Peygamberler geleneğinde darbe

Abone Ol

Şiddetin tarihi Âdem’in (a) çocuklarından Kabil ile başlar. Ve Kabil Peygamber otoritesine karşı gelen bir isim. İlk şiddet, şehvet ve iktidar uğruna onun tarafından işlenir ve bir katliama dönüşür. Üstelik mağdur/maktul en yakını; kardeşidir. Kabil kardeşi Habil’i baba peygambere rağmen öldürür. Aslında bu bir darbe girişimdir. Böylece darbe tarihini başlatır.

Darbe; hak edilmeyen şeyi ve kendine ait olmayanı zorla alma girişimidir. Yasaları ihlal eylemidir. Bu anlamda tüm darbeler şiddet eksenlidir. İfsat hareketidir. Müfsitlerin iş başına gelmesidir. Asilerin davranış biçimidir; darbe.

Peygamberler geleneğinde darbe yoktur. Tarih bunu kaydetmez. Tüm nebiler inançlarını davet ve tebliğ üzerine kurmuşlardır. Onlar dinlerini egemen kılma noktasında asla şiddete bulaşmamışlardır. Resullerin davet esası; bilgilendirme ve ikna etme esası üzerine kuruludur. Hiçbir peygamber doğdukları yerde/dâhilde en tabi insani ve inanç haklarını elde etme noktasında silaha sarılmamış ve şiddete başvurmamışlardır. Sosyal şartlar gereğince davranmışlar, hicret etmişler ve belirli bir gücü elde edince; fetih hareketine girişmişleridir, işgal değil.

İslam ve insanlık tarihi incelendiğinde görülecektir ki peygamber karşıtları; kendi içlerinden, kendi kabilelerinden ve kendi milletlerinden çıkan nebileri susturmak ve davetlerini sona erdirmek için; hep şiddet yolunu seçmişlerdir. Hatta gördükleri bir rüya sonucu dahi, peygamber gelmeden ve Risâlet’ini ilan etmeden önce; katliama girişmişler ve şiddet estirmişlerdir.

Kitaplar Mısır’da hüküm süren ve iktidar sahibi olan Firavun’un insanlık dışı uygulamalarından bahseder. Firavun gördüğü rüyasını, rüya bilimcilere yorumlatır. Yorumun sonucuna göre bir erkek çocuk doğacak ve o çocuk; iktidarını elinden alacaktır. Bunun üzerine askerlerine emir vererek doğan her erkek çocuğun öldürülmesini ister ve öldürülür. Ama “kaderin üzerinde bir kader vardır” mefhumunca; Musa’nın doğmasını engelleyemez. Öyle ki sarayında kendi elleri ile büyütür. Evet, Musa Firavun’un iktidarına son verir.

Nemrut’unda buna benzer bir uygulama ortaya koyduğundan tarih bahseder. Ama o da başaramaz ve İbrahim yeryüzüne doğar. Zalimlere karşı direnişin sembolü olur.

Firavun ve Nemrut; Kabil geleneğinin temsilcisidir. Ve şiddetle beslenmektedirler. Şehvet ve şöhret süslü iktidarlarını korumak için; kendi halklarına karşı akıl almaz bir şekilde şiddetin tüm unsurlarını kullanmışlardır. Bu anlamda Kabil tarafından uygulamaya konulan şiddet sonradan gelenler tarafından kurumsallaştırılmıştır. Ve tüm şiddet taraftarları Kabil’in takipçileridir.

“Sen de mi Brütüs” cümlesi darbeci geleneğin en açık ifadesidir. Vahiyden beslenmeyen Batı ve Doğu medeniyetleri bu anlayışın kodlarını bünyesinde taşımaktadır. “Bizans entrikaları” deyimi bunun başka bir ifadesidir. Tüm bunlar Kabil’in nefret, haksız ve haddi aşan izlerini taşır. Tanrılarla kavga eden Batı medeniyeti egemenliğini bu izler üzerine inşa etmiştir. Özellikle kendisinden olmayan ötekileştirdiği toplumları yönetmek için kullandığı en önemli araç darbe olmuştur.

İslam medeniyeti varoluş kodları arasında darbeci zihniyete yer vermez. Değişim ve dönüşümünü ahlaki zemin üzerinden gerçekleştirir. Hakkı olmayan ve zulme dönüşecek hiçbir şeye zihin dünyasında bile olsa el uzatılmasına izin vermez. Şiddetin ve zulmün her türlüsünü yasaklar.

Çünkü İslam medeniyetinin konusu; tevhid, ahlak ve adalet olmuştur. Şimdi de böyle olmalı.