyimi ödünç alarak "özelleştirme" kapçık ağızları, ormanlara da "özel sektörü" sokmak gerekir aşamasına ulaşmış bulunuyorlar. Bunun açık anlamı vatan satmaktır. Tıpkı 1918 deki "mandacı" zihniyet gibi, gibisi fazla.